Av. Yalçındağ Baydemir: İşkenceyi sergilemekten çekinmeyen bir idari ve kolluk pratiği var

Paris merkezli Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu (FİDH) Genel Başkan Yardımcı olan avukat Reyhan Yalçındağ Baydemir, son aylarca işkence ve kötü muamele konusunda yaşanan artışla ilgili, “1990’lı yıllardan bir bütün olarak farkı, kötü muamele ve işkenceyi sergilemekten çekinmeyen bir idari ve kolluk pratiği söz konusu” dedi. 

Yalçındağ Baydemir’e göre bu aralar Türkiye’de ekmek kadar, su kadar, hava kadar, oksijen kadar insanların adalete erişime ihtiyacı var.

Hak savunucusu, Diyarbakır’da Kürt siyasetçi Rojbin Çetin’e yapılan köpekli işkence ile ilgili olarak ise,  “21. yüzyıldayız. Yaşadığımız şeyler hakikaten değil 90’lara, neredeyse yüz yıl öncesine göterecek bir pratik” ifadelerini kullandı. 

Yalçındağ

Son günlerde hemen hemen tüm muhalif kesimlere yönelik AKP iktidarının bir baskı aracı haline dönüşen fiziksel işkence ve kötü muamele temalı podcast dizimizin bugünkü konuğu insan hakları savunucusu Avukat Reyhan Yalçındağ Baydemir oldu. Dünyadan 192 üyesi olan Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu (FİDH) Genel Başkan Yardımcı olan Yalçındağ Baydemir bu kurumda şu an Türkiye’yi temsil eden tek isim. Yalçındağ Baydemir, FİDH Genel Başkan Yardımcılığına Akın Birdal ve Yusuf Alataş’tan sonra Türkiye’den seçilen üçüncü isim. 

Kendisiyle Türkiye’de işkencenin neden yeniden artışa geçtiğini, bunun arka planını, yargı, siyasi iktidar ve muhalefetin bu konudaki sorumluluklarını masaya yartırdık. 

İşkence ve kötü muamelenin dönemsel olarak farklılıklar gösterdiğini hatırlatan Yalçındağ Baydemir, şöyle dedi:

“Gerek yaşam hakkına gerekse de işkence ve kötü muameleye dair dönemsel farklılıklar gözlemlenir. İnsan hakları savunucuları olarak çatışmalı sürece bakarız. Nitekim çözüm sürecindeki verilerle bugünkü rakamlar arasında çok büyük bir uçurum var. 

Sorunlara yaklaşırken, muhalifleri, farklı düşünenleri, eleştiri hakkını kullanmaları, kadın hakları aktivistleri, muhalif siyasetçileri hedef alma durumunda, siyasetin içinden geçildiği aşamaya göre, yönelimler biçim de değiştirir. Sadece niceliksel farklılıklardan bahsedemeyiz. Aynı zamanda bir biçim bir yönelim farkı da gözlemleriz.”

Son aylarda Uluslararası Federasyon olarak da gözlemlerini paylaşan Avukat Yalçındağ Baydemir, “1990’lı yıllardan farkı bir bütün olarak kötü muamele ve işkenceyi sergilemekten çekinmeyen bir idari pratik söz konusu, çekinmeyen bir kolluk pratiğini söz konusu. Çünkü bunun muafiyetle, cezadan bağışıklıkla herhangi bir idari veya adli müeyyideye çarptırılmamayla cevaplandıran bir yargı mekanizması var aynı zamanda Türkiye'de. Tüm bunlar iç içe geçmiş şeyler. Birbirinden bağımsız düşünülemez” ifadelerini kullandı. 

90’larda yaşanan hak ihlalleri ile ilgili AİHM’de yüzün üzerinde dosya takip ettiklerini hatırlatan insan hakları savunucusu şöyle devam etti: 

“O dönemde komisyon ve divanda dinlenen hükümet yetkilileri bir bütün olarak her daim bu ihlalleri inkar ederlerdi. Bu köy basılmadı, şu işkence vakası yaşanmadı, gözaltında tecvüz olmadı vs. gibi bunun savunmasına geçerlerdi. 

2015’ten bu yana yapılanlara bakın. Halfeti’ye bakın, Xerabê Bavê (Nusaybin ilçesinde bulunan Koruköy) köyüne bakın, buraya bakın (Diyarbakır’daki köpekli işkence), bütün olarak toplantı ve gösteri esnasında yapılanlara bakın, milletvekillerin kolu kırılıyor, darp ediliyor, saçlarından sürükleniyor. 

2015’ten bu yana bakıldığında işten atılan akademisyenin basın açıklamasında da korkunç bir yönelim görürsünüz, milletvekili açıklama yapmak istediğinde de, yaşlı başlı anneler yapmak istediğinizde de. Geçmişte total bir inkar vardı. İşkenceyi ‘kolluk gerçekleştirmiş olamaz, kollukla alakası yok’ denilirdi. Bu yüzden de AİHM’e taşınırdı.”

Sınırsız bir yetkiyle otoriterleşen bir bakış açısına dair bir kolluk gücü olduğuna dikkat çeken Yalçındağ Baydemir, şunları söyledi: 

 “Köy korucuları, askerler, polislerin yanı sıra bekçiler ve özel güvenlik görevlileri var. Bütün bu çoğalmalar, veriler şuna işaret ediyor: Ülkeyi her basamakta yöneten, en alttan en üstüne bakanlık düzeyine kadar yönetenler hiç durmadan hukuksuzluğa çağrı yaparlarsa, her şeyi güvenliğe ve beka sorununa bağlarsa, kolaylıkla gençler öldürülebiliyor. Dolayısıyla Yargı muafiyeti meselesi çok önemli. 

Cezasızlık politikası bizim on yıllardır söylediğimiz mesele. Son yıllarda kolluk lehine yapılan olağanüstü yasal düzenlemeler var. Bundan dolayı biliyorlar ki, ihlal herhangi bir müeyyide ile karşılaşmayacak. İdari ve adli olarak bu ihlaller sonuçsuz kalıyor. Gücü de bundan alıyor aslında.” 

Bir bütün olarak hak ihlalleri konusunda soruşturmanın başından itibaren hep kolluğun lehine yürütüldüğünü vurgulayan FİHD Genel Başkan Yardımcısı, “Zaten tutuklama gibi bir tedbire başvurulmadığı için de genellikle meslektaşları tanık olarak dinleniyor ve meslektaşları delil topluyor… Yıllardır şunu soruyoruz: Adli kolluk tamamen bağımsız olmalı. Toplantı ve gösteri yürüyüşünde görevli olan da dağıtma yetkisine sahip olan da, delili toplayan da aynı kişiler olunca bir kere baştan AİHS’nin 13. maddesinde öngörülen etkili soruşturma usulleri zaten rafa kalkmış oluyor. Akabinde ne oluyor, takipsizlikler başlıyor. Bu takipsizliklere yönelik başvurulardan da sonuç alınamıyor. Çok az sayıda davaya dönüşeler de ya beraat ya da zamanaşımıyla sonuçlanıyor. Yargı pratiği böyle olduğu sürece maalesef bu tür vakalarda artış olacak” diye konuştu. 

Koronavirüs pandemisiyle birlikte sadece Türkiye’de değil dünyanın birçok ülkesinde bir otoriter eğilimin yaşandığını hatırlatan Yalçındağ Baydemir “Her türlü tahammülsüzlük, yabancı, kadın, azınlıklar, LGBTİ düşmanlığı, aşırı hak ihlalleri, kadın bedenlerin savaş gerekçesi yapılması vs.. birçok gerçekten 21. yüzyılda insanlığın beklemediği bir fotoğrafla karşı karşıyayız. Koronavirüs pandemesi sonrası yaşananlarda da çok ciddi endişelerimiz var. Biraz da 11 Eylül sonrasına da benzeyen bir süreç var” dedi. 


Toplumun bir bütün olarak kendini huzurlu hissetme halinin yaşanmadığını söyleyen Yalçındağ Baydemir devam etti: 

“Kim kendini güvende hissediyor ki. Sadece iktidarda yakın olanlar kendini güvende hissediyorsa, herkes oturup düşünecek. İnsanların kendini güvende hissedebileceği koruma mekanizmaları yok. Demokratik bir ülkenin güvenlik sorunu olmaz. Demokratik bir ülkenin beka sorunu olmaz.

O ülkede bir şiddet uygulanmaz. Bireylerin demokratik tepkilerini demokratik şekilde ortaya koymalarından bir güvenlik zaafiyeti doğmaz. Bunun olmamasından güvenlik zaafiyeti doğar. Bence şu an bir güvenlik sorunu var, çünkü insanların güveni yok. Bireyler kendilerini güvende hissetmiyor. Kadınlar, ağaçlar, canlılar, hayvanlar bu ülkede kendini güvenli hissetmiyor. Bir bütün olarak bir güven sorunu var. Hakikaten bu aralar ekmek kadar, su kadar, hava kadar, oksijen kadar insanların adalete erişime ihtiyacı var. 21. yüzyıldayız. Yaşadığımız şeyler hakikaten değil 90’lara neredeyse yüz yıl öncesine götürecek bir pratik.” 

Ağır ihlallerin artışının sadece iktidar pratiklerinden değil aynı zamanda zayıf muhalefetten kaynaklı olduğuna dikkat çeken avukat Reyhan Yalçındağ Baydemir, “HSK gibi oluşumların tamamen bağımsız olması gerekiyor. Yürütmenin seçtiği kişilerden oluşan bir YSK’nin atadığı hakim ve savcıların ne kadar bağımsız davranabileceği son derece ortada. Birincil sorunsal buradan başlıyor. Sözlü mülakatlar var, bunların genellikle referanslar üzerinden olduğuna dair bir sürü iddialar var. Bunların tümü sorunsal. Anayasa Mahkemesi ile AİHM kararlarına uymayan mahkemeler gerçekliğimiz var. İster istemez bunlar neye göre kararları veriyor sorusunu gündeme getiriyor. Bir cezasızlıkla mücadele, adil bir sonuç alabilme, tam bağımsız ve tarafsız olduğunu yani yapısal tüm sorunlarını aşarak ortaya koyabilen bir yargı mekanizması olmadığı sürece hiç kimse kendini güvende hissetmeyecek” dedi.  


@Ahval Türkçe