Oca 02 2018

Amerika İslam’ı nasıl değiştiriyor?

 

ABD'de yaşayan Müslümanlar, Başkan Donald Trump'ın iddia ettiği gibi ABD değerlerine uyum sağlayamayan tek tip radikaller mi yoksa aşırı dindarlıkla aşırı seküler hayat tarzı arasındaki geniş yelpazenin hemen her bölümünde yer alan topluluklar mı?

The Atlantic, farklı İslam ülkelerinden göç eden ailelerin Y kuşağı olarak tanımlanan ve tümüyle ABD'de doğup burada yaşayan çocuklarıyla görüşerek derlediği haberinde bu renkliliği ve farklılaşmayı net bir biçimde ortaya koyuyor.

Asimile olma korkusuyla IŞİD sempatizanı olan da var bu kuşakta, dini ritüel ve öğretilerden tümüyle sıyrılan ve seküler bir hayat tarzını seçen de. 

ABD’de genç ve Müslüman olmak farklı kimlikler arasında gelip gitmek anlamına geliyor. Bunun en büyük kanıtı da aşık olmak.

Taz Ahmad 38 yaşında Bengalli bekar bir Müslüman kadın. Kendini tam olarak dindar olmasa da ruhani biri olarak tanımlıyor.

Büyürken, göçmen ailesi onun Oklahoma’da buldukları bir bilişim çalışanıyla evlenmesini istemiş. Onlara “Bu insanın kim olduğunu bile bilmiyorum, siz hakkında ne biliyorsunuz?” diye sordum, “Çok soru soruyorsun, bu kadar fazla bilgiye ihtiyacın yok” yanıtını aldım.

ABD’de yaşayan aynı nesil Müslümanların çoğu gibi Ahmad de hayatını kimliğinin farklı yönleri arasında gidip gelerek yaşamış. Okul balosuna gidebilmek için annesine eşcinsel bir erkekle gideceği sözünü vermiş.

20’li yaşlarında evlenmek yerine lisansüstü diplomasını tercih etmiş. Tıpkı bir gencin olgunlaşmasını konu alan bir Hollywood film senaryosu gibi, Kominas isimli Müslüman bir punk müzik grubunu ABD turneleri boyunca takip etmiş.

“Görücü usulü evlenseydim her şey çok daha kolay olurdu ama annemle babam buna isteksiz yaklaştı.”

Hayatta bazı büyük anlar kişiyi kültürel kimliğiyle hesaplaşmaya zorlar ve kiminle flört edip evleneceğine karar vermek kimlikle ilgili en çok soruyu sorduran konudur.

Amerikan kültürü genç Müslümanlara genellikle iki zıt seçenek sunuyor. Bir tarafta Müslüman şiddeti olduğu iddia edilen doğrulanmamış tweetleri tekrarlayan, “İslam bizden nefret ediyor” gibi şeyler söyleyen ve ikinci ve hatta üçüncü nesil Müslümanların bile asimile olmadığını öne süren Başkan Trump gibi biri var.

Diğer yandaysa dinini reddedip beyaz bir kadına aşık olarak Müslüman ailesini perişan eden Müslüman komedyen Kumail Nanjiani’nin otobiyografik aşk hikayesini konu alan The Big Sick gibi sinema filmleri var.

Gerçekte çoğu Müslüman iki tarafın ortalarında bir yerde. Yüzde 60’ı 40 yaşın altında olan ABD’li Müslümanlar tamı tamına Amerikalı denilebilecek bir süreçten geçiyor. İnançlarına ait yeni, çeşitli, kendi yarattıkları, tamamen laiklik anlayışlardan son derece dindarlığa uzanan kimlikler buluyorlar.

Bir topluluk olarak Müslümanlar son derece çeşitli ve yaşadıkları da bu çeşitliliği yansıtıyor. Bazı genç Müslümanlar dini ve kültürel kimliklerine son derece önem veriyor fakat hayatın diğer alanlarına öncelik tanıyorlar. Bazılarıysa inançlarıyla iletişim için geleneksel olmayan yeni yollar geliştiriyor. Göçmenler ülkeyi nesillerdir yerleşik olanlara göre farklı anlıyor.

Siyahi Müslümanlar diğerlerinden farklı ayrımcılıklara maruz kalıyor ve bu yüzden daha özel toplumsal ihtiyaçları var.

Din değiştirenler yeni inançlarını anlamayan aile üyelerinin sorularıyla karşılaşıyor ve yeni arkadaşlarının zaman zaman ters gelen kültürleri arasında gidip geliyorlar. Bazı Müslümanlarsa ırk, cinsiyet veya cinsel kimlikleri yüzünden kendi toplulukları içinde kabul görmüyor.

Sevgi ve aşk konuları da dahil olmak üzere, birçok Amerikalı dini toplulukta da olduğu gibi genç Müslümanlar arasında çok küçük bir azınlık dini inançlarını aşırıya taşıyor.

2016 yılında IŞİD’e katılma planı yapmaktan hüküm giyen Mississippi’li iki üniversite öğrencisi Jaelyn Young ve Muhammad Dakhalla’nın hikayesi buna bir örnek.

Fordham Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ulusal Güvenlik Merkezi’ne göre IŞİD’le ilgili davalarda sonradan din değiştiren genç Müslümanlar özellikle sıkça görülüyor.

Ancak Müslüman ailelerin, öğretmenlerin ve imamların büyük çoğunluğunun endişesi farklı. Gençlerin inançlarından uzaklaşmasından korkuyorlar. Yale Üniversitesi’nden doçent profesör Zareena Grewal’a göre “Asimilasyon konusunda tedirgin olanlar geleneklerini kaybetmekten korkup onlara sıkıca sarılanlar işi aslında düğümlüyor.”

Ayrıca gene ona göre dini nüfusun Yahudilerde olduğu gibi geniş çapta inanç kaybetmesinden korkan imamlar sık sık genç Müslümanlarla Yahudileri kıyaslıyor. “Hahamlar panikte, biz de panikte olmalıyız.” diyorlar. 

27 yaşındaki Sana Khan ve 29 yaşındaki Yusuf Siddiquee çok sıkı kuralları olan “Müslüman olmanın zorunlu olduğu ve sorgulanamayacağı” ev ortamlarında büyümüş. Khan İslamcı bir okula veya camiye hiç gitmemiş.

İslam sadece çok çeşitli etnik köken barındıran New York’un Queens bölgesindeki çevresinin bir parçasıymış. ABD Orta Batı bölgesinde yaşayan Siddiquee’nin ailesiyse Müslüman ve diğerlerinden farklı olmayı her zaman vurgulamış. Siddiquee “Eğer bunu tekrar yazsaydım büyük ihtimalle vurguyu kaldırırdım ama gerçekler bunlar” şeklinde konuşuyor. 

İkili birbirini ortak arkadaşlar üzerinden tanımış. Khan Philedelphia’da sağlık sektöründe çalışırken, Siddiquee New York’da bir sivil toplum örgütündeymiş. Khan Ramazan ayında oruç tutmak gibi birçok Müslüman geleneğine çok önem verdiğini ancak yılın geri kalanında pek dikkat etmediğini söylüyor. Ama her zaman eninde sonunda Müslüman biriyle evlenmek istemiş.

“Bana göre seçeceğim kişiyi aileme entegre edebilmek önemliydi. Nasıl bir ev ortamı istediğim, hangi bayramları kutlamak isteyeceğim gibi konuları da düşünerek geleceğimi planladım” diyor Khan.

İnancına artık pek de bağlı olmayan Siddiquee de benzer şekilde düşünmüş: “Birinin beni gerçekten anlayabilmesi için dini konularda belli bir seviyede bilgi ve rahatlığa sahip olması gerekiyor.”

Bu sonbahardaki düğünlerine yaklaşılırken, ikisinin de ailesi kendilerinden daha dindar olmasına rağmen aileler arasında din konusunda ufak tefek sürtüşmeler olmuş. Aileler arasında nikahın nasıl yapılacağı konusunda bazı anlaşmazlıklar olsa da, ikili çoğunlukla İslam’dan bahsetmeyerek bu tartışmalardan kaçınmış.

Siddiquee “Benim ailem için doğrudan dinsizliği kabul etmek çok zor. Cuma namazına gittiğim, camiye gittiğim veya hatta kendi kendime dua ettiğim gibi yanlış düşüncelere sahip değiller. Bunları uzun zamandır yapmadığımı bildiklerinden oldukça eminim” diyor. 

İkili eninde sonunda onlara uyacak, kendi büyüdükleri ortamlara kıyasla daha ilerici ve esnek bir dini topluluk bulabilmeyi ümit ediyor. Khan: “Ama asıl önemli olan bu değil” şeklinde konuşuyor. 

Bazı açılardan bakılırsa aslında bu tam bir Y kuşağı hikayesi. Kendi kuşaklarından birçokları gibi Khan ve Siddiquee de dini kurum ve görevlerinden uzaklaşmış.

Duke İlahiyat Okulu’nda öğretmenlik yapan Abdullah Antepli’ye göre bu durum birlikte çalıştığı üniversite öğrencileri arasında da yaygın:

“Öğrenciler ve ebeveynleri arasında Amerikalı Müslüman kimliğini nasıl tanımladıkları konusunda inanılmaz bir fark var. Aileler bu ikiye bölünmüş kimliğin Müslüman tarafına yatırım yapmak istiyorlar. Bu kimliğin bazı yönlerinin korunması konusunda son derece endişeliler. Ancak öğrencilerin çoğu Amerikalı yönü konusunda tartışma ve düşünce karışıklığı içinde.”

Bu kaygıya dair bazı kanıtlar da var. Pew Araştırma Merkezi’ne göre 40 yaşının altındaki Müslümanların yarısından azı her hafta camiye gidiyor ve 30 yaşın altındaki Müslümanların sadece üçte biri günde beş kere namaz kılıyor.

Ama Amerikalı Müslümanlar hakkında Pew Araştırma Merkezi’nin yaptığı çalışmaya katılan Grewal’a göre “Y kuşağı arasında gene de Müslümanlar diğerlerine göre çok daha dindar.”

40 yaşının altındaki Müslümanların üçte ikisi dinin hayatlarında çok önemli olduğunu söylerken, Amerikalı Y kuşağına bakıldığında bu oran yüzde 40.

Bu rakamlar Amerikalı ve Müslüman kimliklerinin birbirinden ayrı olmadığının altını çiziyor. Konuştuğum genç Müslümanların çoğu inançlarını Amerikalılara özgü biçimlerde keşfediyor.

Kuzey Virginia’da yaşayan 28 yaşındaki Müslüman Mobashra Tazamal “Islam hakkında hayatımın her günü düşünüyorum.”diyor. Herhangi bir grup veya cemaat ile birlikte olmasa da her gün dua ediyor. Ailesi onun hakkında ne düşüneceğini bilmiyor. “Bence korktukları veya endişe duydukları bir şey yok, sadece nötr biçimde kafaları karışık.”

 

 

MObassa Tazamal

Mobashra Tazamal

Büyüdüğü yıllarda ailesi çok dindar ve oldukça tutucuymuş. Günde beş kere namaz kılarlar ve annesi her sabah Kuran okurmuş. Ev ortamında herhangi bir şeyi sorgulama şansı olmamasına rağmen Tazamal her zaman her konu hakkında milyon tane sorusu olan çocuklardan olmuş. Bu durum yetişkin yaşlarında da devam etmiş.

“Dindar terimi pek hoşuma gitmiyor. Dindar denilince genellikla akla dinine çok sıkı bağlı ve tüm gerekliliklerini yerine getiren biri geliyor. Ben kendimi son derece ruhani ve inancı güçlü biri olarak tanımlıyorum.”

Tazamal’ın yeni evlendiği kocası Fahd da İslam’a son derece bağlı. Çift ileride inancın merkezde olduğu bir ev ve aile hayal ediyor. “En büyük bayramlardan olan Ramazan Bayramı’nı çok büyük bir kutlama yapmak istiyoruz” diyen Tazamal “Ama çocuklarımız herhangi bir şeyi sorgularsa ‘Hayır, bu doğru değil’ de demeyeceğiz, bu çok önemli” diye ekliyor.

Büsbütün dindar hayatlar yaşayan genç Müslümanlar bile kimlikleri arasında gidip geliyor. Ahmediye mezhebi 19. yüzyılda kurulmuş ve müritleri Hz. Muhammed tarafından söz verilen mesihin gelmiş olduğuna inanıyor. Touba Shah bu mezhebe üye 21 yaşında bir takipçi.

Nişanlısını ailesi yoluyla bulduğunu ve büyükannesiyle büyükbabasının kardeş olduğunu söylediğinde profesörlerinden biri büyük şok yaşamış. “Ben doğma büyüme bir California’lıyım, bunu alnıma yazabilirsiniz” diyen Shah’a profesörü “Senin gibi Batı’da doğup büyüyen ve Doğu adetlerine bağlı kalan çocuklar sık görülmüyor” şeklinde cevap vermiş.   

Ancak bu gibi durumlar oldukça yaygın. Rutgers Üniversitesi’nde Müslümanlar arasında sağlık ve ilişkiler konusunda doktora yapan Amal Killawi’ye göre: “Çoğu Müslüman için evliliklerinde dini inancın bir şekilde rolü var. Neyin önemli olduğunu belirlemek gerekiyor, kimliğiniz, toplumda ne kadar Müslüman görünmek istiyorsunuz ve nasıl bir ev ortamı kurmak istiyorsunuz.”

Killawi’ye göre söylenildiğinde akıllara çocuk gelinler ve zorunlu birliktelikler gibi basmakalıp inançları getirdiği için çoğu Amerikalının çekindiği bir terim olan “görücü usulü evlilik” aslında Amerika’da çok daha ılımlı şekillerde işliyor.

Çoğunlukla kararı potansiyel gelin ve damat veriyor. Ama eş seçiminde diğer Amerikalılara göre ailelere kıyasla işin içine biraz daha dahil oluyor. Müslümanlar çoğunlukla neredeyse kolektivist topluluklar oluşturuyor. Evlilik eşinizle birlikte çıktığınız bağımsız, bireysel bir yolculuk değil, topluca aile olarak çıktığınız bir yolculuk. 

Asimilasyon konusundaki tartışmalar genellikle göçmenlere odaklanıyor. Bu yüzden uzun süredir ABD’de yerleşmiş olan Müslümanların yaşadıkları gözden kaçıyor.

Pew araştırmasına göre yetişkin Müslümanların yüzde 58’i ülke dışında doğmuş. Bu demek oluyor ki Amerikalı Müslümanların yüzde  42’si ABD doğumlu. Üç kuşak ve daha fazladır ülkede olanların yarısından fazlası siyahi.

“Siyahi ve Müslüman olunca bence ülke kültürüne ayak uydurmanın imkanı yok” diyor Atlanta’da büyümüş 28 yaşındaki Ikhlas Saleem, “beyazların kültürünü benimsemek son derece zor.”

Saleem kocası Joshua ile “modern görücü usulu” olarak adlandırdığı bir şekilde tanışmış. Bir aile dostu Joshua’ya Saleem’in annesinin numarasını vermiş. Saleem Joshua ile tanışmadan önce aralarında Müslüman olmayanların da bulunduğu pek çok insanla çıkmış.

“O zamanlar pek önemsemiyordum. Yaşım büyüdükçe önceliklerim değişti. Ailemin nasıl olacağını hayal ettiğim farklılaştı. Ben ailemin Ramazan’ı birlikte kutlamasını istiyorum. Mescide veya camiye birlikte gitmek istiyorum. Eşiniz Müslüman olmazsa bu biraz zor olabilir.”

Siyahi bir Müslüman olmanın da kendine göre zorlukları vardı. Pew araştırmasına göre Amerikalı Müslümanların beşte biri siyahi, üçte biri Asyalı veya Güney Asyalı, yüzde 41’i de beyaz veya Arap. Müslümanların buluşmasını sağlayan uygulamalar var ama Saleem bir tanesini denemiş ve “tüm uygulama Güney Asyalı erkeklerle doluydu ve onlar da siyahi kadınlarla ilgilenmiyor” diyor.

 

mobashra tazamal

Mobashra Tazamal'ın İslami usullere göre yapılan nikahı

“Bu oldukça zor bir durumdu.” Başka bir siyahi erkekle evlenmeyi de pek istemiyordu, bazı arkadaşları evlense de bu çok zor bir ihtimal. “Günlük hayatımda hiç siyahi Müslüman erkek görmüyorum. Çalıştığım yerde yok. İşe gidip gelirken yoklar. Cuma namazına gittiğimde de yoklar.”

Joshua hem siyahi hem de Müslüman’dı. Birbirlerini tanımaya başladıkları süre içinde gelecekteki hayatları hakkında birçok soruyu netleştirdiler: evde İslam’ı nasıl yaşayacaklardı, çocukları dini bir okula gitmeli miydi, Kuran’ın ezberlenmesine kadar önem vereceklerdi…

Din, kültür ve kimlik konularında soruları vardı ama “nasıl Amerikalı olunacağı” çok da önemli değildi. “Bence genç Müslümanlar asimilasyon fikrini reddetmeme eğiliminde,” diyor Saleem.

“Bu Y kuşağına ait bir kavram… Biz göze çarpıyoruz ve kim olduğumuzdan gurur duyuyoruz.” Saleem şu sıralar diğer bir siyahi Müslüman kadın MakkahAli ile birlikte bir internet programı yapıyor ve genellikle evlilik ve ilişkilerin zorlukları ve sorunlarından bahsediyorlar. 

Pew araştırmasına göre ayrıca asimilasyon konusu ABD’deki Müslüman nüfusun yüzde 21’ini oluşturan sonradan din değiştirenler ve ABD’de doğmuş Müslümanların yüzde 44’ü için pek önem taşımıyor. Charles Turner ismen Katolik bir babanın beyaz oğlu olarak Virginia’da küçük bir kasabada büyüdü. Virginia Commonwealth Üniversitesi’ne gitmeye başladıktan sonra Müslüman Öğrenciler Derneği üyeleri ile arkadaş oldu. Burada Tayyaba Syed ile tanıştı.

İkili din, iş ve okul konularında arkadaşlıklarını geliştirdikçe, “çoğu insanla paylaştığımız bir durum değildi. Sadece bir erkek ile kadının arasındakileri aşan işin bir tabu durumu da vardı” diyor Syed.

Turner 19 yaşındayken Müslümanlığı seçmesine rağmen Syed’in ailesinin bu ilişkiyi kabul etmesi uzun zaman aldı. “İlk tepkileri benim genç bir ergen olduğum ve yanlış kararlar verdiğimdi.” Ailesi farklı geçmişleriyle nasıl uyum sağlayabileceklerini sorguladı. “Aynı kültürlerden değiliz, gelecekte işler nasıl yürüyecek?” diye sorduklarını hatırlıyor Syed, “Aile yaşantımızı nasıl yönlendireceğiz?”.

Turner’in ailesi ve akrabalarının da seçtiği bu yabancı dünya hakkında pek çok şüphesi vardı. “Bazı akrabalarım endişelerini dile getirdi ama benim hakkımda değil, düşmanca değil. Merak ettiler. Sanırım biraz kaygı da duydular.”

 

Mobashra Tazamal

Konuklar Mobashra ve Fahd'ın düğününde fotoğraf çekerken

Syed diş hekimliği fakültesini bitirdikten sonra ailesi mücadeleden vazgeçti ve evlenmelerine izin verdi. Geçtiğimiz sene evlenen çift geleneksel Pakistan tarzı büyük bir düğün yerine basit bir törenle dünya evine girdi. Pakistan kültüründe yer almayan sağdıç ve nedimeler gibi ufak detaylar eklediler. Turner da podyuma bir İrlanda şarkısı eşliğinde yürüdü.

Yeni evliler Mormonların ağırlıkla yaşadığı Utah eyaletine taşındı ve burası onlar için şaşırtıcı derecede uyumlu oldu. Turner’a göre “Bana göre Salt Lake City kadar ailelere arkadaşça yaklaşan başka bir yer yok.” LDS Kilisesi’nin Müslümanlara karşı son derece samimi ve destekçi olduğunu gördüler.

Gelecekte doğacak çocuklarına dinlerinden bahsetmek için can atıyorlar. “Bunu normal bir olay gibi düşünmelerini istiyoruz” diyor Turner. İslami evlilik anlaşmaları dahilinde var olan tek bir şart var: çocukları ikisinin de ismini alacak yani Syed-Turner. 

Tüm bu çiftler için Müslüman kimliklerini keşfetmenn yolu dürüstlükten geçiyor. Pew araştırmasına göre Amerikalı Müslümanlar eşcinselliğe karşı giderek daha anlayışlı hale geliyor.

Yarısından az fazlası eşcinselliğin toplumda kabul görmesi gerektiğini söylüyor. Bu oran 10 sene önce sadece yüzde 25’ti. Ama gene de bu oran yüzde 63 oranında eşcinselliğe onay veren Amerika’nın geri kalanına göre düşük. LGBT Müslümanlar da ana akım Amerika kültürüne dahil olmaya çalışırken “iyi” bir Müslüman olmanın gerektirdiği geleneksel heteroseksüel standartlarla karşı karşıya olarak çift taraftlı bir baskı hissediyor olabilir. 

“Müslüman bir sanatçı olarak kendimi yalnız hissettim. Bir tek bendim. Tüm arkadaşlarım doktor olmak için okuyordu” şeklinde konuşan Durham’lı 31 yaşındaki eşcinsel Saba Taj, “Ailemi hayal kırıklığına uğratıyordum… Benden bekledikleriyle benim yaptıklarım arasında büyük bir uçurum vardı.”

 

mobashra tazamal ailesi

 

Yakınlardaki Greensboro’da yaşayan 30 yaşındaki müzisyen Laila Nur ile tanıştığında “Benden sadece 1 saat uzakta olan Müslüman bir sanatçı nasıl olabilir?” diye hissetmiş Taj. İkili sanatlarındaki ortak temalar üzerinden bağ kurdu: Taj genellikle tesettürlü kadınları resmedip İslam fobisi temasını işlerken, Nur’un bütün şarkılarının da ismi Arapçaydı. 

Nur New York’ta siyahi bir Müslüman evde büyümüştü. O liseye giderken ebeveynleri Müslümanlığı seçti ve akrabalarının çoğu Hıristiyandı. “Eşcinsel olduğumu açıklamam kesinlikle iyi tepki almadı. ‘Bu evde buna yer yok’ dediler. Beraberinde büyüdüğüm insanların tümü lezbiyen olduğumu söylememe karşı ortak bir iğrenti içine girdi. Bunu yapan sadece Müslüman ailem değildi.”

Bu yüzden Nur uzun süre dini inancı ile bağ kurmakta çok zorlandı. “18 yaşında evi terk ettiğimde İslam’dan vazgeçtim. Eskiden Müslümandım, Müslüman yetiştirildim, hala bazı adetlerini uyguluyorum ama Müslüman değilim şeklinde kendimi anlatıyordum” 

Taj ile tanıştıktan sonra bu değişmeye başladı. “Eşcinsel Müslümanların var olduğunu bilsem de bir hayal gibiydi, gerçek gibi hissetmiyordum. İki kimlik bir arada var olamazdı” diyor Nur. Geçtiğimiz yıl içinde inancı hakkında tekrar düşünmeye başladı.

“Saba ile tanışmak… hem eşcinsel hem de Müslüman olmakla ilgili yaşadığım içsel çatışmaları tekrar canlandırdı. Bu düşünceleri bilerek isteyerek bastırmış ve çok uzun süredir kendi hallerine bırakmıştım.”

Taj ve Nur Ocak ayında Başkan Trump’ın yemin töreni öncesi evlenmeye karar verdi. Yargıtay’ın 2015 Aralık ayında Obergefell davasında verdiği ve eşcinsel evliliği yasallaştıran karara rağmen, Trump yönetime geldiğinde bu haklarını kaybedeceklerinden endişe duydular.

Siyasi atmosfer Müslümanlara karşı aşırı derecede düşman bir tavır takındıkça Taj ve Nur tüm kimliklerine sahip çıkmaya karar verdi. “Bu şekilde bir siyasi tavırla ‘Evet, eşcinselim ve sapına kadar Müslümanım’ demek hem güçlendirici hem de harika bir his” diyor Nur.

Aileleriyle yaşadıkları sorunlar rağmen Taj “annem hayatımda hayal edemeyeceğim seviyede zarif davranışlarda bulundu” diyor.

Nur uzun yıllar konuşmadığı küçük kız kardeşiyle tekrar konuşmaya başladı. Bir gün tüm ailelerin birlikte olacağı bir düğün hayal ediyor. Bu makale için röportaj yaptığım sırada bile Taj ile Nur hikayelerinin basite indirgenmesi konusunda endişe gösterdi.

Hem eşcinsel hem Müslüman olduklarını açıklamak son derece zor olmuş olsa da, ailelerini ve Amerikalı Müslüman nüfusu sonuna kadar savunuyorlar. ‘Tüm Müslümanlar eşcinsellik karşıtıdır’ gibi basmakalıp tavırlara karşılar.

Konuştuğum diğer genç Müslüman çiftler gibi onlarınki de Amerikan kültürüne asimilasyon veya reddetmek değil. Kendilerini tarif etmekte aralarında kullandıkları sıfatlar arasında “sanatçı”, “siyahi”, “eşcinsel”, “güneyli”, “müzisyen”, “cinsiyet-uymayan”, “insan” ve elbette “Müslüman” kelimeleri vardı.

Bu herşeyden çok Amerika’da Müslüman sevgisinin ve hayatın kırmızı çizgisi olarak görünüyor. Bu durum her zaman çokluluk, kimlik çatışmaları ve aile üyelerinin çok sayıda ve farklı beklenti ve arzularıyla baş edebilme ve bütünüyle kültürle ilgili bir deneyim.

Bu tamamen bir Amerika tecrübesi: belirsiz ve karışık kimlikler üzerine kurulu bir ülkeye adapte olabilmek. Killawi’ye göre “Durum kişilerin kendi kültürel ve geleneksel değerleri, dini inançları ile Amerikan değerleri arasında bir orta nokta bulabilme çabası.

Bunun evlilik sürecinin de bir parçası olması çok doğal. Burada büyüyen Müslümanlar için zaten bu neredeyse bir alışkanlık haline geldi. Zamanla, yaşayabilmek için bu sürecin içine dahil olmanız gerekiyor.”

“Amerikalı” Müslümanların veya herhangi bir diğer etnik grubun ölçülebileceği temel bir standart değil. Ülke son derece karmaşık bir yapıya sahip ve Müslümanlar birbirinden çok farklı. Her evlilikte olduğu gibi işin içinde bol miktarda müzakere var. Grewal’ın dediği gibi: “İki ailenin bir araya gelmesi ‘Hey başka ülkeli yaşlı insanlar, gelin burada kurallara uyun’ demekten çok daha karışık bir süreç."