Arabuluculuk sistemi işçiye mi yaradı, işvereni mi?

İşçi ile işveren arasındaki anlaşmazlıklar, dava nedenlerinin başında geliyor. Çalışanların kıdem ve ihbar tazminatı ödenmeden işten çıkarılması, iş sözleşmesinin haksız yere feshi, mobbing, istifaya zorlama, kötü muamele ile fazla mesai ve yıllık izin ücretlerinin ödenmemesi başlıca dava konuları. 

Özellikle kıdem tazminatı, işverenler tarafından ilave bir yük olarak algılanıyor. Bu nedenle Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin (TOBB) öncülüğünde kıdem tazminatının fon devredilerek ortadan kaldırılmasına ilişkin çalışma yıllardan beri sürüyor. Kıdem Tazminatı Fonu, seçmen tepkisinden çekildiği için her seferinde rafa kaldırılsa da işverenler, işçileri tazminatsız işten atabilmek için pek çok yolu deniyor. Pek çok işletme, kıdem tazminatına hak kazanmasın diye bir yıl dolmadan işçilere giriş çıkış yapıyor. Böylece kâğıt üstünde işten çıkışı yapılan işçi, yıllarca çalışmasına rağmen kıdem tazminatına hak kazanamıyor. 

İş Kanunu haftalık çalışma süresini 45 saat öngörmesine karşın birçok işyerinde bu süre aşılırken fazla mesai ücreti ödenmiyor. Hafta tatili ve bayramlarda yapılan çalışmalar için de zamlı ödeme yükümlülüğü en sık ihlal edilen işçi haklarından. 

İşçilerin çeşitli nedenlerle kullanamadığı yıllık izinleri, Yargıtay içtihatları çerçevesinde iş sözleşmenin sona ermesiyle birlikte ücrete dönüşüyor. Ancak işverenler çoğunlukla bu tür işçi haklarını ödemeye yanaşmıyor. 

Çalışırken işini kaybetmemek için sesini çıkaramayan işçiler, işten atılmalarının ardından mahkemenin yolunu tutuyor. Bu ve benzeri uyuşmazlıkların mahkemelerin iş yükünü artırdığı gerekçesiyle 2018 yılında ‘dava şartı’ olarak arabuluculuk sistemine geçildi. 

Bura göre; 1 Ocak 2018 tarihinden itibaren işçi-işveren uyuşmazlıklarında dava açabilmek, arabulucu şartına bağlandı. Yani işçilerin dava açabilmeleri için öncelikle arabulucuya başvurmaları kuralı getirildi. Arabulucuya başvurmadan açılacak davalar reddediliyor. Dolayısıyla kıdem, ihbar ve kötü niyet tazminatı, fazla mesai, hafta tatili ve yıllık izin ücreti ile işe iade talepleri için dava açmadan önce arabulucuya başvurulması zorunlu. 

Ancak işçi ile işverenin arabulucu tarafından uzlaştırılamaması durumunda dava açmak mümkün oluyor. İş kazası ve meslek hastalığından kaynaklanan uyuşmazlıklar ise bu kapsamda değil. 

Arabuluculuk uygulamasıyla, çalışma hayatına ilişkin anlaşmazlıkların daha kısa sürede ve dava açmaya gerek kalmadan çözümlenmesi amaçlanıyor. İşçiler başvurularını, adliyelerdeki arabuluculuk bürolarına yapıyor. Yetki sahibi avukatlar, şikâyetçi işçi ile işvereni bir araya getirip uzlaştırmaya çalışıyor. Başvuruların üç hafta içinde sonuçlandırılması gerekiyor. Bu süre zorunlu hâllerde bir hafta uzatılabiliyor. Arabulucunun bir saatlik ücreti 170 TL. İşçi ile işveren anlaşamazlarsa iki saatlik ücreti Adalet Bakanlığı ödüyor. Anlaşma durumundaysa arabuluculuk ücretini işçi ve işveren birlikte karşılıyor. 

Arabuluculuk uygulamasında iki yıl geride kaldı. Sistemin nasıl işlediğine baktığımızda; başvuruların önemli bir bölümünün anlaşma ile sonuçlandığı görülüyor. Adalet Bakanlığı verilerine göre, uygulamanın başladığı 1 Ocak 2018 tarihinden 19 Aralık 2019 tarihine kadarki yaklaşık iki yıllık sürede 740 bin dosya için arabulucu görevlendirildi. Bu başvuruların yüzde 65’ine tekabül eden 460 bini anlaşma ile sonuçlandı. Yüzde 35’ine denk gelen 246 bin dosyada ise mutabakat sağlanamadı. 

Peki, arabuluculuk uygulaması işçilerin lehine işlev görüyor mu? 

Öncelikle hızlı çözüm sağlanması nedeniyle olumlu bir işlev gördüğü söylenebilir. İş davalarının yıllarca sürebildiği dikkate alındığında, dört hafta içinde çözüm getirilmesi önemli bir kazanım. Başvuru ücretinin yargılama giderlerine göre düşük olması da sistemin faydalarından biri. 

Ancak mecburen arabulucuya giden işçilerin bir an önce netice alma isteği ve ekonomik koşulları nedeniyle bekleyecek durumda olmaması, çalışanların elini zayıflatıyor. Arabulucuların uzlaşma yönünde telkin ve yönlendirmesi de uygulamada karşımıza çıkan bir diğer husus. 

Diğer yandan iş hukukunda işçi lehine yorum ilkesinin benimsendiği bilinmektedir. İş mahkemelerinin hem Yargıtay içtihatları hem de Anayasa Mahkemesi kararları bağlamında, işçinin işveren karşısında zayıf taraf olduğu gerçeğinden yol çıkarak işçi lehine yoruma gitmesi yerleşik teamül. Nitekim davaların pek çoğunun çalışanlar lehine sonuçlandığı görülüyor. Bu noktada arabuluculuk kurumunun devreye girmiş olması, işçilerin doğrudan mahkemeye ulaşmasını engellediği için çalışanların aleyhine bir işlev görüyor. Sonuçta da dava yoluyla daha fazla kazanım elde edebilecek olan işçiler, arabulucuda daha azına razı oluyor. 


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir