Veysel Ok: ‘İnsan hakları için en iyi başlangıç Altan, Demirtaş ve Kavala’nın tahliye edilmesidir’

Bir süredir hükümetin gündeminde yer alan “yargı reformu” iddialarına ilişkin ilk somut adım geldi. Bu kapsamda Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından İnsan Hakları Eylem Planı açıklandı. İnsan Hakları Eylem Planı, dokuz amaç, 50 hedef ve 393 faaliyetten oluşuyor.

Peki bu pakette insan haklarıyla ilgili neler var? İktidarın iddia ettiği gibi yargıda reform yapılıyor mu?

Detayları Sıcak Takip’te Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) eş direktörü avukat Veysel Ok’la konuştuk.

İnsan haklarıyla ilgili neler var pakette? Paketi genel olarak nasıl değerlendirmek lazım?

Paketi okuyunca sanki Cumhurbaşkanı Erdoğan değil de bir muhalefet lideri konuşuyor gibi. “Biz iktidara gelince bu değişiklikleri yapacağız” gibi konuşuyor. Oysa AKP, 2002 yılından beri iktidar ve Türkiye’de insan hakkı ihlalleri varsa bunun birinci derecede sorumlusu şu an ki iktidar. Bu yüzden paketin içeriğini okuyunca evet güzel değişiklik bunlar. Ama unutmayalım ki, Türkiye’deki hak ihlallerinin müsebbibi devlet. Bu yüzden hak ihlali yapan bir iktidarın hak ihlallerini kaldırmadan, İnsan Hakları Eylem Planı’nı ortaya koyması samimi gelmiyor.

Pakette en çok dikkat çeken maddelerden biri de “Hiç kimse, yaptığı eleştirileri veya düşünce açıklamaları nedeniyle özgürlüğünden yoksun bırakılamaz” oldu. Basın ve ifade özgürlüğü alanlarının nasıl iyileştirileceğine dair bir ayrıntı ise yok. İfade özgürlüğü nedeniyle çok sayıda kişinin cezaevinde olduğu bir dönemde bu maddeyi nasıl değerlendirmek lazım? Bu kapsamda yapıcı bir gelişme beklemek doğru olur mu?

Bizim MLSA’nın listesine göre en az 82 tutuklu gazeteci var. Şu an cezaevlerinde binlerce siyasetçi konuşmaları nedeniyle tutuklu. 10 binlerce insan cumhurbaşkanına hakaret iddiasıyla yargılanıyor. Böyle bir gerçek varken, cezaevleri aydın, entelektüel, gazeteci, siyasetçi, avukatlarla doluyken ve her şeyi geçtim, şu anda yargıdaki en büyük yük cumhurbaşkanına hakaret suçlaması. İnsan Hakları Eylem Planı’nı açıklayan Cumhurbaşkanı Erdoğan da bu davanın tarafı. Eleştirileri nedeniyle, fikri nedeniyle onbinlerce kişi yargılanıyor, tutuklu olanlar da var. Bu durum ortadayken kimse ifadesi nedeniyle cezaevine girmeyecek demek pek inandırıcı gelmiyor. Bunun inandırıcı gelmesi için ne yapılması gerekiyor? İfadesi nedeniyle tutuklu olan hatta hükümlü olan herkesin derhal tahliye edilmesi lazım. Ahmet Altan’ın, Selahattin Demirtaş’ın ve Osman Kavala’nın tahliye edilmesi lazım. Cumhurbaşkanı şikâyetçi olduğu bütün davalardan vazgeçmesi lazım. 

Aslında gazetecilere yönelik bir detay da yer alıyor planda. “İfade ve basın özgürlüğüne ilişkin standartları yükseltmek için gazetecilerin mesleki faaliyetlerinin kolaylaştırılmasına yönelik tedbirler geliştiriyoruz” dedi Erdoğan... Ne dersiniz?

Gazetecilere bir jest yapmak isteniyorsa gazetecilik faaliyetlerini “terörizm” olarak tanımlamamakla başlamak lazım. Türkiye’de hâkiminden, savcısına, siyasetçisine, hatta cumhurbaşkanına kadar gazetecilerin faaliyetlerini “terörizm” olarak tanımlıyor. Öncelikle bundan kurtulmak lazım. Gazeteciliği kriminalize etmemek lazım. O zaman bu durum gazetecilik faaliyetlerini kolaylaştırmak olur. Bunun da bir karşılığının olmadığını benden daha çok gazeteciler iyi biliyor.

İşkence iddialarıyla ilgili disiplin soruşturmalarında zaman aşımının da kaldırılacağını söyledi. Çıplak arama iddiaları gündemdeyken, “Üst ve beden aramalarının insan onurunu zedelemeyecek şekilde yapılmasına yönelik kararlılığımız doğrultusunda kolluk ve infaz personellerine eğitimler vermeye devam edeceğiz” dedi Erdoğan. Bu maddeleri nasıl değerlendirmek gerek?

İnsan onurunu zedelemeyeceğiz yönünde planlama yapacağız derken aslında bu çıplak aramanın kabulü. Çıplak arama yapmayacağızı kapsıyor bu. Bu açıdan HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun çabasının sonuç verdiğini görüyorum.

İşkence suçu zaten insanlığa karşı bir suçtur ve zamanaşımına tabii değildir. Bunu yeni bir şey diye sunmak da anlamsız. Ama şu an işkence sokakta yapılıyor. Boğaziçi üniversitesi’nde polisler öğrencilere saldırıyor. Sadece gizli kapaklı olarak değil açık açık yapılıyor işkence. Buna da polis müdahalesi deniyor. Polise karşı yapılan suç duyuruları takipsizlikle sonuçlanıyor. Bu açıdan işkenceye sıfır tolerans diyorsak öncelikle insanların temel hak ve özgürlüklerini kullanırken polis şiddetinin engellenmesi lazım. Bu engellenmedikçe bu plan da laftan ibaret olarak kalacaktır.

Son olarak bir hukukçusu olarak bu plandan sonra ne tür adımların atılmasını bekliyorsunuz?

Bizim planlara ihtiyacımız yok. Türkiye Cumhuriyeti’nde cumhurbaşkanından hâkimlere kadar, bütün bürokrasi şu andaki halihazırdaki anayasaya uysun yeter. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden (AİHM) çıkan kararlara uysun yeter. Acil olan Kavala’nın tahliyesi, Demirtaş’ın tahliyesi. Mahkemelerin Anayasa’nın 90. maddesi uyarınca AİHM kararlarına uymasıdır. Bunun için reform yapmalarına gerek yok.