Sümeyye Erdoğan’dan İstanbul Sözleşmesi ve Derya Yanık açıklaması

Başta kadına ve aile içi şiddete karşı olmak üzere, toplumsal cinsiyet eşitliğini savunan önemli bir belge olan İstanbul Sözleşmesi’nden Türkiye’nin çekilme kararı halen gündemde. İstanbul Sözleşmesi’ni desteklemesiyle bilinen Kadın ve Demokrasi Derneği’nin (KADEM) Yönetim Kurulu’nda yer alan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kızı Sümeyye Erdoğan ilk kez konuştu.

Yeni Şafak gazetesinin sorularını yanıtlayan Sümeyye Erdoğan Bayraktar "İstanbul Sözleşmesi’nden çekildik. Bu kararı bekliyor muydunuz? Bundan sonra kadın hakları konusunda nasıl bir yol izleyeceksiniz?" sorusuna, "Kadın haklarının tesisi için İstanbul Sözleşmesi’nden önce de mücadele veriliyordu, sonrasında da belki daha güçlü bir şekilde verilmeye devam edilecek. Bu noktada, kadın hakları tartışmasının sağlıklı bir zemine çekilmesi için çaba göstereceğiz” yanıtını verdi.

Sümeyye Erdoğan Bayraktar, şunları söyledi:

 “Ne baskıcı ve kısıtlayıcı önyargıların ne de LGBT lobisinin uluslararası ölçekteki propagandasının, kadın hakları mücadelesine zarar vermesine razı olabiliriz. Kadın hakkı denince bunun sadece Batılı ve seküler bir tanımlaması olmadığını; temelde büyük bir ortak payda olmakla birlikte, her kesimin, her toplumun bu hakları kendi inancı ve toplumsal gerçekliklerine göre tanımladığını göstermek mühim.”

Sümeyye Erdoğan Bayraktar, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na son günlerin tartışılan ismi olan KADEM'den Derya Yanık'ın getirilmesine ilişkin de şu ifadeleri kullandı:

"Son iki dönemin üst üste gelmesi tabii ki bir tevafuktan ibaret. Şunun altını çizmek isterim, her iki bakanımızın da tercih edilme nedeni, onların KADEM’le ilişkileri değil, kişisel yetkinlik ve donanımlarıdır. Zaten yetkinlikleri dolayısıyla KADEM’de bulundular. Bu da KADEM’in potansiyelini ve liyakatini gösteren bir durum. Çok açık konuşacağım, bana sorarsanız, ben KADEM’in hiçbir siyasi tartışma içine girmesini istemem. Ama nihayetinde alanımız kadın hakları, siyasetin bir konusu. Beraber çalıştığımız arkadaşlarımızın pek çoğu da siyaseten duyarlı ve aktif insanlar. Dolayısıyla nasıl ki akademide, özel sektörde, sendikalarda yer edinmiş kişilerin sıklıkla siyasette görev aldığını görüyorsak, sivil toplum kuruluşları ile siyaset arasında da insan kaynağı ve tecrübesi anlamında bir geçişkenlik olması çok doğal."

Haberin kaynağına buradan ulaşabilirsiniz