Ara 31 2017

Silivri’de 'sopa kırılıncaya kadar' falaka iddiası

Mart 2008’de “Avrupa’nın en büyüğü” denilerek inşa edilen ve aradan geçen 9 yılda binlerce mağdurun da yattığı Silivri Cezaevi, 15 Temmuz sonrası gazetecilerin ve avukatların sıkça uğradığı yerlerden.

Türkiye’nin siyasi gelişmelerine ayna görevi gören Silivri’den bir işkence haberi daha geldi. 

İstanbul, Silivri 9 Nolu Cezaevi’ndeki müvekkilleriyle görüşen avukat Ezgi Çakır, tutuklulardan Umut Gündüz Altın ve Hasan Farsak’ın hücresine giren gardiyanlarca ayakkabılarının çıkarılıp falakaya yatırıldığını, ayaklarına, plastik süpürge sopasıyla vurulduğunu, falakanın sopa kırılana dek sürdüğünü söylüyor.

Görüştüğü müvekkillerinden bu bilgileri aldığını söyleyen Avukat Çakır, ayrıca tutukluların birbirleriyle iletişim kurmaları çerçevesindeki sohbet hakkının, kendi istedikleri mahpuslarla değil, hapishane idaresinin belirlediği mahpuslarla kullandırıldığını söylüyor. Kış gününde sohbet hakkını halı sahada, açık havada kullanmalarının istendiğini de ekliyor.

Falaka olayını ise şöyle anlatıyor Çakır, kendisine aktarılanlar çerçevesinde:

Önceki hafta tutuklular, aynı hapishanedeki başka bir mahpus olan Remzi Uçucu ile görüşme talebini cezaevi idaresine ilettiklerini, bu gerçekleşmeyince de kapıya vurma eylemini bir sonraki safhaya taşıyıp en son havalandırma kapılarını kırdıklarını anlattılar. Hapishane idaresi bunun üzerine hücrelerine 20'den fazla gardiyanla giriyor, mahpuslardan Umut Gündüz Altın ve Hasan Farsak’ın ayakkabılarını çıkarıp falakaya yatırıyorlar. ‘Vileda’ diye anılan, suyla paspas yapmada kullanılan temizlik malzemesinin plastik sopasıyla beş dakika kadar çıplak ayaklarına vuruyorlar. Bu işkence sopa kırılana kadar sürüyor.

Avukat Çakır, diğer hücrelerdeki mahpusların da darp edildiğini anlatırken, yere yatırıp kelepçeledikleri Fatih Özgür Aydın isimli mahkûmun bölgesine yumruk ve tekmeyle vurulduğunu belirtiyor. Gardiyanların, koridorda birbirlerini uyararak “Dur, burada kamera var” diyerek işkenceye son verdiklerini anlatıyor. 

Hapishanedeki kitap ve dergi sınırlamasından da bahseden Çakır, Fatih Özgür Aydın ile aynı hapishanedeki eşi Yeter Gönül’ün mektuplaşmasına da “aynı hapishanede olduğunuz için mektuplaşamazsınız” denerek izin verilmediğini ifade ediyor.

HABERİN TAMAMI İÇİN TIKLAYIN