May 09 2018

Müslümanlar pasif kaldı çünkü...

İslamofobi ve İslam'ın selefi-bağnaz yorumu aynı bağlamda birbirini kesen, birbiri ile örtüşen ve karşıt kampların yaratılmasında etkili iki farklı aşırıcı bakış açısı. 

Birbirini tetikleyen, birbirinden beslenen ve toplumları zehirleyen bu radikal yaklaşımlarla ilgili Hürriyet Gazetesi köşe yazarı Taha Akyol bir dizi uyarıda bulunuyor ve Müslümanların bugünkü pasif hallerinin kökenlerine dair bir tartışma başlatıyor. 

Akyol, Müslüman dünyaya yerleşen 'Haçlı Batı' genellemesinin yanlışlığına işaret ediyor ve Batı'ta Müslüman göçmenleri savunan yaygın insan hakları savunucuları olduğunu hatırlatıyor. 

İslamofobiye karşı, Batılı çevrelerle ortak bir hukuk ve hürriyet dili geliştirilmesi gerektiğine dikkat çeken Akyol, bunun için de İslam dünyasında özgürlükler ve hukukun üstünlüğü dilinin, siyasette dinsel çatışma dilinin yerini alması gerektiğine vurgu yapıyor. 

Türkiye ve daha eskiye giderek Osmanlı'nın hukukun üstünlüğü ve özgürlükler konusunda istenen seviyeye gelememesiyle ilgili de şu yorumu yapıyor Akyol:

"Avrupa tarihinde 13. yüzyılda başlayan ticaret devriminin körüklediği gelişmeler ve nihayet bilimsel devrim ve sanayileşme yaşandı.

Avrupa dışındaki coğrafyalarda bu olmadı.

Osmanlı gerilemekte olduğunu 17. yüzyılda hissetti ama çözümü “şanlı geçmiş”te aradı.

Halil İnalcık hocamız ticarileşen ve tüfekli düzenli orduya geçen Avrupa karşısında Osmanlı’nın Kanuni zamanındaki tarımsal tımar sistemini ve tımarlı sipahiyi ihya etmeye çalıştığını, nasıl ters gidildiğinin örneği olarak anlatır. “Yivli tüfek karşısında ok-yay, mızrak ve kılıçla donanmış Osmanlı tımarlı sipahisi işe yaramaz duruma düşmüştü” diye yazar. (Devlet-i Aliyye, cilt II, s. 5)

Hukuk sahasında da yenilik yerine eski fetva kitaplarına bakıldı.

Gerileme arttıkça isyanlar baş gösterdi, ister istemez devlet büsbütün otoriterleşti. Bu gerçeği Cevdet Paşa da yazar.

İkinci Meşrutiyet İslamcıları bu tabloyu görüyor, özgürlüğü ve hukuk devletini savunuyorlardı. İşte en saygın İslamcılardan Şehbenderzâde Ahmet Hilmi Bey’in 1910’da yazdıkları:

“Biz istibdat dedikçe, hatrımıza yalnız Abdülhamid’in çeyrek asırlık saltanatı geliyor. Halbuki Emevilerle, yani bin bu kadar senedir Müslümanlar, pek kısa ve az istisnalarıyla, hep istibdat ile idare edilmişlerdir. Kâh yalnız idari istibdat, kâh dini istibdat ve bazen her ikisi birleşerek milleti esire, İslam vatanını harabeye çevirmiştir...”(İsmail Kara, Dinle Modernleşme Arasında, s. 91)

Şehbenderzâde, bu yüzden Müslüman toplumların pasif kaldığını belirtir.

Abdülhamid de imparatorluktaki Hıristiyan halkların aktif, Müslümanların pasif olmasından yakınırdı.

Azınlıklar “sivil toplum” dinamizmi kazanmışlardı; Müslümanlar hâlâ itaatkâr teba idi özetle...

Türkiye gibi ataerkil toplumlarda, sürüden ayrılmama psikolojisinin yaygın olduğuna işaret eden Akyol, Batı medeniyetinin bu kısırdöngüyü sanayileşme ve ticaret sayesinde kırdığını belirtiyor. 

İslam dünyasında, yozlaşmış tarikat, cemaat ve aşiretlerin özgürlük fikrini engellediğine değinen Akyol, bu iklimin İslam'da yenilenmeyi zorlaştırdığına işaret ediyor.

Akyol, tespitlerini şöyle sürdürüyor:

"Batı’ya karşı öfke patlamaları da Selefi-cihadist hastalıklar halinde oluyor.

 

Fakat çağ zorluyor. Müslümanlar yavaş da olsa görmeye başladılar, hukukun üstünlüğü ve özgürlükler olmadan “gelişmiş ülke” olma imkânı yok.

Bu olumlu değişimin acılı sancılarını yaşıyoruz."

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/taha-akyol/muslumanlar-nereye-40830386