Emre Kural
Haz 01 2018

İşkencenin kod adı: KHK 667/9

“Zonguldak’tan gelen bir ekip beni alarak Ilıksu Mevkii'nde dağ yoluna saptı. Beni dağa çıkardılar. Ellerim kelepçeli olduğu halde tişörtü arkadan kafama geçirdiler. Gözlerimi kapayıp işkence yaptılar. İşkenceden kastım yüzüme yumrukla vurdular. Bu şahıslardan ikisinin isimleri Emin ve Hasan idi. Diğerlerinin isimlerini bilmiyorum. Emin isimli şahıs beni biraz sonra öldüreceğini ve hainler mezarlığına gömüleceğimi söyledi. Bunlar yetmiyormuş gibi Hasan isimli şahıs beni eşimle tehdit etti.

Dediklerini kabul etmezsem, aynı işkenceyi eşime de uygulayacaklarını söylediler. Ben beynimden vurulmuşa döndüm. Gerisini hatırlamıyorum. Şuurum kaybolmuştu. Kendime geldiğimde Bülent Ecevit Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin bir odasında ellerimden çift kelepçe ile bir sedyeye bağlı olarak uyandım. Vücudumda elktrotlar ve iğne izleri vardı. Vücudumda çok yoğun ağrılar hissediyordum... Daha sonra cezaevindeyken hastanedeki bu tedavime ilişkin kayıtları istememe rağmen bu bilgiler bana verilmedi.”  
(Zonguldak 2. Ağır Ceza Mahkemesi duruşma tutanağı. Sanık: T.A.)

23 Temmuz 2016 günü yayınlanan 667 sayılı KHK'nın 9. maddesi, OHAL döneminde OHAL kapsamanda görev yapan kamu personelinin; hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluğunun bulunmadığı ibaresini taşıyor.

Trabzon Cumhuriyet Savcısı Eşref Aktaş, eşi ve çocuklarının önünde işkence gördüğünü iddia eden gazete dağıtıcısı A.B.'nin başvurusuna verdiği takipsizlik kararı ile, 667 sayılı KHK'nın 9. maddesini işkence suçları için de uygulayan ilk isim oldu.

Ardından, yargıda bu karar emsal haline geldi, ve 15 Temmuz sonrası yapılan işkence başvuruları hakkında peş peşe takipsizlik kararları çıkmaya başladı.

Nusaybin Kuruköy'de Kürt köylülere yapılan toplu işkence, Muğla’da 7 Kürt'ün darp edilerek çıplak halde asfalta yatırıldığı fotoğrafların servis edilmesi ardından kolluk kuvvetlerine yargı zırhı getirilmesiyle patlak veren örnekler.

Olağanüstü Hal'le birlikte Türkiye'de işkencenin yaygınlaşmasının en önemli nedeni kamu personeline getirilen bu koruma. Diğer neden ise işkencenin kayıt altına alınmaması.

işkence

“İtirafçı olmam karşılığında devletin bana yardımcı olacağını, gerekirse kimliğimi değiştirip yüzümü değiştirip ameliyat olacağımı anlattılar. Bu arada sürekli bilgi vermemi istediler. Ancak ben sordukları konular hakkında bilgi sahibi olmadığımı, bir kanıt gösterilmesi gerektiğini söyleyince o ana kadar normal giden mülakat havası bir anda değişti. Emin isimli şahıs beni bulunduğum yerden kaldırarak bir anda darp etmeye başladı. O sırada ben altıma kaçırdım.

Beni sandalyeye tekrar oturtmadılar.... Kendilerince istenen bilgiyi veremediğimden beni bundan sonra olanca şiddetiyle darp ettiler. Ben yalnızca kafamı korumaya çalıştım. Beni dövdüler, tekmelediler. Bunun sonucunda vücudumda morluklar ve çürükler meydana geldi. Hatta bir keresinde sorgumda bulunanlardan bir tanesi vücudumdaki morlukları görünce sana da fazla dalmışız diye kendi aralarında benimle alay ettiler.

Saat 05:00'da uykusuz bir şekilde kolluk ifadem alındı. Orada doktor raporlarının alınmadığını söylemek istememe rağmen bu husus ifadeyi yazan memur tarafından tutanağa geçirilmedi. Ertesi gün Sulh Ceza hakimi maruz kaldığım darp eylemlerini 'yargılamanın konusu değil' diyerek kayda geçirmedi.”  
(Zonguldak 2. Ağır Ceza Mahkemesi duruşma tutanağı. Sanık: A. E.)

Gözaltında bulunanların günlük Adli Tabip kontrolünden geçirilme zorunluluğu OHAL döneminde terör tutukluları için fiilen ortadan kaldırılmış durumda.

Sulh Ceza Hakimlikleri'nde ise sanıkların işkence gördüklerine ilişkin ifadeleri “yargılamanın konusu olmadığı” gerekçesiyle kayda geçirilmiyor. Benzer uygulama pekçok Ağır Ceza Mahkemesi salonunda da yaşanıyor.

Hakimler işkence gördüğünü iddia edenlerin savcılıklara suç duyurusunda bulunmaları gerektiğini belirtip, işkence altında alındığı gerekçesiyle reddedilen ifade tutanaklarının işleme konulabilmesini sağlıyor.

Bu konudaki en çarpıcı örneklerden biri Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesi'nde yaşandı.

“Seninle çok özel ilgileneceğiz dediler gözlerim kapandı, ellerim kelepçelendi. O odadan çıkartılarak, tuvaletin karşısındaki odaya götürüldüm. Saat 17:30 civarıydı, önce sadece pantolonumu çıkarmışlardı, oraya vardığımda bütün elbiselerim, iç çamaşırlarım dahil herşeyi çıkardılar ben 'yapmayım lütfen' dedim gözlerim kapalı, ellerim kelepçeli, bağırdım, sesim çıkmadı, ağzım bezle bağlandı, çırıl çıplak vaziyette karşıdaki banyoya götürüldüm.

Soğuk suyun altında vücudumun her yeri sıkıldı, özellikle haya organlarım, kalçam sıkıldı halen daha ağrıyor acı çekiyorum...

Benim her yerimle oynadılar, makattan da bir şey yaptılar ancak ne yaptıklarını bilmiyorum. Bir saate kadar kaldım sonra dediler ki bana 'eşini de getireceğiz ona da aynı şeyi yapacağız' dediler.

Burada yıkıldım, çünkü benim dünyadaki tek varlığım eşim ve üç çocuğumdur, bunun üzerine odaya aldılar, benim yapmam gerekeni projelendirdiler, orda anlattılar.”
(Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesi duruşma tutanağı. Sanık: H.K.)

Eğitimci H.K. ifadesinin işkence altında alındığını Ağır Ceza Hakimi karşısında söyleyip ifadesini de durum değişmedi. İşkence altında alınmış ifadeleri nedeniyle 9 yıl 2 ay hapis cezası aldı ve hükümlü olarak cezasının infazına başlandı.

İşkence

Uluslararası Af Örgütü, 15 Temmuz'daki darbe girişimi sonrası gözaltına alınanların dövülüp işkenceye maruz kaldığı, polisin gözaltındakilere cop ya da parmakla tecavüz ettiği tespitleri içeren bir rapor yayınlamış durumda.

Gözaltı merkezleri ve cezaevlerinde meydana gelen bazı ölüm ve intihar olaylarının da işkence sonucu meydana geldiği aileler tarafından iddia ediliyor. İstanbul Emniyeti'nin nezarethanesinde hayatını kaybeden öğretmen Gökhan Açıkkollu'nun ölümü bilinen en önemli örnek.

Durum yanlızca ağır işkencelerden ibaret değil. Gözaltı ve tutukluluk sürecindeki mevcut koşullar, uluslararası normlara göre işkence kapsamına giriyor.

Kötü koşulların en önemli mağdurları anneleriyle cezaevinde bulunan bebekler. Bu isimlerden birisi de şu an Yunanistan'da mülteci olarak hayatını devam ettiren B.U.

Tutuklandıktan sonra Bakırköy Cezaevi'ne konulan B.U. bebeğiyle tutuklu kalmanın nasıl bir durum olduğunu Ahval'e şöyle anlatıyor:

“Cemaat kapsamında tutuklananlar bir süre tek kişilik hücrelerde tutuluyorlar. Bu süreçte bebeğinizi yanınıza almanız yasak. Hücrede göğüsleri süt dolan bebekli anneler için gardiyanlar belirli aralıklarla süt sağma makinesi getiriyorlar.

Sütü sağıp lavaboya dökmek zorundasınız. Çocuğunuzu oraya sokmak istemezsiniz. Pis, çocuk gardiyanlardan korkuyor, yiyecek istiyor yapamıyorsunuz, süt istiyor alamıyorsunuz.

Benim çocuğumun alerjisi var. İlk gece tıkandı, bütün koğuş ayaktaydık. Sprey sıkılması lazım vermediler, serum fizyolojik almamız yasak, tuzlu su yaptım enjektör vermediler. Anneler dışarıda bakacak biri varsa bu eziyeti çocuklarına yapmazlar. Benim yüzümden orada diye kendinizi suçluyorsunuz. Mecbur kaldığınız için yapıyorsunuz.

Çocuğumu yanıma aldığımda babası cezaevi yönetimine getirebileceği oyuncak listesi sormuş. Kutusu açılmamış olmak şartıyla bir liste verilmiş. Çocuğum yeni oyuncaklarıyla annesine gitmenin sevinciyle gelmiş. Ama girişte oyuncakların hiçbirini almamışlar. Çok ağladı.

Bebeğinize cezaevi kantininde olan şeyleri alabiliyorsunuz. Mama yapmak için rondo alamıyorsunuz. Gelen yemeklerden ek gıda yapılmaya çalışılıyor. Meyve, sebze yazıyorsunuz kantine, gelirse ne ala. Kreş hakkı yok. Oyun alanı yok. Ortak alan çok soğuk. Tuvalette yıkamak zorundasınız çocuğu, bizim cildimizde bile problem çıkarken çocuğu düşünün.

Stresten dişlerimi sıkmaktan sağ ve sol iki dişim kırıldı. Ağrılar içinde hastaneye sevk için 2 ay dilekçe verdim. Bu çağda 2 ay pamuk tıkayarak yemek yedim. Damaklarım iltihap oldu. Kelepçeli gidiyorsunuz hastaneye. Doktorlar size normal hasta gibi davranmıyor.

Kriz geçiren birisi için acil butonuna basıyoruz 40 dakika sonra geliyorsa, bebek için 7 yabancı baksın ama yanımda kalmasın dedim. 2 hafta dayanabildim. Bebeğimi dışarı gönderdim. Ama emziriyor olsaydım bakardım.

Annem bakıyordu, bu süreçte kanser oldu. Bebeğimi emanet ettiğim kişiydi. Kendine bakamayacak haldeydi, bırakın çocuklara bakmayı. O halde bile çocuğu istemedim, çünkü eksik gedik de olsa cezaevinden iyiydi.

Koğuş arkadaşımın dışarıda bakacak kimsesi olmadığı için bebeğini yanında tuttu. Ancak Bakırköy Cezaevi'nde de kalsanız Cemaat tutuklusuysanız duruşmalar için Silivri'ye götürülüyorsunuz. Bu sevkte bebeği götürmek yasak. Bizim ilk duruşmamız 10 gün sürdü. 10 gün Silivri'de kaldık. Arkadaşım, Bakırköy'de koğuştakilere emanet etmişti bebeğini 10 gün ayrı kaldı, ne olduğunu bilmeden.”

En son CHP Konya milletvekili adayı, (AKP kurucularından) Abdüllatif Şener'in DHA'ya yaptığı açıklamalarda anımsattığı gibi 700'ün üzerinde bebek bu şartlarda anneleriyle birlikte cezaevinde.

Sembol isimlerden Ayşe Öğretmen de emzirdiği bebeği Deran'la birlikte cezavine girmişti. Oluşan güçlü kamuoyu desteği sayesinde serbest bırakılsa da 6 ay sonra yeniden bu riskle karşı karşıya.

Riski göze alamayan isimlerden biri Esma Uludağ. Üç çocuk annesi Uludağ, süreç içinde cezaevinde tutuklu kalıp çıkmış bir isim. Adli kontrol şartıyla serbest bırakıldıktan sonra karar duruşması yaklaştığında bebeğiyle cezaevine girmeyi göze alamayıp saatler boyu yürüyerek Meriç Nehri'ni aşıp mülteci rotasıyla Yunanistan'a ulaştı.

Esma Uludağ'ın sınırda sırtına bağladığı bebeğiyle yürürken çekilmiş görüntüleri ve arkasında “anne dondum” diye ağlayan kızının yakarışları yakın dönemdeki Suriyeli göçünün artık Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için de geçerli olduğunun göstergelerinden biriydi.

Esma Uludağ, sınırı geçmeyi başarsa da üç çocuğuyla yerleştiği Yunanistan'da yaşadığı beyin kanaması sonucu hayatını kaybetti. Annelerinin cenazesi Türkiye'ye gönderilirken, üç çocuk babalarıyla birlikte Almanya'ya doğru yeni bir mülteci yolculuğuna çıktılar.

OHAL döneminde ağırlaşan cezaevi şartları, aşırı kalabalık koğuşlar, yerde yatmak zorunda kalan tutuklular, kitap, mektup, görüş kısıtlamaları gibi uygulamalar da işkenceye dönüşmüş durumda, ölümü göze alarak yapılan iltica yolculuklarının sebeplerinden biri de bu.

İşkence

Son yılın işkence bilançosu:

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün OHAL'le ilgili raporuna göre son bir yıl içinde 150 bin kişi terör soruşturması geçirdi. Bunların büyük ağırlığı Fethullah Gülen Cemaati ve Kürt Siyasal Hareketi'yle ilişkili isimlerden oluşuyor.

OHAL KHK'larıyla avukatlara getirilen kısıtlamalar ve terör davalarına bakan 450'nin üzerinde avukatın tutuklu bulunması nedeniyle işkence olaylarının etkin olarak kayda geçirilmesi mümkün olmuyor.

İşkenceyle ilgili en kapsamlı veriler, kendilerine ulaşan şikayetleri raporlaştıran İnsan Hakları Derneği'nin veri tabanında mevcut.

Derneğin verilerine göre 2017 yılında 427 kişi gözaltı merkezlerinde işkence gördü. 489 kişi ise gözaltı merkezleri dışında kolluk güçlerinin işkencesine maruz kaldı. Cezaevinde işkence görenler ise 22'si çocuk olmak üzere 1988 kişi.  Yine Derneğe göre 2017 yılı içinde 40 kişi cezaevlerinde intihar etti.

İşkencenin en ağır yaşandığı örnekler ise “Siyah Transporter”la kaçırılanların yaşadıkları. Siyah Transporter mağdurları ve götürüldükleri kayıt dışı binada yaşadıkları İşkence'nin Dönüşü: KHK 667/9 dizimizin ikinci bölümünde.

OHAL Bilançosu:

OHAL yedinci kez uzatıldı. İnsan Hakları Derneği'nin raporuna göre, 16 Temmuz 2016-20 Mart 2018 tarihleri arasında 228 bin 137 kişi hakkında tutuklama kararı çıktı.

16 Temmuz 2016-31 Aralık 2016 döneminde 83 bin 821 kişi, 1 Ocak-31 Aralık 2017 döneminde 114 bin 993 kişi, 1 Ocak-20 Mart 2018 tarihleri arasında ise 29 bin 323 kişi hakkında tutuklama kararı verildi.

116 bin 512 kamu görevlisi hakkında bir daha kamu görevinde yer almamak üzere ihraç kararı verildi. 3 bin 833’ü hakkındaki ihraç kararı kaldırıldı. Pek çok emeklinin rütbesi geri alındı böylece maaşları düşürüldü. Toplam 4 bin 279 hakim ve savcı ihraç edildi. Sadece 166 hakim ve savcının ihraç kararı kaldırıldı.

199 medya, yayın ve dağıtım kuruluşu kapatıldı. Bunların 67'si gazete 17'si ise televizyon kanalı. Seçilme işbaşına gelmiş belediye başkanları görevden alındı. 99 belediyeye kayyım atandı.

Bin 607 dernek ve iki konfederasyona bağlı toplam 19 sendika kapatıldı.

Bu konudaki kapsamlı bir rapor Hak ve Adalet Platformu tarafından geçen Mart ayında yayınlanmıştı.