Umit Kardas
Ara 14 2017

Türkiye'nin insan hakları karnesi

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin kabul edilişinin 69’uncu yıldönümünde ; 10-17 Aralık İnsan Hakları haftası nedeniyle insan hakları ihlallerinin gündeme geldiği bugünlerde İnsan Hakları Derneği 20 Temmuz 2016 tarihinden bu yana devam eden OHAL dönemindeki hak ihlallerine ilişkin bir rapor açıkladı.

Bu raporda öncelikle Kanun Hükmünde Kararnamelere ilişkin Anayasa ihlallerine değiniliyor.

Anayasanın 121. maddesine göre KHK'lar Resmî Gazete’de yayımlanır ve aynı gün Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayına sunulur.

Raporda da belirtildiği gibi bugüne kadar 667 ile başlayan ve 694 ile sona eren 28 adet KHK yayınlanmış durumda. Bu KHK’lardan bazıları aynı gün TBMM onayına sunulmayarak Anayasa ihlali yaşandığı anlaşılıyor.

TBMM iç tüzüğüne göre OHAL KHK’larının 30 gün içerisinde TBMM tarafından görüşülmesi ve bu konuda bir karar verilmesi zorunlu olmasına rağmen 28 OHAL KHK’sından sadece 5’i hakkında TBMM onayı alınmış, geri kalan 23’ü hakkında süresi içerisinde TBMM onayı alınmayarak açıkça 121. maddesi ve Meclis İçtüzüğü ihlal edilmiş durumda.

667 sayılı KHK’nın 3.maddesinin 1.fıkrasıyla; terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulu’nca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yüksek mahkeme üyelerinin kendi kurullarınca diğer hakim ve savcıların Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verileceği ve bu kişilerin  görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve hususi damgalı pasaportları iptal edileceği ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edileceği hususları düzenlenmiştir.

Bu düzenlemeyle OHAL sürecinde yapılan yargılamalar bakımından hakim bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkesi rafa kaldırılmış, aslında yurttaşların adil yargılanmasının  teminatı olan  hakim teminatından vazgeçilmiş,adil yargılanma hakkı kullanılamaz hale gelmiştir.
 

“Devletin milli güvenliği” ve “terör” gibi muğlak  kavramlar üzerinden keyfi, şahsi, indi, sübjektif uygulamalara neden olunabilecek bu düzenlemenin süreç içinde verilecek kararların hukuki meşruiyetlerinin sorgulanmasına neden olacağı açık.

Yine 668 sayılı KHK’nın 37. maddesiyle getirilen düzenlemede; 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında karar alan, karar veya tedbirleri icra eden, her türlü adli ve idari önlemler kapsamında görev alan kişiler ile olağanüstü hal süresince yayımlanan kanun hükmünde kararnameler kapsamında karar alan ve görevleri yerine getiren kişilerin bu karar, görev ve fiilleri nedeniyle hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluğu doğmayacağı belirtilmiştir.
Bu düzenlemeyle de sorumsuzluk ve cezasızlık tam bir güvenceye bağlanmış ve hak ihlallerinin yolu açılmış, ihlallerin tekrarına ve meşruiyet kazanmasına zemin hazırlanmış, böylece hakların kullanılması imkanı da ortadan kalkmış durumda.

Üstelik bu düzenlemede “görev alan kişi” tanımı yapıldığından kamu görevlisi olmayan ancak devlet adına iş gören kişilerin de bu kapsama sokulması muhtemel.

667 ve 668 sayılı KHK’lardaki bu önemli düzenlemeler insan hakları ihlallerinin çoğalmasına neden olmuş durumda.

Türkiye İnsan Hakları Vakfı Dokümantasyon Merkezi’nin verilerine göre yaşam hakkı ihlalleri 2017 yılının ilk 11 ayında şöyle gerçekleşmiş:

Kolluk güçlerinin dur ihtarına uyulmadığı gerekçesiyle veya rastgele ateş açması sonucu 36 kişi yaşamını yitirmiş, 12 kişi de yaralanmış.

Silahlı çatışmalar nedeniyle 183’i asker, polis, korucu, 460’ı militan, 52’si sivil olmak üzere toplam 695 kişi yaşamını yitirmiş. 

Bu dönemde 282’si asker, polis ve korucu, 28’i sivil olmak üzere toplam 310 kişi ise yaralanmış.

Güvenlik güçlerine ait zırhlı araçların çarpması sonucu 6’sı çocuk olmak üzere toplam 23 kişi yaşamını yitirmiş, 46 kişi de yaralanmış.

Mayın ve sahipsiz bomba patlaması sonucu 5’i çocuk olmak üzere toplam 6 kişi yaşamını yitirmiş,18′ i çocuk toplam 25 kişi de yaralanmış.

İHD verilerine göre; 2017 yılının ilk 11 ayında en az 23’ü şüpheli olmak üzere 322 kadın ve 7’si şüpheli 68 çocuk çeşitli nedenlerle başta erkek şiddeti ve diğer nedenlerle yaşamını yitirmiş.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin verilerine göre 2017 yılının ilk 11 ayında iş kazaları/cinayetleri sonucu en az 1851 işçi yaşamını kaybetmiş.

TİHV’na 2017 yılının ilk 11 ayında işkence ve kötü muameleye maruz kaldığı iddiasıyla toplam 570 kişi başvurmuş, başvuranların 328’i aynı yıl içinde işkence ve kötü muamele gördüklerini belirtmiş.

Yine İHD verilerine göre; 2017 yılının ilk 11 ayında 423’ü gözaltında kaba dayak ve diğer yöntemlerle, 1855 kişi ise gözaltı yerleri dışında ve güvenlik güçlerince müdahale edilen toplantı ve gösterilerde olmak üzere toplam 2278 kişi işkence ve kaba muamele ile karşılaşmış.

2017 yılında da cezaevleri, insan hakları ihlallerinin en yoğun yaşandığı yerler olma özelliğini sürdürmüş durumda.

2002 yılında cezaevlerindeki tutuklu, hüküm özlü ve hükümlü kişi sayısı 59.429 iken, 2014 yılında 154.179’a, 2015 yılında 178.089’a çıkmış durumda.  

1 Kasım 2017 itibariyle ise cezaevlerinde toplam 230.735 kişi bulunmakta.TÜİK’in 2016 yılı il nüfusu verilerine göre cezaevlerindeki toplam nüfus Türkiye’nin 13 ilinin nüfuslarından daha fazla.

Cezaevlerinde bulunanlar KHK’larla getirilen kısıtlamalar ve uygulamadaki fiili durumlar nedeniyle hak ihlallerine uğramaktalar. Hasta tutuklu ve hükümlülerin tedavilerinin aksatıldığı, mahkumların yasalardan kaynaklı haklarından dahi yararlandırılmadığı şikayetleri artmış durumda.

Tespit edilebildiği kadarı ile cezaevlerinde 361’i ağır olmak üzere 1037 hasta bulunmakta ve  bu kişilerden durumu ağır olan 361 kişinin insani ve hukuki açıdan bir an önce tahliye edilmesi gerekmekte.

CHP milletvekili Sezgin  Tanrıkulu hazırladığı “İnsan Hakları İhlal Raporu”nda 2017 yılının ilk 8 ayında en az 1.924 kişinin hayatını kaybettiğini, bu ölümler içinde iş cinayetlerinin 1.119 kişiyle en yüksek oranı teşkil ettiğini belirtmekte.

Raporda son 8 aylık süreçte cezaevlerinde 8 mahkumun hayatını kaybettiği, en az 367 mahkum işkence ve kötü muameleye maruz kaldığı, 605 mahkumun bulundukları cezaevlerinden bir başka cezaevine zorla sevk edildiği, 35 mahkumun da sağlık hakkının ihlal edildiği,14 kişinin zorla kaybedildiği ya da kaybedilmek istendiği açıklanmakta.

Türkiye’de en çok ihlale uğrayan ifade ve medya özgürlüğü bağlamında 152 gazeteci tutuklu.Toplu gösteri ve yürüyüş hakkı ise askıya alınmış durumda.

İnsan Hakları Haftası’nda Türkiye’nin karnesi bu durumda.15 Temmuz kanlı darbe girişiminden 17 ay geçtikten sonra OHAL’ın kaldırılması ve iktidarın bir an önce normalleşme yönünde adımlar atması hayati önemde.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar