İstihdamda kayıp yıl: 2019 işsizlikte 'en kötü' dönem oldu!

Geride bıraktığımız 2019 yılı, Türkiye ekonomisi açısından pek çok alanda önemli sorunların yaşandığı bir dönem oldu. En önemli daralma ise istihdamda yaşandı. 

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) verilerini incelediğimizde, işsizliğin rekor kırdığını ve istihdamın pek çok açıdan en kötü dönemi yaşadığını görüyoruz. 

Türkiye’nin işsizlikteki seyrine baktığımızda, nispeten sağlıklı ölçüm yapılabilen 1980 sonrasında üç eşik dikkat çekiyor: 2001, 2009 ve 2019 ekonomik krizi. 1994 krizi işsizlikte önemli bir artışa yol açmazken 2001’de ilk kez yüzde 10 bandı aşıldı. Sonraki dönemde yeniden tek haneli rakamlar görüldü. 

2009 kriziyle birlikteyse işsizlikte ciddi bir artış yaşanırken Şubat ayında yüzde 14,8’e kadar tırmanmıştı. İki ay içinde düşüş eğilim göstererek yüzde 12 bandına gerilemiş ve yılı sonunda yüzde 12,6 olmuştu. 

2019 yılına baktığımızda ise işsizlik Ocak ayında yüzde 14,7’e ulaştı. Ancak 2009 yılının aksine sonraki aylarda önemli bir düşüş gözlemlenmedi. Genelde yüzde 14 bandında dolaşan işsizlik, TÜİK’in son açıkladığı 2019 Eylül ayı verilerine göre yüzde 13,8 oldu. 

İstihdama ilişkin isabetli tahminleriyle dikkat çeken TOBB ETÜ Sosyal Politikalar Uygulama ve Araştırma Merkezi (SPM) de 2019 yıllık işsizlik oranını yüzde 13,8 olarak öngördüğünü açıkladı. İşsiz sayısı 4,7 milyon ulaştı. 

Özetle 2009 ve 2019 krizlerinde işsizlik ciddi şekilde yükseldi. Ancak 2009’da hızla toparlanan istihdam, 2019 yılında aynı başarıyı gösteremedi. 2009’da yüzde 14,8’e ulaşmasının ardından düşüş eğilimine giren işsizlik, 2019’da yüzde 14,7’lik seviyenin ardından yatay seyir izlemeye devam etti. Dolayısıyla 2019 yılı, işsizliğin en yoğun yaşandığı dönem olarak tarihe geçti. Ayrıca istihdam piyasasının temel parametrelerinde önemli bozulmalar dikkat çekiyor.

2019 yılında İŞKUR’a kayıtlı işsiz sayısı, tüm zamanların rekorunu kırarak 4 milyon 417 bin kişiye kadar çıktı. Bu veri, iş bulma kanallarının tıkanması sonucu işsizlerin önemli bir bölümünün devletin kapısını çaldığını gösteriyor. 

İŞKUR verilerindeki genç işsizlik rakamları da çok dikkat çekici boyutlar ulaştı. En son açıklanan Kasım ayı bültenine göre 4 milyon 26 bin kayıtlı işsizin yüzde 38,9’u 15-24 yaş grubundaki gençlerde oluştu. Aynı yaş grubundaki genç işsizlik rakamı TÜİK’e göre Eylül ayı itibariyle 26,1. İŞKUR ile TÜİK verileri arasındaki bu uyumsuzluk izaha muhtaç bir durum olmakla birlikte hangi veriyi esas alırsak alalım, 2019 yılı korkunç seviyelere ulaşan genç işsizlik rakamlarıyla da önceki dönemlerden ayrışıyor.  

Ayrıca geçtiğimiz yıl, işsiz arama sürelerinin uzunluğu ve kronik hale gelen işsizlikle daha önce görülmemiş derecede ağır bir tablo ortaya çıktı. TÜİK verilerine göre bir yıl ve daha uzun süreli işsizlerin sayısı 1 milyon 156 bin. İŞKUR istatistiklerine baktığımızda, kayıtlı işsizlerin 1 milyon 710 bini 8 aydan daha uzun süredir iş bekliyor. Bu veriler, Türkiye’de işsizliğin geçici bir durum olmaktan çıkıp kronik hal aldığını ve işini kaybeden kişilerin yeniden iş sahibi olabilmesinin gittikçe zorlaştığı gösteriyor. 

Geride bıraktığımız 2019’da üniversite mezunları başta olmak üzere eğitimli nüfusta işsizliğin rekor kırdığı da görülüyor. İŞKUR verilerine göre kayıtlı işsizlerin 1 milyon 40 bini üniversite mezunu. Yüksek lisans ve doktora mezunları da İŞKUR kapısında iş bekliyor. 

Sonuç itibariyle iki ay önce yayınlanan Yeni Ekonomi Programı’ndaki (YEP) 12,9’luk hedef bütünüyle sözde kalırken işsizlik tarihin en yüksek oranlarına ulaştı. Bu durum intihar ve boşanma gibi sosyal sorunlara yol açmaya başladı.  Ekonomik krizin istihdam piyasasındaki tahribatı da maalesef bugünden yarına çözülebilecek bir sorun değil. Türkiye bugün krizden çıksa bile, 3-4 puan düzeyindeki ekonomik büyüme ancak işsizliğin yerinde saymasına yetecektir. Biriken işsizliğin eritilmesi, en az birkaç yıl alacak bir süreçtir. Dolayısıyla gerçekleşmesi mümkün olmayan afaki hedefler yerine tabloyu doğru okuyup işsizliğin yol açtığı sosyal yaraların üzerine yoğunlaşmak gerekiyor. 


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir