Tiny Url
http://tinyurl.com/y68gbsgc
Hayrullah Hayrullah

Zarif’in istifası İran’da değişimi tetikler mi?

İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif'in istifasının tek önemli tarafı, bir rejimin iflas ettiğini gözler önüne sermesidir. Bu rejim kendi halkına hayal ettikleri her şeyi gerçekleştireceğini vadetmişti. Ancak bunun tam tersi gerçekleşti ve Şah’ın düşmesi ile sonuçlanan devrimin üzerinden tam 40 yıl geçmesine rağmen, gördük ki İran halkının yarısından fazlası yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Belki de Zarif’in, 2013 yılından beri İran Dışişleri Bakanı olarak sürdürdüğü görevinden istifa etmesinin ana sebebi budur.

Zarif, istifasını İran sınırları içinde yasaklanmayan Instagram hesabından yaptığı bir paylaşımla duyurdu ve İranlılardan, görevinde yaptığı kusurlardan dolayı özür diledi.  

Sonunda, İran'da "devrim" fikri ağır bastı ve galip geldi. Buna karşılık, kendisine saygısı olan, halkının refah ve çıkarlarını önemseyen,  gerçek sınırları ve kapasitesinin farkında olan, yakın ve uzak komşularıyla nasıl işbirliği yapabileceğini iyi bilen "devlet" düşüncesi yenilgiye uğradı.

İstifanın Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad'ın Tahran'a, yaptığı sürpriz ziyaretle aynı zamana denk gelmesi tesadüfi değil. Nitekim bu ziyarette İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı General Süleymani'nin baskın belirgin bir ağırlığı hissediliyordu. Esad, Cumhurbaşkanı Ruhani ve "rehber" Ali Hamaney ile görüşmesinde, Suriye Arap Cumhuriyeti’nin devlet başkanı gibi değil, Devrim Muhafızları tarafından kumanda edilen ve Süleymani’nin davetiyle Tahran’a gelen bir İran ekibinin elemanı gibi duruyordu.

Nitekim Esad’ın Hamaney ve Ruhani ile yaptığı görüşmeler esnasında Suriye bayrağının bulunmaması, bu durumu net olarak ortaya çıkarmış oldu.

Cevad Zarif, siyasetin, akrobatik hareketler, halkla ilişkiler, gülücük dağıtmalar ve masum görüntüler vermekle icra edilebileceğine inandı ve bunun bedelini ödedi. Diplomasi ile akrobasiyi bir birbirine karıştırdı. ABD'nin Barack Obama’dan ibaret olduğunu, Barack Obama'nın da ABD olduğunu zannederek ciddi bir hataya düştü ve ilelebet dünyayı aldatabileceğini sanarak 2015 yazında İran nükleer programı ile ilgili varılan anlaşmaya önemli hükümler bina etti.

Daha da önemlisi Zarif, bu anlaşmanın İran’a herhangi bir engele takılmadan, yayılmacı projelerini uygulama imkanı vereceği vehmine kapıldı.

Devrim Muhafızları da bundan dolayı, Zarif’e zaman tanıdılar ve ona karşı sessiz kaldılar. Ancak Zarif’in hesaplarının tutmadığını ve Barack Obama'nın süresinin dolmasıyla, onun da gitmesi gerektiği kanaatine varınca harekete geçtiler. Nitekim Obama'nın Beyaz Saray'dan, John Kerry'nin de Dışişleri Bakanlığı’ndan ayrılması, Zarif için de sonun başlangıcı oldu.

Zarif, Kerry'nin Ortadoğu ve Körfez bölgesi ile ilgili bilgisizliğini iyi değerlendiriyordu. Ancak Trump yönetimi, saflığın da bir sınırının olduğunu belirterek, ABD’nin artık İran’a uyguladığı yaptırımları kaldıramayacağını, İran ile nükleer anlaşma yapmayacağını ve bunun sonuçlarına katlanamayacağını savundu.

Artık nükleer anlaşmayı yırtıp atan ve yaptırımları artıran yeni bir ABD yönetimi var. Bu yönetim; 1979'da Tahran'daki ABD elçiliğinin rehin alınmasından bu yana tüm İran dosyalarını açan ve dünyadaki İran elçiliklerinin Devrim Muhafızları’na sundukları hizmetleri hoş görmeye istekli olmayan bir yönetim.

Avrupalı ​​veya Avrupalı ​​olmayan bir yetkili, Cevad Zarif’e; Hizbullah’ın Lübnan, Irak, Suriye, Yemen, Bahreyn ve Venezuela’daki faaliyetlerinden bahsederse veya İran Elçisi’nin, Kenya’da gözaltına alınan iki Devrim Muhafızı’nı kaçırma teşebbüsü hakkında bilgi isterse, verebileceği bir cevap var mı?

Zarif, ABD yönetimi tarafından dayatılan yeni çalışma koşullarına uyum sağlamalıydı. Belki de onun en büyük başarısızlığı, Avrupalıların, nükleer anlaşmayı sürdürmekle birlikte İran için bir şeyler yapabilecekleri varsayımında yatıyordu. Nitekim ortaya çıktı ki, artık Avrupa’nın eski ağırlığı yok. Hatta Hindistan ve Çin dâhil olmak üzere tüm dünya ülkeleri, Amerika’nın talep ve yaptırımlarına şu veya bu şekilde uymak zorunda.

Zarif, bunun da ötesinde, Avrupa’nın, İran’ın yanında durmasının İran için bir bedelinin/maliyetinin olacağını fark etti. Bundan dolayı da Kasım Süleymani, geçenlerde Tahran'ın bölgesel rolüne zarar verecek herhangi bir müzakereden kaçınılması gerektiği konusunda uyarıda bulundu. Süleymani, açıklamasında kimi tarafların nükleer anlaşmaya benzer bir anlaşma yapma niyetlerinin varlığına işaret ederek böyle bir anlaşmanın, "İran'ın İslami ruhunu ve hareket kabiliyetini ortadan kaldırmayı hedeflediğini" söyledi.

Bu açıklamadan da anlaşılıyor ki, Süleymani’nin en fazla endişe ettiği husus, İran'ın, füzeleri ve bölgesel rolü konusunda birtakım anlaşmalar yapılması. Ona göre "İran, ikinci bir anlaşmaya boyun eğerse bunun arkası gelir, başka anlaşmalar yapmak zorunda kalır ve böylece ülke özünü ve kimliğini kaybeder.”

Kasım Süleymani, Avrupalılar tarafından istenen bedele itirazını açıkça dile getirmese de, onun bu tavrı Beşşar Esad'ın Tahran'ı ziyaret etme biçimi ve ziyaretin gerçekleştiği atmosferden belli oluyor. Bu ziyaret ve ziyaretin gerçekleştiği atmosfer, Tahran’ın, gerginliği tırmandırmaya daha meyilli olduğunu ve İslam Cumhuriyeti'nin bölgesel rolü ve faaliyetlerini kısıtlamaya yönelik herhangi bir müzakereye kapalı olduğunu yansıtıyordu.

İran Dışişleri Bakanı, Münih Uluslararası Güvenlik Konferansı sırasında, İran’ın, füzelerini geliştirme arayışını haklı göstermeye çabalarken, Saddam Hüseyin’e sığınmaktan başka bir çare bulamadı ve kendisine yöneltilen bu çok basit soruyu cevaplayamadı.

 

Şayet İran, “devrimi ihraç etme” politikası yerine, komşu ülkelerle ilişki kurmaya yönelik rasyonel bir politika benimseseydi, Saddam 1980’de İran’a saldırmak için bir bahane bulur muydu?

Bilakis İran, o zaman Irak’a karşı rasyonel davransaydı, bütün dünya Saddam’ın karşısında dururdu.

Zarif, İran'ın büyük olaylarla karşı karşıya geleceği bir dönemde, sınırlarını kestiremediği bir oyunun kurbanı oldu. Zarif'in istifası, sıradan bir Dışişleri Bakanı’nın istifası olmaktan öte, Dışişleri Bakanı ile Cumhurbaşkan’ını buluşturan siyasi bir çizginin yenilgisi anlamına gelir. Şüphesiz Ruhani de önümüzdeki haftalarda, İran’da gerçek güç sahiplerinin Devrim Muhafızları’nın liderleri olduğunun ortaya çıkmasından dolayı zor durumda kalacak.

Cevad Zarif, İran’ın, Temmuz 2018 tarihinde Viyana’da 5+1 (ve AB) ile imzaladığı nükleer anlaşmaya tamamen bel bağlamıştı. Doğru, önceleri onun elinde Barack Obama ve Dışişleri Bakanı John Kerry'e pazarlayacağı bir şey vardı. Ancak Suriye konusunda Rus-İsrail anlaşmasının sağlandığı günümüz ortamında, Suriye’de kalmaya kararlı görünen İran İslam Cumhuriyeti'nin elinde pazarlayabileceği bir mal yok artık.

Bu bağlamda İran için en sıkıntılı husus artık manevra alanının geniş olmamasıdır. Bundan sonra, dar alanda faaliyet göstermek zorundadır. Yapabileceği tek şey de arada bir gerginliği tırmandırmak olacaktır.

Zamanında oğul Esad askerlerini Lübnan’dan çekmeyi, Şam’dan çekmek olarak değerlendirse de nihayetinde çekti. İran da aynı şekilde Suriye’den çekilmeyi Tahran’dan çekilmek olarak değerlendiriyor. Bunun da nasıl olacağını önümüzdeki günler gösterecek.

Bu yazı El-Arap gazetesinden alınmıştır

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.