Tiny Url
http://tinyurl.com/yxczvnpk
Ali Yurttagül
Şub 12 2019

İran devrimi 40 yaşında: İmtiyazlı azınlığın 'İslam Cumhuriyeti'

Bölgeyi ve İslam algısını göz önünde bulundurursak, tam 40 yıl önce İran’da, dünyayı değiştiren bir devrim yaşadık.

Üniversite yıllarımda Berlin’de İranlı arkadaşlarımın heyecanını unutamam. “İslam Devrimi”ni kapanarak selamlayan feminist kızlar, Humeyni’nin yüzünde nur gören komünist öğrenciler, hürriyete susamış milyonlar....''

İran toplumunu, sadece ulema değil, aydın, oturmuş orta sınıfı, bazar sermayesi geniş yoksul kitlelerine rağmen modernize etmeye çalışan İran Şahı, milyonların sokağa inmesi ile 40 yıl önce ülkeyi terk etmişti.

Milyonların karşıladığı Humeyni’ye iki ay süren direnişten sonra ordunun da boyun eğmesi ile, bugün de sürmekte olan “İslam Cumhuriyeti” doğdu.

Devrim barışçıl diyebileceğimiz bir süreçle gelmişti, ama İran tarihinin en kanlı savaş yılları ile yerleşiklik kazandı ve bugüne kadar durmayan idamlarla ayakta kaldı.

İnsanlık tarihinin en derin kültürlerinden birinin çocukları, İran halkı perişan. Milyonları heyecanlandıran hürriyet değil. Halk en derin baskı rejimlerinden birinin altında inliyor. Dünyanın en zengin petrol ve gaz yataklarından birine sahip İran, Çin'den benzin ithal etmek zorunda.

İran devriminin en büyük başarısı sayılan, 'eğitimin yoksul kitlelere ulaşması' olgusu bile ülkenin kan kaybını derinleştiriyor. En zinde, en verimli beyinler ülkeyi terk ediyor, Amerika’da Nobel ödülleri ile görünür başarılara imza atıyor.

İran’dan göç işçi göçü değil; elit, beyin göçü.

İran sermayesi ülkeye sırtını dönmüş, kaçıyor.

Amerika, Kanada, Avrupa, Avustralya’ya gidemeyen gençlik kapalı kapılar ardında hürriyete susamış, uyuşturucu ile teselli arıyor:

Uyuşturucu bağımlı sayısı en iyimser verilere göre 4 milyon, kötümser rakamlara göre 8 milyon. Uyuşturucu ticaretinin önüne geçmek için çocukları idam sehpasında sallandıran rejim yani Mollalar, sorunun onlardan kaynaklandığını görmüyor, görmek istemiyor. Konu uzmanı uluslararası kurumlara kapılar açılmış, inkar politikası yerine çözüm arayışları başlamış olsa da, umut verici bir gelişme yok.

Ekonomi çökmüş durumda. 40 yıldır İslam devrimi ülkenin zengin kaynaklarını akıl almaz bir şekilde heba ediyor.

Deniz gibi gaz ve petrol yatakları üzerinde yüzen bir ülke neden Avrupa’nın santralları kapattığı bir dönemde nükleer “enerjiye” yatırım yapar, ekonomi mantığı ile anlamak mümkün değil.

Elbette ki sorun “enerji” değil, nükleer teknoloji ve silah. Bunun farkında olan ABD ve Avrupa’nın ısrarla ekonomik yaptırımlarına rağmen İran, nükleer teknolojiye yatırımdan vazgeçmiyor.

Sorun bir ülkenin bu teknolojiye sahip olup olmaması değil. Sorun bu teknolojiye sahip olma amacı. Silah ve füze teknolojisine yatırım da aynı amacın ürünü. Mollalar, rejimin selameti için nükleer silahlanma gerektiği inancında.

Kuzey Kore ve Güney Afrika’da beyaz ırkçı rejimin kurtarma simidi gibi sarıldığı nükleer silah, Mollalar için de dokunulmazlık umudu.

Halkın ekonomik yaptırımlar altında inim inim inlemesi, çocukların ilaç yokluğundan ölmesi, ülkenin her gün biraz daha derinleşen kriz altında erimesi onlar için sorun değil.

Ülkeyi kılcal damarlarına kadar kontrol eden paralel bir devlet, “İslam Cumhuriyeti” adıyla iktidarda. Adli yapısı, Devrim Muhafızları ile özel ordusu, aile dokusuna kadar örgütlü uzantıları, güvenlik güçlerinin her an mobilize edebileceği yüzbinlerce silahlı taraftarı ile kabus gibi bir baskı rejimi bu; nefes aldırmıyor.

Ülkenin tüm kaynakları toplam sayıları, 1-1.5 milyonu geçmeyen bir azınlığın elinde. Yolsuzluğun istisna değil, kural haline gelmiş olduğu bir düzen ile her gün daha zenginleşiyor, etkinleşiyorlar.

Devrim muhafızları özel şirketler ve vakıflar üzerinden, hiçbir denetim sorunu yaşamadan, ülke ekonomisinden beslenen en nüfuzlu grup. Orta sınıf devre dışı. Giderek fakirleşiyor.

Cumhurbaşkanı Ruhani gibi rejimin zeki üyeleri krizin farkında, “insanları kırbaçla cennete göndermeye çalışmanın anlamı yok” diyor, ama duyan yok.

Kadınlar sokaklarda her dakika arkaya düşen başörtülerini ve türbanlarını düzelterek yürürken, korku dolu gözleri ahlak polislerini arıyor.

Doğru, devrim ile kadınlara eğitim, üniversite, meslek kapıları açıldı. Ama kadınların dışlanmışlıkları sürüyor, hala devrimin en yaygın baskı uyguladığı sosyal grup kadınlar. Sorun geri kalmışlık, dünyanın her yerinde yaşadığımız kadınların karşı karşıya olduğu ayrımcılık değil sadece.

Rejim kadına farklı bakıyor. Mesela yargıda hakim makamını kadınlara kapalı tutuyor. Hissi varlıklar olduğu inancı ile, “kadınlar objektif karar veremez” deniyor.

Nükleer silahlanma arayışı nasıl rejimin selameti güvenliği için önemli ise, İran Yemen’den Suriye ve Lübnan’a kadar geniş bir coğrafyada savaş sürdürüyor. Tahran sokaklarında Suriye gazilerinin cenaze merasimleri artık alışılmış bir görüntü.

Generaller gizli saklı değil rütbelerine layık merasimler ile defnediliyor artık.

İran Suriye’de ne arıyor? Sınırında bir ülke, ekonomik çıkarlarının derin olduğu bir coğrafya da değil.

Milyarlar akıtarak Esad rejimini ayakta tutmamın tek bir amacı var: Devrimin selameti. İran, topraklarında yaşanır korkusu ile Suriye iç savaşında. Gözdağı veriyor.

Ama Mollalar iki gerçeğin farkında değil.

Birinci gerçek devrimin er veya geç biteceği, İran tarihinin bu en karanlık günlerinin sürmeyeceğini görmüyor, görmek istemiyorlar. Bu bir bakıma anlaşılır. İslam Devrimi bir inanç ürünü, siyasi sorgulama kültür ve yapısından yoksun.

Ama ikinci ve çok daha önemli bir gerçeği, İran halkının oldukça derin olan devlet kültürünü görmüyorlar, göremiyorlar. Bugün tüm bu baskı rejimi, ambargolar, ekonomik kriz ve sefalete rağmen İran Suriye gibi karışmıyor, iç savaş ile yüz yüze gelmiyorsa, bu halkın derin bir devlet kültürüne sahip olması sayesinde.

İran halkı en kötü düzenin, despotun, kaostan iyi olduğunu biliyor, yeni bir ‘devrimi’ ise hiç istemiyor.

Bu devlet kültürü dönüşüm, hürriyet ve dirlik için de umut kaynağı. Mollaları camiye dönmeye davet eden, İran’ı uluslararası camiada ve barış ve istikrar unsuru yapacak bir dönüşümün tohumları da bu kültürde yatıyor.

Umarız uzun sürmez, çünkü İran devrimi ve 'İslam Cumhuriyeti' sürdürülebilir değil.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.