Ekrem Onaran
Haz 13 2018

İşsizlik rakamları gerçeği yansıtmıyor: Çünkü iş aramayan işsiz sayılmıyor

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) her ay düzenli olarak istihdam ve işsizliğe ilişkin verileri açıklıyor. Resmi işsizliğe kaynak teşkil eden TÜİK verileri, gerçek işsizlik, kayıt dışı istihdam, ücretsiz aile işçileri, kadınlarda yoğunlaşan emek sömürüsü ve iş bulma umudunu kaybedenlere ilişkin de veri içeriyor.

Ancak bu veriler çeşitli tablolarla adeta gizleniyor. Uzman gözüyle detaylı analiz edildiğinde gerçek işsizlik ile resmi işsizlik rakamları arasındaki fark ve istihdam piyasasının kronik sorunları açıkça görülüyor.

Türkiye İstatistik Kurumu, işsizliği tespit ederken sadece son 4 hafta içerisinde iş aramış olanları işsiz sayıyor. Son dört haftadan önce iş aramış olan işsizler ile işsiz olduğu halde iş aramamış olanlar işsiz sayılmıyor. Bu kişiler, ‘İş Aramayıp Çalışmaya Hazır Olanlar’ başlıklı ayrı bir kategoride gösteriliyor.

TÜİK’in resmi olarak işsiz kabul ettikleri ile “İş Aramayıp Çalışmaya Hazır Olanlar” birlikte değerlendirildiğinde gerçek işsizlik rakamları ortaya çıkıyor. İş aramayıp çalışmaya hazır olan kitle, çalışmak isteyip istemedikleri sorulduğunda çalışmaya ve işbaşı yapmaya hazır olduklarını beyan ediyor. Ancak belirlenen süre aralığında iş aramadıkları için işsiz sayılmıyorlar.

İstatistik Kurumu’nun Şubat 2018 verilerine göre; Türkiye’de resmi işsiz sayısı 3 milyon 354 bin kişiyken, iş aramayıp çalışmaya hazır olanların sayısı 2 milyon 323 bin kişi. Buna göre devletin işsiz saydığı işsizlerle, işsiz saymadığı işsizler birlikte değerlendirildiğinde gerçek işsiz sayısının 5 milyon 677 bin kişi olduğu görülüyor.

İşsizlik oranlarına bakıldığında ise yüzde 10,6’lık resmi işsizliğin yanı sıra iş aramayıp çalışmaya hazır olanların oranı yüzde 8. Bu verilere göre gerçek işsizlik oranı yüzde 18,6.

Türkiye’de istihdam piyasasının pek çok kronik sorunu bulunurken bu sorunların en önemlilerinden birini de ‘iş bulma umudu olmayanlar’ oluşturuyor. Uzun yıllar iş arayan insanlar, bir süre sonra umudunu kaybederek iş aramaktan vazgeçiyor. Bu kişiler, iş aramadıkları için devlet tarafından işsiz sayılmıyor.

TÜİK verilerine göre, Şubat ayı itibariyle 668 bin kişi, iş bulma umudu olmayanlar kategorisinde yer aldı. Uzun yıllardır işsiz olan ve özel istihdam tedbirleri uygulanması gereken bu kitle, devlet tarafından işsiz kabul edilmediği için yok sayılıyor.

Türkiye’de istihdam piyasasına yakından bakıldığında işsizliğin geçici bir sorun olmaktan çıkıp kronik bir hal aldığı da gözleniyor. İstatistik Kurumu verilerine göre 3 milyon 335 bin işsizin, 732 bini 1 yıldan daha uzun süredir işsiz durumda. Bu kişiler, ‘uzun süreli işsizler’ olarak kabul ediliyor. Bunların 540 bini 1 yıldan fazla, 127 bini 2 yıldan fazla, 65 bini ise 3 yıldan fazla süredir işsiz durumda.

Bu verilere göre işsizlerin önemli bir bölümünün, kısa sürede yeniden iş bulamadığı, işini kaybedenlerin yıllarca iş aradığı görülüyor. İşsizlerin yaklaşık dörte birini teşkil eden 732 bin kişinin 1 yıldan daha fazla süredir işsiz olması, istihdam piyasasının önemli sorunlarından birini oluşturuyor.

Çalışanların bir sosyal güvenlik kurumuna kayıt olmadan kaçak çalıştırılmasını ifade eden kayıt dışı istihdam da ürkütücü boyutlarda. TÜİK verilerine göre, 28 milyon 166 bin çalışandan 9 milyon 78 bini kayıt dışı olarak sigortasız ve güvencesiz çalışıyor. Kayıt dışı istihdam oranı yüzde 32,2. Bir başka ifade ile her 3 çalışandan birisi kayıt dışı çalışıyor.

Kayıt dışı çalışanların 5 milyon 467 bini erkek, 3 milyon 611 bini ise kadın. Erkeklerde kayıt dışı oranı yüzde 28,2 iken kadınlarda bu oran yüzde 41,1.

Devletin resmi verileri, Türkiye’de istihdamın önemli bir bölümünün kayıt dışı olduğunu, işçilerin sosyal güvenceden yoksun ve sigortasız olarak çalıştırıldığını gösteriyor. Bu durum iş kazalarının önemli bir nedenini oluştururken, emek sömürüsünün yaygınlığı çalışma barışını da tehdit ediyor.

Kayıt dışı istihdamın bir diğer boyutu, kadınlardaki emek sömürüsünün yüksekliği. Kadınlarda yüzde 41,1’i bulan kayıt dışılık, yaklaşık 2 kadından birinin sigortasız çalıştırıldığı anlamına geliyor. Kadın istihdamında kayıt dışılığın yanı sıra düşük ücret ve mobing temel sorunlar olarak öne çıkıyor.

Türkiye’de genç ve eğitimli nüfusta işsizlik sürekli artıyor. TÜİK verileri, 15-24 yaş grubunu içeren genç nüfusta işsizliğin yüzde 19 olduğunu gösteriyor. Bu tablo her beş gençten birinin işsiz olduğunu ortaya koyuyor. Ayrıca ne eğitimde ne istihdamda olan gençlerin oranı da yüzde 22,8.

Üniversite mezunları arasında işsizlik oranı yüzde 11,4 iken bu oran kadınlarda yüzde 16 olarak dikkat çekiyor. Bu veriler, siyasetçilerin her fırsatta ‘en büyük zenginliğimiz’ diye övündüğü genç ve eğitimli nüfusun işsizlik kıskacında olduğunu gösteriyor. Üniversiteyi bitirip iş bulma ve aile kurma hayali olan eğitimli genç kitle, uzun süreli işsizlik nedeniyle psikolojik yıkım yaşıyor.

İstatistik Kurumu verilerine göre istihdamda sayılan kişilerden 2 milyon 758 bini ücretsiz aile işçisi. Bir gelir elde etmeden, kayıt dışı olarak çalışıyorlar. Buna rağmen istihdamda kabul edilerek işsiz sayılmıyorlar.

Türkiye’deki yaklaşık 28 milyon istihdamdan 2 milyon 758 binin ücretsiz aile işçilerinden oluşması, üzerinde durulması gereken önemli bir nokta olarak dikkat çekiyor. Ücretsiz aile işçilerinin oranı yüzde 9,8. İşsizliğin yüzde 10,6 olduğu dikkate alındığında ücretsiz aile işçilerinin, işsizler kadar büyük bir kitleyi oluşturduğu görülüyor.

Ücretsiz olarak çalışan aile işçilerinin istihdamda kabul edilmesi, işsizliğin  düşük görünmesini sağlıyor. Ancak burada gerçek bir istihdamdan söz edebilmek olanaksız. Bu kitlenin de işsiz kabul edilmesi halinde, işsiz sayısı 9 milyona dayanıyor.

Bu tablo, Türkiye’deki işsizliğin resmi veri ve söylemleri aşan, çok daha derin ve karmaşık bir sorun olduğunu ortaya koyuyor.

Devletin işsiz saymadığı ancak gerçekte işsiz olan, bir bölümü iş bulma umudunu kaybetmiş yaklaşık 2,5 milyonluk bir kitlenin yanı sıra kayıt dışı istihdam, kadınlarda yoğunlaşan emek sömürüsü, ücretsiz aile işçiliği ve uzun süreli işsizlik ile genç ve eğitimli nüfustaki yüksek işsizlik temel sorunlar olarak öne çıkıyor. Kronik bir hal alan işsizlik, önemli sosyal problemlere de zemin oluşturuyor.

Öte yandan 24 Haziran seçimlerine sayılı günler kala meydanlar hızla ısınırken Cumhurbaşkanı adayları ve partiler seçim vaatlerini tekrarlıyor. Seçim bildirgelerinde işsizlikle mücadele ve işsizliğin düşürülmesine ilişkin çeşitli vaatler söz konusuyken bunun nasıl sağlanacağı ve kronik sorunların nasıl aşılacağına ilişkin ayrıntılı çözüm önerileri yer almıyor.

Sayıları 6 milyonu aşan işsizlere, hızla daralan ekonomik koşullarda nasıl istihdam sağlanabileceği belirsiz. Özellikle genç ve eğitimli nüfusta hızla artan işsizliğin nasıl önleneceği cevap bekleyen sorunların başında geliyor.

Ücretsiz aile işçileri, umudunu kaybettiği için iş aramayanlar ve yıllar boyunca işsiz kalanlar ile kayıt dışı istihdam da çözüm bekliyor.

Partiler ve Cumhurbaşkanı adayları daha çok kamu kaynaklı ve kısıtlı istihdam vaatleriyle dikkat çekiyor. Kamu istihdamının aşırı artması ise bütçeden personel giderlerine ayrılan payı artıracağı için makro ekonomik dengeleri ciddi şekilde bozan bir etki yapıyor.