Avusturya üniversitelerinde İslam...

Almanya gibi Avusturya'da da göç şu anda öncelikle bir güvenlik politikası perspektifinden ele alınıyor. Sonuç olarak göç, öncelikle bir meydan okuma olarak algılanıyor. Avusturya ve Almanya topraklarında gerçekleşen saldırılar da dahil olmak üzere Avrupa'daki çeşitli saldırılar bu görüşü pekiştirdi. Göçün doğasında var olan sosyal, politik ve ekonomik potansiyel, kamuoyunda göz ardı edilme eğilimindedir.

Pfizer'in Covid-19 aşısını geliştiren Alevi-Türk göçmen kökenli iki Alman'ın önemli başarısı gibi bu potansiyeli gösteren pek çok örnek var. Almanya ve Avusturya'daki bu oldukça kısıtlı algının bir nedeni, her iki ülkenin de ulusal bir entegrasyon politikası geliştirme konusunda uzun süredir başarısız olmasıdır.

Bu konuyu son makalemde ele almış tarihsel ve güncel bağlamda sunmuştum. Yukarıda belirtilen gelişmeler ve jeopolitik zorluklar, İslam'a ve Müslümanlara karşı bir şüphecilik havasının hakim olmasına yol açıyor. İslam'ın Almanya'ya ait olmadığına dair sesler (Sarrazin tartışması) düzenli bir şekilde kamuoyundaki tartışmalara hakim oluyor.

Avusturya veya Alman çoğunluk toplumlarında bu, gerçeklikle uyuşmayan, Müslümanlarla ilgili geniş kapsamlı bir sosyal imajın yaratılmasına yol açıyor. Bu tür gelişmelere karşı koymak için, Avusturya ve Alman hükümetleri, kendi ülkelerinde sistematik ve bilimsel olarak İslam'la etkileşimde bulunmak için çaba sarf ediyorlar.

Aynı zamanda, her iki ülkedeki bu akademik çabalar yukarıda sözü edilen coğrafi bölgedeki Müslüman diasporasının ve onun soyundan gelenlerin kaliteli bir dini sosyalleşmeyi sürdürmeleri ve bu nedenle yabancı ülkelerden çok az etkilenebileceği gerçeğinden kaynaklanmaktadır.

Örneğin, Almanca konuşulan ülkelerde Vahabi veya cihatçı İslam’ın yayılmasına karşı koymak amaçlanmaktadır. Dahası, Avrupa topraklarında dini temelli olarak açık bir şekilde sekülerizme karşı çıkan bir siyasi İslam'ı kısıtlama girişimidir.

Bu amaçla çeşitli üniversitelerde İslami din eğitimi ve ilahiyat enstitüleri / bölümleri kurulmuştur. Bunlara, Erlagen-Nürnberg Üniversitesi, Frankfurt am Main / Gießen, Münster / Osnabrück, Tübingen ve Hamburg ile Viyana ve Innsbruck Üniversitesi örnek gösterilebilir. Kurulan İslam ilahiyat enstitüleri birçok önemli görevi yerine getirmek ve zorlukların üstesinden gelmek zorundadır. Akademik rekabet bağlamında hayatta kalmaları gerekir. Başka bir deyişle, araştırma ve öğretim standartlarına ulaşılmalıdır.

Aynı zamanda, Müslümanlara kendilerini gayrimüslim çevrelerde anlatmaları ve konumlandırmalarını sağlayacak pratik bir teoloji çerçevesinde Müslümanların günlük yaşamı ele alınmalı ve bulundukları ülkenin sosyal gerçeklerine entegre edilmelidirler. Ayrıca, Avrupa'da birlikte yaşayan Müslümanlara ve gayrimüslimlere, birbirlerini yargılamadan kendi belirli dini içerik ve teolojilerini anlama imkanı vermek için bir seçenek sunulmalıdır.

Ancak bu durum, Müslümanları temsil eden örgütlerle İslami üniversitelerdeki araştırma ve öğretim çatıştığında zorlaşıyor. Biraz basitçe söylemek gerekirse, mesele İslam'ın yorumuna yöneliktir.

Üniversite çalışmalarında sadece İslam'ın "otantik" tarihi ve öğretileri araştırmakla kalınmaz, aynı zamanda tartışmalı konulara da girilirken İslami kuruluşların temsilcileri bu tür gelişmeleri büyük bir istekle engellemeye çalışıyorlar. Münster Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olan İslam ilahiyatçısı Prof. Mouhanad Khorchide ile bu olay çok netleşti.

Bazı İslami dernekler onun teolojik duruşunu İslam dışı ilan etmeye ve onu profesörlüğünden mahrum etmeye çalıştı. Onlara göre dinin pratik ve ritüel bilgisi ile bunların doğru uygulamaları önceliklidir. Buna paralel hareket eden bazı İslami kuruluşlar; Belirli dini veya teolojik kanaatleri temsil etmekle kalmayan, aynı zamanda ulusal çıkarları da temsil eden - bu durumda Türkiye'nin çıkarlarını ön planda tutan Diyanet'in yabancı şubeleri olan Almanya'daki DITIB ve Avusturya'daki ATIB gibi. Böylesi bir İslam anlayışına eleştiri yalnızca Avusturya veya Alman makamlarından değil, aynı zamanda İslam'ın ulus-devlet yönelimini uygunsuz bulan yerel İslami örgütlerden de geliyor.

İslami üniversite kurumları ile İslami kuruluşlar arasındaki uyum büyük olasılıkla herhangi bir sürtüşme olmadan devam etmeyecektir. Ancak verimli bir işbirliğinin alternatifi yoktur. Her iki taraf da Avrupa'daki Müslüman diasporasının heterojen ve dinamik gelişiminin farkındadır. Bu diasporanın önemli bir kısmı Avrupa'da özgürleşmeye devam edecek ve Müslüman-milliyetçi bir İslam'ı ancak sınırlı bir ölçüde kabul edecektir. Avusturya, Almanya ve Avrupa'da Müslümanlar üzerine yapılan çok sayıda yayın ve araştırma, bu gelişmenin zaten önemli ölçüde ilerlediğini açıkça ortaya koymaktadır.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.