Ara 11 2017

Korur Fincancı: 2018’de Türkiye'de insan hakları üzerine daha fazla tepki bekliyorum

 

Geçtiğimiz Pazar İnsan Hakları Günü’nü kutladık.  10 Aralık 1948'de kabul edilen Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin yıl dönümü tüm dünyada insan haklarının temel prensiplerinin tesis edilmesi ve korunması için hatırlatıcı bir unsur taşıyor.

DW Türkçe, Türkiye'de,  15 Temmuz 2016'daki darbe girişimini takiben ilan edilen olağanüstü hal koşullarında, ülkenin insan hakları karnesini, şu anki durumun 1980'li ve 1990'lı yıllardaki hak ihlalleri ile bir karşılaştırmasını ve önümüzdeki yıldan beklentileri bir bilirkişiye, Türkiye İnsan Hakları Vakfı Başkanı ve insan hakları aktivisti Şebnem Korur Fincancı’ya sordu.

İçinde bulunduğumuz yılı değerlendiren Korur Fincancı, Türkiye'de sistematik ihlallerden her zaman bahsedebileceğimizi,  ve yıllardır mücadele eden insan hakları savunucularının bir takım usül güvencelerinin hayata geçirilebilmesini sağlayabildiklerini anlatıyor. Korur Fincancı, buna rağmen Türkiye'de cezasızlığın önemli bir sorun olduğunun altını çiziyor. Korur Fincancı, sözlerine şöyle devam ediyor;

‘’İhlallerin bütün bir şekilde görünür kılınmış olmasına karşın, sorumluların yargı önüne getirilmesinde, yargı önüne gelseler bile ceza kararlarının çıkmasında ve cezaların uygulanmasında sorunlar var.’’

15 Temmuz 2016 darbe girişiminden sonraki süreçte, kamuda açığa alınmalar, meslekten çıkarmalar ve kimi zaman tutuklamaların sistematik yapısına ilişkin Fincancı şu değerlendirmede bulunuyor;

‘’Herhangi bir somut delil göstermeden ve yargılama süreçleri işletilmeden insanların işlerinden çıkartılmış olması başlı başına çalışma hakkının ihlali niteliğindedir. Bir yılı aşkın bir süredir insanlar işsiz. Ek olarak (devletin, bu insanların) özellikle başka işlerde çalışmasını da engelleyecek bir biçimde Sosyal Güvenlik Kurumu'na (SGK) yaptığı bildirimlerle uyarı verdiği için insanlara iş verilmemesi ya da iş verilse bile bunun işveren tarafından bir sömürü aracı olarak kullanılması, SGK'da haklarında uyarı çıkan kişilerin uyarı belirdiği için düşük ücretli işlerde çalıştırılmaları söz konusu oluyor.’’

Korur Financı’ya göre, Türkiye’nin insan hakları durumu idealden uzak olsa da, 1980’li ve 1990’lı yıllar hatırlandığında sizce bu alanda bir ilerlemede söz konusu. 1980'ler ve 1990'larda özellikle yaşam hakkı ihlallerinin çok ağır düzeyde olduğu, faili aslında belli, devlet eliyle gerçekleştirilen ölümlerin, yargısız infazların söz konusu olduğu süreçler yaşandığına değinen Korur Fincancı, (yine aynı dönemde) gözaltı süreçlerinin uzunluğu nedeniyle işkencede ölümler, kaybedilmeler olduğunu hatırlatıyor. ‘’İnsan hakları mücadelesinin ilerlemesiyle ve bir takım yasal düzenlemelerle birlikte bu tip ihlallerin sınırlandırıldığını görebiliyoruz,’’ diyen Korur Fincancı, yine de, 15 Temmuz (2016 darbe girişimi) sonrasında gözaltında ölüm olaylarıyla, ağır işkencelerle karşılaşıldığını ifade ediyor. Fincancı sözlerine şöyle devam ediyor: 

‘’ Elbette geçmişteki bir takım işkence yöntemlerinin yaygın olarak kullanılması söz konusu değilse de bu, devletin iyi niyeti ve insan haklarına saygısı nedeniyle değil, insan hakları mücadelesi yürütenlerin, özellikle de bu anlamda sağlık çalışanlarının konuyla ilgili yaptığı araştırmaların işkence uygulayıcılarına geri adım attırmasıyla mümkün oldu. Dolayısıyla, o anlamda bir karşılaştırmada yöntemlerin ağırlığı ve ortaya yaşam hakkını ihlal ederek koyduğu boyutu eskisi gibi olmasa da, farklı boyutlarda ağırlıklar taşıyan işkence ve hak ihlalleri söz konusu. Örneğin insanları sivil ölüme mahkum etmek; bir aileyi çocuklarıyla okulsuz, işsiz, evsiz bırakmak; onların damgalanmasına neden olmak; dışlanmasına yol açmak gibi durumların her biri aslında çok ağır ihlaller.

İnsanları ülkeden kaçmak zorunda bıraktırmak, bundan başka çarelerinin olmaması ve bu kaçışlar sırasında yollarda ölümle karşılaşmaları (diğer örnekler). Sonuçta her dönemin kendine özgü, daha ağır, daha yıkıcı ihlalleri var aslında.’’

Korur Fincancı’ya göre,  insan haklarının evrensel bir şekilde tesisi için Türkiye’nin önündeki en büyük engellerden biri bu süreçte özellikle toplumun sessizliğe mahkum edilmiş olması en önemli engellerden biri. ‘’Çünkü toplum tarafından tartışılması, kamuoyunda farkedilmesi ve ayrım yapılmaksızın herkes için hak ihlallerine eleştirel gözle bakılabilmesinin aslında toplumun bu konudaki duyarlılığıyla mümkün,’’ diyen Korur Fincancı, bu ihlaller tam da toplumda korku yaratmak, insanları sessizleştirmek için yapıldığının altını çiziyor. Bu ise bir kısırdöngünün ortaya çıkmasına sebebiyet veriyor.

Korur Fincancı, gelecek seneyle ilgili beklentileri sorulduğunda, Türkiye'de ciddi bir sistem sorunu bulunduğunu ve bu sistemde demokratik bir ortamın olmadığı gerçeğini hatırlattıktan sonra, ‘’toplumun bütün bu baskılara, şiddete ve sindirmeye belli bir dayanma ölçüsü bulunuyor ve demokrasiyi olanaklı kılacak mekanizmaları devreye sokması gerekiyor,’’ ifadesini kullanıyor.

Korur Fincancı sözerline şunları ekliyor:

‘’Önümüzdeki yıl içinde, özellikle iktidarın çok fazla teşhir olması nedeniyle toplumda daha fazla tepki ve bu süreç içinde de bir değişim bekliyorum. Özellikle (beklenen) ekonomik krizle birlikte (ülkeyi) toparlayabilmek ve baskıları arttırmak amacıyla ufukta bir erken seçim ihtiyacı görünüyor. Ama bu erken seçim de onların (iktidarın) siyaset tarihinin çöplüğüne gömülmesine yol açacak gibi görünüyor. 2018 için umutluyum yani.’’

 

 

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar