Tiny Url
http://tinyurl.com/yy4alggt
Eser Karakaş
Şub 17 2019

İşsizlik meselesi

Geçtiğimiz hafta Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) Kasım 2018 dönemine ilişkin temel işgücü istatistiklerini yayınladı; her ay yayınlanan söz konusu işgücü istatistikleri hep çok ilginç bilgiler içerirler ama bu seferki belki biraz daha da ilginç, çünkü işsizlik verileri ciddi anlamda alarm veriyorlar bu kez.

Siz okurlardan istirhamım aşağıda olduğu gibi alıntıladığım TUİK’in  temel işgücü göstergeleri tablosunu çok iyi incelemeniz; bendeniz de sizin bu incelemenizi bir ölçüde kolaylaştırmak için bazı noktalar üzerinde yorum yapacağım, bazı temel tanımları aktaracağım.

Tabloda nüfus verisinin hemen altında işgücü kavramı var, 2018’de 32 milyon 295 bine yükselmiş; işgücü demek istihdam edilenler artı iş arayan işsizler demek, zaten bizim sistemde işsiz tanımı işi olmayan ama iş arayan anlamında, işsiz olup iş aramıyorsanız, işsiz sayılmıyorsunuz, işgücüne dâhil değilsiniz.

Bu noktada aşağıdaki tablo çok ilginç bir göstergeyi de işaret ediyor, Türkiye’de işgücüne dâhil olmayan yani çalışmayan ama iş de aramayan 15 ve daha yukarı yaşta 28 milyon 601 bin kişi var ve bunların 8 milyon 308 bini erkek iken 20 milyon 293 bini kadın.

Düşünebiliyor musunuz, ülkemizde 20 milyon 293 bin kadın ne çalışıyor ne de iş arıyorlar. Bu kesimin bir bölümü ev kadını statüsünde belirli bir emek harcayıp ev işleri yapıyorlar ama tümü de bu kategoride değiller. Bu kadınlar ne yaparlar, siyasal davranış kodları nedir, doğrusu çok ilginç bir grup ama sistemin bunları iş aramadıkları için işsiz saymadığını bir kez daha hatırlatalım.

Şunu da unutmayalım, eşleri zengin oldukları ya da evde çocuk baktıkları için çalışmayan ve iş de aramayan kadınlar da bu gruptalar ama OECD ülkeleri arasında kadınlar açısından işgücüne katılımda yüzde 34.1 çok düşük bir oranla ile sondan ikinciyiz, bunu da unutmayalım.

Yani mesele ev kadınlığı ya da annelik gibi uluslararası tanımları da aşan bir boyutta bizim ülkemizde; işçi sendikalarının dönem dönem vurguladığı gibi işsizlik oranının daha yüksek olduğu iddiaları işte bu grubun, hem erkekler (8 milyon 308 bin) hem de kadınlar (20 milyon 293) için varlığına dayanıyor. Bunların bir bölümü kendilerine bir iş teklif edilse çalışacaklar ama artık iş bulma ümitlerini yitirdikleri için iş aramıyorlar.

Gelelim resmi işsizlik oranlarına. 2107 Kasım ayında yüzde 10.5 olan işsizlik oranı tam bir sene sonra Kasım 2018’de yüzde 12.6’ya çıkmış durumda; bir senede işsizlik oranının bu kadar yükselmesinin ekonomide çok ciddi bir sıkıntıya tekabül ettiğine kuşku yok ama şimdilik kestiremediğimiz bu işsizlik artışının siyaset dengelerine nasıl yansıyacağı, bir biçimde, bir vadede mutlaka yansıyacak ama bunun biçiminin ve vadesinin ne olacağını şimdiden söylemek kolay değil.

Tarım dışı işsizlik oranı ise Kasım 2017’de yüzde 12.2 iken Kasım 2018’de yüzde 14.4’e yükselmiş bulunuyor; iktisatçılar arasında, ne kadar doğrudur bilemem ama Türkiye’de tarım dışı işsizlik oranının yüzde 15’e yükselmesinin toplumsal dengeler açısından çok önemli bir alarm olacağına yönelik bir inanış vardır.

Kasım 2018 sonrası daha kaç çeyrek büyüme oranlarının negatif çıkacağını tam hesaplayamıyoruz ama bu negatif büyümenin bir süre daha devam etme ihtimali az değil.

Kasım 2018 sonrası devam edeceği düşünülen negatif büyüme oranlarının tarım dışı işsizlik oranını yüzde 15’in dahi epey üzerine çekme potansiyeli var, umarım bu sevimsiz durumun toplumsal reaksiyonu barışçı yöntemlerle, demokrasi ve hukuk devleti kuralları dâhilinde gelir, aksini düşünmek bile istemem.

Kriz dönemlerinde, üstelik genel işsizlik oranının resmi istatistiklere olduğundan daha az yansıdığını da biliyoruz. Çünkü tarım dışı alanlarda işsiz kalanların bir bölümü köylere ailelerin yanlarına dönerler, akşam aile sofrasında karınlarını doyururlar, sabahlara da tarlada çapa sallarlar.

Çok büyük oranda marjinal verimleri sıfırdır yani gizli işsizdirler ama zamanı geldiğinde TUİK görevlisinin geçen ay ya da geçen hafta çalıştınız mı sorusuna “evet” cevabı verirler. Tarım dışı alanda bir eksilen istihdam tarımda sözde bir artışla dengelenir ama gerçek durum tam böyle değildir, tarıma kaçan kent işsizi iktisadi açıdan hala işsizdir. Verimliliği adeta sıfırdır ama istatistikler öyle görmez çünkü işsizlik kayıtları vergi deklarasyonları üzerinden değil beyan üzerinden tutulmaktadır.

Temel işgücü göstergeleri, Kasım 2017, Kasım 2018

Kaynak: Türkiye İstatistik Kurumu

Genç işsizlikte de (15-24 yaş arası) durum kötüleşmektedir, Kasım 2017’de yüzde 19.3 olan genç işsizlik oranı bir sene zarfında yüzde 23.6’ya çıkmıştır ve bu artış çok büyüktür; toplam gençlerin yaklaşık dörtte birinin (yüzde 24.3) eğitimde olmamaları ama aynı zamanda çalışmamaları da çok vahim bir manzaraya tekabül etmektedir.

Gençlerinin dörtte birinin çalışmadığı ve eğitim görmediği bir toplumun nasıl bir geleceği olacaktır, bu konunun detaylı bir biçimde tartışılması gerekmektedir.

Yukarıdaki tabloda göremediğiniz başka çok vahim bir manzara da 2018 sonunda çalışanların yüzde 33.6’sının kayıt dışı çalışıyor olmalarıdır, bu oran Kasım 2017’de de aynı imiş yani kayıt dışılıkla mücadele diye bir kavramın ortada olmadığını, varsa da başarısız olduğunu söylemek mümkün.

Söz konusu yüzde 33.6’nın yaklaşık üçte ikisinin tarımdan kaynaklandığını çünkü tarımda kayıt dışılığın yüzde doksanı aştığını biliyoruz ama bu durum da olayın vahametini azaltmıyor.

Çalışanlarının yüzde 33.6’sının kayıt dışı çalıştığı bir ekonomide bütçe dengeleri kalıcı ve sürdürülebilir olarak düzelemez, bu kayıt dışılık rekabeti bozduğu için de doğrudan yabancı yatırımlar üzerinde de çok olumsuz etki yapar.

Taşeron işçilerin kamu çalışanı statüsüne geçişi ile birlikte kamu istihdamının artış oranı Kasım 2017-Kasım 2018 arasında yüzde 20.8 ve Kasım 2018 itibariyle toplam kamu çalışanı dört milyon 352 bin kişiye yükselmiş bulunuyor.

Yazımı noktalarken şu soruyu sormadan edemiyorum: Türkiye’de ortalama vatandaş, yaklaşık dört buçuk milyon kamu çalışanının ürettiği ya da üretmekle mükellef olduğu kamu hizmetini hissediyor mu acaba?

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.