May 17 2018

'İşgalci, katil: İsrail ile Türkiye arasında ikiyüzlü Gazze savaşı'

Erdoğan’ın İsrail’e yönelik sözlü saldırılarını ağırlığı, Türkiye’de halkın Filistin’e olan desteğinden kaynaklanıyor. Ancak seçimler öncesi bu riskli dönemde Türkiye’nin İsrail’le ekonomik ilişkilerini sürdürdüğü gerçeğini de gizliyor. 

2010 Mavi Marmara olayından bu yana neredeyse İsrail - Türkiye ilişkilerinde en büyük geriye gidiş sayılabilecek bir adımla Türkiye, İsrail ordusunun Gazze sınırında yaklaşık 60 Filistinliyi öldürmesine tepki olarak Tel Aviv büyükelçisini geri çağırdı.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Ankara'nın İsrail büyükelçisine ve İstanbul'daki başkonsolosa’da ülkeden ayrılmasını söyledi. İsrail ise Türkiye’nin Kudüs konsolosluğundaki elçisini kovarak yanıt verdi. 

İki ülke arasındaki diplomatik ilişkiler düşüşe geçerken, Başbakan Netanyahu, Twitter üzerinden Erdoğan'ı Hamas'ı desteklemekle suçlayarak, Erdoğan’ın "terörizmi ve katliamı iyi anladığını" ve "ahlak dersi vermemesi gerektiğini" söyledi. .

Erdoğan, Netanyahu’ya  gene Twitter aracılığıyla sert bir karşılık vererek İsrail’in bir apartheid devleti olduğunu ve Netanyahu’nun “ellerinde Filistinlilerin kanı olduğunu” belirterek, On Emir’i okuyarak insanlık dersi alması gerektiğini söyledi. 

Louis Fishman, Haaretz'te kaleme aldığı makalesinde, "Netanyahu ve Erdoğan tarafından yapılan karşılıklı çamur atmalar hem saldırganlık hem de kendini savunma içeriyor. Çünkü her iki ülke de uzayıp giden insan hakları ihlalleri listelerine sahip. Bu anlamda İsrail ve Türkiye oldukça benziyor" diyor.

Fishman'ın makalesi şöyle devam ediyor:

Belki de aralarındaki en önemli fark İsrail'in işlediği suçların genellikle kameraya çekiliyor olması. Türkiye’de gazeteciliğin ve özgürlüklerin içler acısı durumu, Türk devlet şiddetinin  özellikle Kürt sivillerden oluşan diğer kurbanları insan hakları örgütü raporlarında yer bulabiliyor ama dünya gazetelerinin manşetlerini kaplamıyor. 

Her iki devlet de geçmişte ve günümüzde aşırı şiddet uygulamaktan suçludur ve bu anlamda oldukça benzerdirler. Ancak şunu belirtmek gerekir ki, iki ülkenin ilişkileri hiçbir zaman birbirlerinin medeni hakları ve insan haklarını korumasına dayanmamıştı.

İsrail’in Türkiye’nin Kürtlere yönelik hak ihlallerini gündeme getirerek Türkiye’yi işgalci bir güç olarak tanımlaması, aslında İsrail devletin işlediği suçların bir doğrulaması. 

Filistinlilerin haklarının Türkiye tarafından önemsemediği  iddia edilemezse de, Erdoğan'ın önderliği altında Türkiye, İsrail ile ilişkilerin sürmesi şiddetin en aza indirgenmesini koşul olarak göstermiştir.Ancak Türkiye hiçbir zaman Türk-İsrail ilişkilerinin devam etmesinin bir koşulu olarak işgalin sona ermesini öne sürmemiştir. 

Erdoğan, kendi destekçilerinden gelen Türkiye'nin İsrail'le olan önemli ekonomik bağlarına karşı itirazlarla yüzleşmekle kalmıyor, aynı zamanda ikiyüzlülük anında onu suçlayan muhalif güçlerin eleştirilerine de maruz kalıyor. İsrail'e küfür ediyor, büyükelçileri kovuyor, ancak ekonomik bağları asla kesmiyor. 

Nitekim Salı günü, Erdoğan'ın AKP partisi, HDP'nin İsrail'le yapılacak tüm ekonomik, askeri ve siyasi anlaşmaları iptal etmek için verdiği bir önergeyi durdurdu. 

Filistinlilere uzunca süredir sempati duyulan ve bu konunun seküler solcular ile İslamcılar arasındaki gibi tuhaf ortaklıkları kolaylaştırma olasılığı olan bir ülkede Erdoğan'ın Filistin meselesi üzerinde tekel kurması gerekiyor. Bu, İsrail ile ekonomik ilişkileri sürdürürken aynı anda Filistin haklarını savunan Orta Doğu'daki (ve dünyadaki) tek lider olma statüsünü sürdürmesini sağlıyor.

İsrail ile hala resmi savaş halinde olan Arap devletlerinden farklı olarak Türkiye İsrail’i boykot etmiyor. Aksine, Türk Hava Yolları'nı İsrail turizminin içine dahil etmek gibi eylemlerle tam tersini yapıyor. THY geçen sene Ben-Gurion havalimanına bir milyondan fazla yolcu taşıyarak rekor kırdı.

İsrail ile Türkiye arasındaki güçlü ekonomik ilişkilerin yerinde kalacağı kesin. Ancak, siyasi cephede, Ankara ve Kudüs'ten ileri geri atışmalar dikkatli olmadıkları takdirde, diplomatik ilişkilerin daha da zarar görmesine yol açabilir. 

Hem Netanyahu’nın hem Erdoğan'ın güçlü hissetmek için nedeni var. 

İsrail ekonomisi istikrara kavuştu ve büyümeye devam ediyor. Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri ile İran'a karşı olan ittifakı İsrail’e yeni bir güçlülük hissi vererek, Türkiye'yi nispeten daha az önemli hale getiriyor. Dahası, Netanyahu, iki ülke arasında 2016’da yaşanan uzlaşma sırasında Türkiye'nin İsrail’e ihtiyacı olduğunu ama bunun tersinin geçerli olmadığını zaten anlamış görünüyor; ve tersi değil.

Erdoğan'a gelince, ortak ekonomik ilişkileri bozmakla ilgilenmese bile, Filistin konusunda yüksek  sesli savunuculuğuyla kendini güçlendirecek. Gazze’de yaşanan son ölümlere yönelik dünyadan gelen öfke Erdoğan’a tek başına olmadığı hissini verip bu konuyu fazla zorlamasına yol açabilir. 

Yaklaşan seçimlerde şaşırtıcı derecede riskli bir konumu olan Erdoğan’ın kesin bir siyasi sermaye kaynağı olarak gerilimi tırmandırmayı seçmesi her zaman mümkün.

Türkiye, İsrail ve Filistin meseleleri üzerine uzman olan Louis Fishman Brooklyn College’da yardımcı doçent olarak görev yapmaktadır.