Oca 25 2018

TÜİK, Türkiye'de en yüksek intihar oranına sahip ili açıkladı

İntihar vakalarının büyük kısmında teşhisi konmamış veya tedavi edilmemiş psikolojik rahatsızlıklar söz konusudur. Uzmanlar insanların farklı nedenlerden ötürü sorunlarla baş etmede yetersizliği nedeniyle intihar girişiminde bulunduğunu bildiriyor ancak genetik yatkınlık intihar riskini çoğaltan önemli bir faktör.

Türkiye’de artan intihar vakalarına dikkat çeken Erciyes Üniversitesi, Psikolojik Danışma ve Rehberlik Merkezi (ERREM) Müdürü Öğretim Görevlisi Mustafa Atak, "Türkiye, dünyada 3,94 oranı ile 79'uncu sırada yer almaktadır" dedi.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre intihar oranının en yüksek olduğu il Kars, en az olduğu il ise Çankırı.

Erciyes Üniversitesi ERREM Müdürü Öğretim Görevlisi Mustafa Atak, intihar vakalarıyla ilgili yaptığı açıklamada şunları ifade etti:

"Yaygınlık açısından baktığımızda, dünya genelinde intiharların son 45 yılda yüzde 60 civarında arttığı görülmektedir. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünyada her 40 saniyede bir kişi intihar etmektedir. Özellikle eski Sovyetler Birliği ülkeleri başta olmak üzere gelişmiş batı ülkelerinde ve bazı Uzakdoğu ülkelerinde çarpıcı verilerle karşılaşılmaktadır. Meselâ intiharlarda ilk sıradaki Litvanya’da her 100 bin kişide 31,5 kişi intihar etmekte. İkinci sırada olan Güney Kore’de, bu oran 31,2’dir. Üçüncü sıradaki Kazakistan da ise 26,9’dur. Türkiye dünyada yüzde 3.94 oranı ile 79'uncu sırada yer almaktadır. Dünya genelinde en yüksek intihar oranı Avrupa’da, en düşük oran ise Doğu Akdeniz’de gerçekleşmektedir."

TÜİK,  intihar oranının en yüksek olduğu ilin Kars olduğunu belirtirken, "İntihar hızının en düşük olduğu il ise Çankırı’dır. Kayseri intihar oranı yüksek olan iller arasında yer almaktadır. İstatistiklere göre Kayseri’de ölümle sonuçlanan intihar vakası 55’tir" dedi.

Genetik yatkınlığın intihar riskini yüzde 42 oranında artırdığını ifade eden Atak, özellikle ebeveynlerden birisinin intihar etmiş olması durumunda riskin arttığını bildiriyor. İntiharların yaklaşık yüzde 90’ının psikolojik rahatsızlıklarla ilişkisi olduğuna vurgu yapan Atak, tüm bağımlılıklarda, bazı ekonomik darlıklarda ve daha önce geçirilmiş kafa travması sonrasında intihar görülebileceğini ifade ediyor.

Atak’a göre, mizaç rahatsızlıklarında yüzde 30, madde bağımlılıklarında yüzde 18, şizofrenilerde yüzde 14, kişilik rahatsızlıklarında yüzde 13 oranlarında intihar vakalarına rastlanır.

Tüm kronik rahatsızlıklar, intihar riskini arttırabilirken, intiharların yaklaşık yüzde 50’si alkol ve diğer madde bağımlılıklarında görülüyor. Ergenlerde hem alkol, hem de madde bağımlılığı birlikte mevcutsa intihar oranı yüzde 70’lere kadar yükselebildiğine değinen Atak, ‘’Diğer bir ilginç araştırma ise nikotin bağımlılığı ile intihar arasındaki irtibata işaret eder. Sigara içenlerde sigara içmeyenlere göre dört kat daha fazla intihar vakası görülmektedir. Eşcinsel hayat tarzını benimseyenlerde, eşcinsel olmayanlara göre intihar riski on dört kat daha fazladır" şeklinde konuştu.

İntihar ve şiddet vakalarının temel nedenlerinden birinin de duygusal zekâ ve merhamet duygusunun eksikliği olduğunu bildiren Atak, "Burada zekânın akıl ve hikmetle desteklenmesi ve üstün yetenekli kişilerin duygusal zekâ ile ilgili yönlerinin güçlendirilmesi gerekmektedir. Aksi durumda sosyal uyumsuzluk nedeniyle üstün zekalı bireylerde intihar riski yüksek olacaktır. Okullardaki eğitim programlarının duygusal zekâyı destekleyici etkinliklerle yeniden şekillendirilmesi ve merhamet eğitiminin bebeklikten başlayarak hayatın her aşamasında verilmesi gerekir" dedi.

Atak, ayrıca şöyle bir gözlemde bulundu:

"Batıda yapılan araştırmalarda en az intihar eden din mensupları sırasıyla Müslümanlar, Yahudiler, Güney Amerika Katolikleri, Avrupalı Katolikler, Ortodokslar ve Protestanlardır. Müslüman ülkelerde intihar oranlarının düşük olmasının en önemli nedeni din tarafından intiharın kesin bir şekilde yasaklanmasıdır."