Namaz fetişizmi İslam’ı mahvediyor

İslam dünyasının bugünkü üzücü halini açıklamak için üzerinde mutlaka durulması lazım gelen konulardan birisi de namaz fetişizminin İslam’a verdiği zararlardır.

Bugünkü anlayışa göre İslam adeta bir namaz dinine indirgenmiştir. Hatta namaz, İslam’ın önüne geçmiştir.

İlk olarak İslam’ın Beş Şartı olarak tanımlanmış her açıdan akıl ve mantık dışı yaklaşımı sorgulamak gerekiyor. Bugünkü yaklaşıma göre İslam’ın şehadet getirmek, namaz, oruç, zekat ve hac şeklinde beş şartı bulunuyor.

Oruç yılda bir aydır. Hac daha kısa bir süre içindir. Zekat bir kere verilir. Şehadet de İslam’a girerken söylenir. Dolayısı ile yılın bütün zamanlarına bakarsak İslam’ın tek şartı kalıyor: Namaz. Yani aslında “İslam’ın beş şartı vardır” önermesi pratik olarak “İslam namazdır” demekten başka bir şey değildir.

Peki, evrensel bir dini adalet, özgürlük, eşitlik, emek, sevgi gibi değerler üzerine değil de namaz gibi son tahlilde bir tür bedensel harekete dayanan ibadete indirgemek doğru mu?

Bırakın bir dini herhangi bir beşeri düşüncenin temel normu bir ritüel olamaz. Namazın adalet, özgürlük gibi normlardan önemli olduğunu iddia etmek ne akli ne İslamidir.

Namaz, adalet ve özgürlük gibi normlara göre daha önemsizdir. Adil bir namazsız, namaz kılan adil olmayan bir kişiden her zaman daha üstündür.

Nitekim, “İslam’ın beş şartı” daha sonraki zamanlarda kurgulanmış apolitik bir buluştur. Belli ki bu buluşa yapılan yüzlerce yıllık yatırımın amacı bugünkü dindarlığı – yani adalet, ahlak, özgürlük gibi normları öncelemeyen dindarlığı – talep etmekti.

Burada kimse “aman efendim namaz kılmak diğer iyi işlere engel olmak demek değildir” gibi banal modası geçmiş lafları hatırlatmasın. Bir insana “dünyada en değerli şey altındır ama elma da önemlidir” derseniz ve bu adamı “elmalar ve altınlarla dolu bir odaya koyarsanız” elindeki torbaya elbette altınları dolduracaktır.

Müslümanların ritüel-ibadetler ve ahlak, özgürlük gibi değerler arasında evrensel bir nedensellik (hatta korelasyon) olmadığını anlaması gerekiyor.

Bunun en iyi örneği şeytan taşlamak için hacda insanların birbirini ezerken öldürmesidir. Veyahut milyonlarca hacının her yıl Kabe’de ibadet etmesine rağmen Suudi Arabistan’ın siyasal rejiminin adil ve özgürlükçü olmamasıdır.

Namaz ve insan arasındaki ilişki sübjektif bir ilişkidir ve bu nedenle namaz ve ahlak yahut namaz ve demokratik olmak gibi konular arasında evrensel bir korelasyondan bahsedilemez.

Diğer bir konu ise namazın dindarlığı tek başına nitelemesi. Namazsız bir dindarlık hayal edilmemekte. Ancak namazını bir kere kaçırmadan hayatını yaşayan ama hayatı boyu bir tane bile kitap okumadan yaşayıp ölen milyonlarca insan bulunuyor.

Namazı merkeze alırsak namaz kılmayanlar dindar değildir. Ancak Kur’an’ın “oku” emrini merkeze alırsak namazını kaçırmadan yaşayan ama bir kere kitaba para vermeyen Müslümanlar da dindar değildir.

Namaz kılmayanlar için dindar değil önermesi kadar hayatı boyu kitap okumayanlar, ağaç dikmeyenler, çevre konusunda hassas olmayanlar için de dindar değildir önermesini ciddiye almak gerekiyor.

Salt namazı merkeze alan dindarlık tanımı, anlamsız tatminler ve işe yaramayan dindarlık türü üretmekten öteye gitmiyor. Bugün Diyanet İşleri Başkanlığı’nın temel referans kitabı olarak halka dağıttı iki ciltlik İlmihal’in birinci cildi 584 sayfadır. Bunun 162 sayfası namaz üzerinedir. Allah’a iman 24 sayfa, temizlik 26 sayfa yer tutuyor.

İlmihal’in ikinci cildi 558 sayfadır ve burada çevre konusu sadece iki sayfadır. Yine ikinci ciltte kesilen kurbanın diğer parçalarına da yaklaşık iki sayfa ayrılmıştır. Yine bu ciltte “kaş alma kıl yolma” bir sayfa kadar yer tutmaktadır. İş ve işveren haklarının hepsini içeren bütün bölüm sadece beş sayfadır. Örneğin, İlmihal’de iş akdi ile ilgili bölüm “kaş ve kıl aldırma” ile ilgili bölüm ile aynı uzunluktadır.

Doğal olarak Müslüman toplumlarda işçiyi kapının önüne koymak “kaş ve kıl aldırma” kadar ilgi uyandırmamaktadır. İslamiyet bir tür ritüeller ve anlamsızlıklar manzumesine indirgenmiştir. 

Hepimiz biliyoruz ki bu ritüel merkezli İslam’ın amacı apolitik, devlete (veya dini lidere) itaat etmeyi dindarlık sayan anti-entelektüel bir insan tipi üretmektir.

Ancak bu ritüel merkezli dindarlığın merkezinde namaz bulunuyor. Günlük bir ilmihalde 162 sayfalık ayrıntısı olan namaz gerçekte ise ciltlerce literatürle açıklanıyor. Bu ayrıntılara bakarsak Ebu Hanife mezarından çıksa hakkıyla namaz kılamaz. Daha trajik nokta ise binlerce sayfalık bir literatürle yüzyıllardır namaz yazılmasına konuşulmasına rağmen günümüzde ise kimsenin hakkıyla namaz kılmadığı söyleniyor. Yüzlerce yıldır namazla yatan kalkan bir ümmet günün sonunda hakkıyla namaz kılamıyor.

“Ah hakkıyla bir namaz kılsak her şey çözülecek” tekerlemesi her gün tekrar ediliyor. Türkiye’de yaklaşık 100 bin imam ve o kadar camide bir türlü hakkıyla namaz kılınmadığı için ülkenin sorunları hala çözülmüyor.

Namazın ilahi bir emir olarak görülmesi ve ibadet olarak uygulanmasını kimse eleştiremez. Bu sonuçta Müslümanlara kalmış bir şeydir. Ancak namazın fetişleştirilerek İslam’ı niteler hale gelmesi en başta İslam dinine büyük zarar veriyor.

Müslümanların acilen şuna karar vermesi gerekiyor: Dinlerinin temel normları akılcılık, özgürlük ve adalet gibi değerler mi olacak yoksa namaz, şeytan taşlama gibi ritüeller mi olacak?

Bu soruya cevap verilirken de şunu unutmamak gerekiyor. Bu soru bir öncelik sorusudur. Yüzyıllardır yapılan zevahiri kurtarmaktan öteye geçmeyen “o da olsun bu da olsun” gibi pratikte sadece safsata olan cevapları tekrar etmenin bir faydası yok.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir