İŞKUR verileri oyunu bozdu: Genç işsizlik yüzde 21,6 değil yüzde 35

İşsizlik ve istihdam verileri, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından her ay açıklanıyor. Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) ise işsizlerin kaydını tutuyor.

Meslek kurslarından işsizlik maaşına kadar İŞKUR’un hizmetlerinden yararlanabilmek için kuruma kayıtlı olunması zorunlu. Bu zorunluluk neticesinde önemli bir veri bankası ortaya çıktı. İŞKUR verileri de aylık olarak açıklanıyor.

TÜİK işsizlik rakamlarını anket yoluyla tespit ediyor. İŞKUR verileri ise gerçek kişiler üzerinden kayıt esasına dayanıyor. TÜİK’in son verilerine göre işsiz sayısı 3 milyon 749 bin.

İŞKUR’un son verilerine göre ise kayıtlı işsiz sayısı 3 milyon 296 bin. Görüldüğü gibi işsiz sayısında rakamlar birbirine yakın. İki kurumun verileri arasındaki fark da anlaşılabilir. Zira her işsiz İŞKUR’a kayıt olmuyor.

Ancak iki kurumun verilerinde çok kritik bir başka fark göze çarpıyor. TÜİK’e göre 15-24 yaş aralığındaki işsizliği ifade eden genç işsizlik yüzde 21,6.

İŞKUR’a göre ise aynı yaş grubundaki işsizlik yüzde 35. Yukarıda verdiğim işsiz sayılarının birbirine yakın olduğu dikkate alındığında genç işsizlik oranındaki bu fark çok daha dikkat çekici hale geliyor. Bu durumun istatistiksel olarak açıklanabilmesi mümkün değil.

Karşılaştırmada iki kurumun da en son açıkladığı ayın verisini esas aldım. En son; TÜİK eylül, İŞKUR ise kasım verilerini açıkladı. Olası itirazları göz önünü alarak karşılaştırmayı aynı ay üzerinden de yapabiliriz. İŞKUR’un eylül verilerine göre de genç işsizlik yüzde 34.

Sonuçta TÜİK’in yüzde 21,6 olarak gösterdiği genç işsizlik, İŞKUR’a göre yüzde 34-35 bandında. İki kamu kurumu tarafından açıklanan aynı verinin, nasıl bu kadar farklı olabildiği izaha muhtaç bir durum. İŞKUR’un verileri kayıtlı işsiz bilgilerinden derlendiği için sorunu TÜİK’te aramak gerekiyor.

Bu tablo, genç ve eğitimli nüfusta işsizliğin TÜİK verilerine yansıyandan çok daha derin olduğunu gösteriyor. Özetle her üç gençten biri işsiz.

İşsizleri eğitim durumuna göre analiz ettiğimizde de çaprıcı veriler söz konusu. TÜİK verilerine göre işsizliğin en yüksek olduğu eğitim grubu, yüksek öğretim mezunları. Bu grupta işsizlik yüzde 13,7. Genel işsizliğin yüzde 11,4 olduğu dikkate alındığında, Türkiye’de üniversite mezunları istihdamda en dezavantajlı kesim. Yüksek öğrenim mezunları arasında işsizlik, alt eğitim gruplarına göre daha yüksek.

İŞKUR verilerini irdelediğimizde çok daha sarsıcı bir tablo ile karşılaşıyoruz. Lisans mezunu işsiz sayısı 587 bin kişiyken önlisans mezunlarında bu rakam 480 bin. İşsizlikten yüksek lisans ve doktora mezunları da nasibini alıyor. 25 bin yüksek lisans mezunu ile 1100 doktora mezunu işsiz. Kayıtsız işsizlerle birlikte aslında rakam daha yüksek.

Dolayısıyla en iyimser verilere göre bile yüksek öğrenim mezunu 1 milyon genç işsiz durumda.

Türkiye’de işsizlik sorununun, özellikle genç ve eğitimli nüfusa bakan bir başka cephesi daha var. İş bulduğu için sevinenler, düşük ücretlere razı olmak zorunda. Zira nitelikli iş çok az. İstihdamın ağırlığının hizmet sektöründe olduğu dikkate alındığında, üniversite mezunu gençleri bekleyen en iyi iş garsonluk veya kasiyerlik.

TÜİK ile İŞKUR verileri arasındaki uyumsuzluk, genç işsizlik verileriyle sınırlı değil. İstatistik Kurumuna göre ağustos ayında 3 milyon 670 bin kişi olan işsiz sayısı eylülde 3 milyon 749 bin kişi oldu. Yani 79 bin kişilik artış sözkonusu.

Şimdi bir de İŞKUR verilerine bakalım. Ağustosta 2 milyon 751 bin kişi olan kayıtlı işsiz sayısı, eylülde 3 milyon 133 bin kişiye yükseldi. Artış 382 bin kişi. Bu verinin anlamı şu; eylülde İŞKUR’a en az 382 bin yeni işsiz kaydoldu.

Peki nasıl oluyor da TÜİK verilerinde bu kişilerin sadece 79 bini gözüküyor?

Soruyu bir başka şekilde sorarsak, İŞKUR’a kayıtlı olan işsizler TÜİK verilerinde neden gözükmüyor?

Oysa İŞKUR sadece kayıtlı işsizlerin verilerini tutarken TÜİK anket yoluyla daha geniş bir alanı tarıyor. İŞKUR verilerinde işsiz sayısı 382 bin kişi artmışsa, TÜİK’te de artışın en az bu kadar olması gerekir. Özetle İŞKUR verilerinde açık şekilde görülen işsiz sayısındaki artış, TÜİK verilerine yansımamış.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun işsizliğe ilişkin verilerine bir başka açıdan daha bakmak gerekiyor. TÜİK, yalnızca son 4 haftada iş arayan kişileri işsiz sayıyor. Buna göre eylülde işsizlik 11,4. İşsiz sayısı da 3 milyon 749 bin. Son 4 haftada iş aramayan işsizler, “iş aramayıp çalışmaya hazır olanlar” başlığıyla detay tablolarda gösteriliyor.

Bu kişilerin sayısı 2 milyon 87 bin, oranı yüzde 7,5. Geniş işsizlik tanımında, işsizlerle iş aramayıp çalışmaya hazır olan kitlenin birlikte dikkate alınması gerekiyor. Dolayısıyla geniş tanımıyla baktığımızda işsizlik yüzde 18,9. İşsiz sayısı ise 5 milyon 836 bin kişi.

Sonuç olarak; Türkiye siyasi tartışmalarla meşgul olsa da en önemli sorunların başında işsizlik geliyor. Hangi veriyi esas alırsak alalım yüksek işsizlik bir gerçek.

İstatistik Kurumu’nun açıkladığı rakamları da aşan, çok daha derin bir sorun. Aynı zamanda dönemsel olmaktan çıkıp kronik bir hal almış durumda. Ekonominin büyüdüğü dönemlerde bile yüzde 10 bandının altına inmedi. Krizle birlikte tırmanışa geçti.

Sorunun en can alıcı yönü, genç ve eğitimli nüfustaki işsizlik. Türkiye’de artık eğitimli olmak iş bulmak için avantaj sağlamıyor. Rakamlarla oynayarak ya da verileri baskılayarak bu sorunun çözülebilmesi mümkün değil. İşsizlik kıskacındaki genç ve eğitimli nüfus çaresizlik içinde.

Türkiye’nin suni tartışmaları bir kenara bırakarak bu sorunu önceleyen politikalar geliştirmesi zaruret.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.