Oca 08 2018

Kapitalizmin yeni korkusu: Prekarya devrimi

 

İran’daki son ayaklanmalar devlet ne kadar katı olursa olsun ve güvenlik önlemleri ne kadar artırılsa artırılsın, ekonomik bozulmaların toplumları harekete geçirebildiğini göstermek açısından önemli.

Muhtemelen benzer sorunlar yaşayan pek çok ülkenin yöneticileri bunu tecrübe defterine önemli bir örnek olarak kaydetmiş olmalı.

Tabii bu durum yeni değil. Batı’da Fransız ihtilalinden beri iktisadi şartların toplumsal ayaklanmalara zemin hazırladığı bilinen bir gerçek. Osmanlı’da da ekonomik şartların zorlamasıyla yaşanan birçok padişah değişikliği var.

Tabii, 1917 Rus devrimi de, fakirleşme ve bu fakirleşmeye karşı çalışan kesimlerin başlattığı bir kavganın ürünü.

Bu devrimde, iktisatçı Karl Marx’ın ‘proletarya’ dediği para karşılığı emeğini satan insanlar sisteme dönük başkaldırının merkezinde yer alıyor. Proleteryanın karşıt sınıf olarak tanımlanan burjuvaziyle mücadelesi sadece Rusya ve peykleri durumundaki sosyalist ülkelere de has değil.

Kendini kapitalist olarak tanımlayan ve bunu yasalarla güvence altına alan gelişmiş ülkelerde de sendikal hareketler ve sivil toplum kuruluşları nedeniyle proleteryanın burjuvaziyle mücadelesi devam ediyor.

İş güvencesi, emeklilik ve sosyal haklar proleteryanın bugüne kadar rakibi konumundaki burjuvaziden kazandığı önemli haklar olarak görünüyor.

Buna karşın dünyadaki yeni şartlar artık Marx’ın tanımını yaptığı proleterya sınıfında da parçalanmalara neden oluyor.

Çünkü proleteryanın bir kesimi çalışmayı bıraktığında yaşamını devam ettirecek gelir ve hizmetlerden yararlanabilirken, giderek artan bir bölümü ise bunlardan yararlanamıyor.

İktisatçı Mahfi Eğilmez, bu noktada çalışma uzmanı ekonomist Guy Standing’in ortaya attığı  ‘Prekarya’ kavramını yazmış. Standing’in, ‘Yeni Tehlikeli Sınıf’ diye adlandırdığı prekarya, Batı’da güvencesiz çalışan yeni çalışan sınıfı tanımlamak için kullanılıyor.

Standing’in bu sınıfı tehlikeli bulma nedeni ise popülist söylemlerle kolayca manipüle edilmelerinden ve toplumsal düzeni bozmaya açık olmalarından kaynaklanıyor. 

Eğilmez, Standing’in bu görüşlerinden yola çıkarak, ‘Batı dünyası açısından prekarya yeni bir sınıf olarak doğuyor.

Prekarya tanımı Batı’daki durumu tanımlamak için yeterli olabilir ama gelişmiş ülkeler dışındaki durumu tanımlamaya yetmiyor’ diyor.

Çünkü, Eğilmez’e göre gelişme yollundaki ekonomilerde iş güvencesi düşük olarak çalışanların yanında bir de güvenceden tamamen yoksun durumda çalışanlar var. Eğilmez şunları söylüyor:

 ‘Mesela Türkiye’de hiçbir sosyal güvenceye tabi olmaksızın çalışanların toplam işgücü içindeki payı yüzde 35’i buluyor (Eylül 2017.) Yani çalışanların üçte biri işini kaybettiği anda hiçbir güvenceye sahip değil. Gelişmiş ülkelerde iş bulmuş ama iş güvencesi giderek azalmış olanlar, gelişme yolundaki ülkelerde ise bunlara ek olarak işi olmayan ya da işi olsa da sosyal güvencesi olmayan insanların sayısındaki artış endişelerin artmasına yol açıyor.  İşsiz, güvencesiz, kayıt dışı bu kesim her türlü manipülasyona açık, yönlendirilebilir bir kesim olarak 21’nci yüzyıla damga vurmaya hazırlanıyor.’