Şub 07 2018

İnternet sansürünün boyutu sanıldığından büyük

Televizyon, gazeteler derken şimdi de İnternete büyük bir sansür yolda.

Meclis'e sunulan yasa tasarısına göre, internet üzerinden yayın yapan kurum ve kuruluşlar, RTÜK'ten lisans almak zorunda. Dahası, RTÜK bu yayınları denetleyecek ve istediği gibi kapatma, karartma ve yayın durdurma cezası verebilecek. 

Böylece muhalefetin son sesi de boğulmuş olacak.

Gazetduvar'dan Özlem Akarsu Çelik'in haberine göre, torba yasanın 73’üncü maddesine göre internetten yayın yapmak isteyen lisanslı kuruluşlar, yayın yapabilmek için RTÜK’ten ayrı bir lisans almak zorunda kalacak, lisans almayan veya lisansı iptal edilen kuruluşların yayınları, sulh ceza hâkimliği tarafından engellenebilecek.

RTÜK’ün engelleme talebini sulh ceza hâkimi 24 saat içinde duruşmaya gerek görmeden karara bağlayabilecek. Karara Ceza Mahkemesi Kanunu hükümlerine göre itiraz edilebilecek. Düzenlemeye gösterilen gerekçe, internetteki yayın içeriklerinin denetiminin yapılamaması ve elde edilen gelirlere vergi yansıtılamaması.

Bu konuda yorum yapan CHP'li RTÜK üyesi İlhan Taşçı'ya göre, tasarının kabul edilebilir bir yanı yok çünkü sınırı yok. Anayasal bir hukuk devletinde böyle sınırsız denetim olmaz. Olursa o sınırın nerede başlayıp nerede biteceği birilerinin keyfiyetine bırakılmış demektir.

Taşçı sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Kanunun yazım dili sorunlu ve kanun bir çerçeve çizmiyor. Torba kanundaki madde uçsuz bucaksız, sınırsız bir internet alanının denetimini getiriyor. Düzenlemede kast edilen internet üzerinden yapılan yayınlar, insanların izlemek zorunda oldukları yayınlar değil tam aksine izlemek için tercih ettikleri alanlar. İnsanların RTÜK’e şikâyet etmek için değil izlemek için abone oldukları, ücret ödedikleri yayınları, daha önceki örneklere bakarak söylüyorum, “öpüşme”, “eteğinin boyu” gibi gerekçelerle birileri şikâyet edecek ve RTÜK harekete geçecek.

İnternet yasakları üzerine kapsamlı çalışmaları ile bilinen Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Kerem Altıparmak'a göre de, tasarı tahminen, düzenli yayın yapan herkese şirket kurup ruhsat alma zorunluluğu getiriyor. Kâr amacı gütmeyen sürekli yayın yapıyorum derseniz orası muamma. Radyo ve televizyonlar için frekans aralığı sınırlı olduğundan ruhsat dağıtılır. İnternet gibi açık bir platformda böyle bir sınırlandırma olmaz. Her yeri kapatamazlar ama bunu yapmak suretiyle izleyici sayısını düşürür, reklam alıyorsa reklam alamaz hale getirirler.

Altıparmak sözlerine şöyle devam ediyor:

“Yürürlükte olan 5651 Sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun gibi bir kanun hiçbir ülkede yok. Milli güvenliğe, kamu düzenine aykırı yayın yapıyor diyerek erişim engelleniyordu. Şimdi getirilen düzenlemede şöyle bir tuzak olabilir: baştan ruhsatı vermez, sulh ceza hâkimliğine giderek bu ruhsatsız der ve hâkimlik de burayı kapatır.

www.sendika.org gibi tekrar tekrar kapatılmaz. 2015 yılından bu yana 61 kez kapatılan sendika.org sitesinin tüm kapanma kararlarını Anayasa Mahkemesi’ne götürdük, şimdi 62’de kaldı.”

Internet üzerinden her sabah düzenli yayın yapan gazeteci Ünsal Ünlü, ise konuyla ilgili şu yorumu yapıyor:

“Dijital yayınlara yönelik insanların kafalarında şüphe uyandırmaya çalışıyorlar.Bu düzenlemede tanımlar çok eksik. Mesela ‘tüm bu işlemler BTK (Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu) ve RTÜK tarafından 6 ay içinde çıkarılacak bir yönetmelikle düzenlenecek’ deniyor. Bunun daha yönetmelik bölümü de var. Bence bilinçli olarak ucu açık bırakılmış. Tedirginlik yaratılmaya çalışılıyor. RTÜK’ün yasasında internet denetimi yok ki! Yasal olarak görevi olmayan bir kuruma bu görev yükleniyor. Şimdiye kadar bunu BTK yapıyordu. RTÜK’e pas edilerek işe bir de kurumsal bir korku boyutu yükleniyor.

“İnternetin denetimi bir takım kurumların yasaklamasıyla, sansürüyle olmaz. Bunun yolu okurun, izleyicinin bilinçlenmesidir. “Medya okuryazarlığı” bu yüzden önemlidir. İnternetin televizyondan farkı, izleyicinin burayı bilinçli olarak tercih etmesi. 30 senelik yayıncıyım. Günlük 118 bin izleyicim var. YouTube’da izlenme sayısı 3 milyona yaklaştı. Yayınlarımın hiçbir yerinde küfür, hakaret yoktur, olmaz da. İzleyici de bir tercih yaparak benim programıma katılıyor.”

Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Burcu Sümer, düzenlemenin AB mevzuatına aykırılığının altını çiziyor ve ekliyor:

"Görsel İşitsel Medya Hizmetleri Direktifi’, AB’nin bu alana ilişkin elindeki tek enstrümandır. Türkiye, AB uyum sürecinde, bu alandaki mevzuatını bu direktife uygun hale getirdi. “Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkındaki 6112 Sayılı Kanun böyle düzenlendi.

Kullanıcının kendisinin ürettiği içerikleri yüklediği video paylaşım platformları sorunlu bir alan ve AB’nin sözünü ettiğim direktifinin kapsamında değil. Bu nedenle Mayıs 2016’dan beri AB’de de bu konu tartışılıyor. İnternette artan nefret söyleminin, telif haklarıyla ilgili yaşanan sorunların ve çocuk istismarı gibi problemlerin önüne geçmek için müzakere ediliyor. Bunu konuşurken AB içinde bile bazı hükümetlerin bunu sansüre dönüştürebildiğini, söylüyorlar. Macaristan, Polonya gibi otoriter hükümetler örnek gösteriliyor.

Bu düzenlemedeki “lisans alma zorunluluğu”, AB mevzuatında yok. Lisanslama meselesi, yayını önceden engellemek şeklinde uygulanabileceği için AB mevzuatına aykırılık taşıyabilir. Tasarıda ‘başka ülkeden yayın yapıyor olsa da kendime göre düzenlerim’ diyor. Bu direktife aykırı. Bir AB ülkesinde bir içerik düzenleniyorsa o içeriğin alındığı yerde yeniden düzenlenmesi için bir takım kurallar var. Kendi başına yayın nereden gelirse gelsin bunu ben düzenleyeceğim diyemezsin."