Ekonomi büyürken 540 bin olan istihdam, krizde 2.5 milyona nasıl çıkacak?

Seçim dönemlerinde uçuk vaatlere alışkınız. Türkiye’nin siyasi tarihi vaatler konusunda bir hayli zengin. Her seçim öncesi peş peşe sıralanan bu vaatler seçim sonrası unutulur. İktidarın 2.5 milyon istihdam sözü de bu uçuk seçim vaatlerinden biri olarak tozlu raflardaki yerini alacak.  

Zira ekonominin büyüdüğü, krizin söz konusu olmadığı yıllarda bile Türkiye’nin ortalama yıllık istihdamı 540 bin kişi. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) verilerine baktığımızda bunu açıkça görüyoruz. 2008 yılında 8 milyon 798 bin olan kayıtlı istihdam, 2018 Aralık ayı itibariyle 14 milyon 229 bin kişiye yükseldi. 10 yılda, 5 milyon 431 bin yeni istihdam sağlandı.

Öncelikle şunu söyleyelim. Bu tür istihdam seferberliklerine (!) Türkiye alışkın. Daha önce de defalarca kampanyalar düzenlendi. Her iş yerinin bir kişiyi işe alacağı, böylece 1.3 milyon istihdam sağlanacağı duyuruldu. Ama hiçbiri sonuç vermedi.  

Peki 540 bin kişilik yıllık istihdam, krizde 2.5 milyona nasıl çıkacak?

İktidarın teşvik kartına güvendiğini biliyoruz. Seçim döneminde üç aylık süreyle işe alınanların maaşı İşsizlik Fonu’ndan ödenecek. Bu yöntemle yeni istihdam sağlanması hedefleniyor. Evet bu önemli bir teşvik. Ancak üç aylık maaş desteği alabilmek için işçinin dokuz ay istihdam edilmesi gerekiyor. Dolayısıyla kriz nedeniyle işini küçültmek zorunda kalan hiçbir işveren, maaşlar üç ay Fon’dan ödenecek diye işçi almaz, almıyor.

Madalyonun diğer bir yüzü de var. Türkiye’de 19 tane istihdam teşviki uygulanırken son teşvikle bu sayı 20 oldu. Asgari ücret desteği, altı puanlık prim indirimi, beş puanlık teşvik, Ar -Ge teşviki, engelli işçi teşviki, İŞKUR işbaşı teşviki, güvenli iş yeri teşviki bunlardan bazıları.

Prim indirimi, en yaygın teşvik uygulaması. Normalde işveren çalıştırdığı bir işçi için SGK’ye yüzde 34.5 oranında prim ödüyor. Ancak istihdamı teşvik kapsamında işyerleri için beş puanlık prim indirimi uygulanıyor. Bunun dışında ekonomik olarak geri kalmış 52 kent ile Gökçeada ve Bozcaada ilçelerinde işverenler için ilave altı puanlık prim indirimi söz konusu.

2013 yılında uygulamaya konan bu teşvik, yıl sonuna kadar uzatıldı. Altı puanlık prim indirimi ile beş puanlık teşvik birlikte uygulanabildiği için toplamda 11 puanlık prim indirimi söz konusu. Böylece işverenler her bir işçi için 281 TL daha düşük prim ödeme imkanına sahipler.

2018 yılında dokuz ay uygulanan asgari ücret desteği de bu yıl 12 ay süreyle uygulanacak. 500’den az işçi çalıştıran işletmelerde işçi başına 150 TL, 500’den fazla işçi çalıştıran işletmelerde ise 100 TL ücret desteği sağlanıyor.

İŞKUR işbaşı teşviki ise istihdam umudu olarak sunulan üç aylık maaş desteğine göre daha kapsamlı ve yararlanması kolay bir teşvik. En az iki çalışanı olan işverenlerin, bilişim ve imalat sektörlerinde altı ay, diğer sektörlerde üç ay boyunca çalıştırdıkları işçilerin maaşı İşsizlik Fonu’ndan ödeniyor.

Siber güvenlik, bilişim, oyun geliştirme uzmanı ve kodlama gibi mesleklerde 18-29 yaş arası gençler içinse teşvik süresi dokuz ay. 2018 yılında 300 bin 512 kişi bu teşvikten yararlandı. İşsizlik Fonu’ndan patronlara bu kapsamda 1 milyar 851 milyon TL ödendi.

Kasım ayı itibariyle de kısa çalışma ödeneği devreye  sokuldu. Bu uygulama kapsamında kriz nedeniyle ekonomik dar boğaza giren işyerlerinde maaşlar üç ay boyunca İşsizlik Fonu’ndan ödeniyor. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu da işverenlere sık sık “işçi çıkarmayın Fon’dan maaş desteği alın” çağrısı yapıyor. Nitekim aralık ayında 21 bin 056 kişiye kısa çalışma ödeneği verildi.

Dolayısıyla üç aylık maaş desteğine muadil iki teşvik zaten uygulanıyordu. Ancak bu tedbirler işçi çıkarmayı önleyemedi. SGK verilerine göre eylül-aralık döneminde 580 bin kişi işten çıkarıldı. İŞKUR verilerine göre de ağustos ayında 2 milyon 751 bin 845 olan kayıtlı işsiz sayısı, altı ayda 1 milyon artarak ocak ayında 3 milyon 775 bin 660 kişi oldu.

Bu noktada şu soruyu sormamız gerekiyor: Bunca teşvikle istihdam artmazken yeni bir teşvikle nasıl artacak?

Türkiye esasında teşvik yorgunu bir ülke. 20 kalem teşvik uygulamasını işverenler takip etmekte zorlanıyor. Profesyonel danışmanlık desteği almayanların teşviklerden haberi bile olmuyor. Yıllardan beri uygulanan teşviklerin istihdama katkısına ilişkin bir veri söz konusu değil. Teşvik sonrası istihdam verilerinin hangi yönde seyrettiği, işsizliğin hangi gruplarda ne ölçüde etkilendiğine ilişkin çalışma yapılmadı.

Öncelikle teşvik uygulamasına ilişkin hedef analizinin yapılması, devamında bu hedeflere ne ölçüde ulaşıldığının ortaya konulması gerekiyor. Özellikle bölgesel ve sektörel teşviklerde, teşvik etkisinin ölçülebilmesi mümkün.

Özetle kara düzen bir teşvik politikası söz konusu. Dolayısıyla pek çok teşvik, İşsizlik Fon’unun cömertte harcanmasından öteye gitmiyor. 2018’de Fon’dan patronlara aktarılan doğrudan destek tutarı 10 milyar 709 milyon TL. Yukarıda yer verdiğim işbaşı teşvikiyle birlikte bu rakam 12.5 milyarı aşıyor. Aynı dönemde işverenlerin Fon’a ödediği prim miktarı ise 9.6 milyar TL. Patronlar, İşsizlik Fonu için ödediği primden daha fazlasını teşvik olarak geri aldılar.

Bu tablo gösteriyor ki, ekonomide çarklar dönüyorsa, işler yolundaysa teşvikler özendirici mahiyette önem taşır. İstihdamı bütünüyle teşvikler üzerine kurgulayarak sonuç alabilmeniz mümkün değildir. Nitekim teşviklerin istihdamdaki kan kaybını önleyemediği ortada.

Türkiye’nin köklü politika değişikliklerine gitmeden kartopu gibi büyüyen işsizlik sorununa çare üretebilmesi mümkün değildir. “Lafla peynir gemisi yürümez”, herkesin bildiği bir atasözü. “Yaparım, ederim” demekle sonuç alınamayacağını veciz şekilde anlatır. İstihdam gemisinin de lafla yürümesi mümkün değil.

Keşke denildiği gibi 2.5 milyon istihdam yaratılabilse. Ancak maalesef bu işler konuşmakla olmuyor. Olmadığını daha önce defalarca gördük.

İstihdamın çaresi ekonomik büyümedir. Öncelikle ekonominin önünü açacak reformların hayata geçirilmesi gerekiyor. Bu reformların başında da demokrasinin, basın özgürlüğünün ve hukukun üstünlüğünün yeniden inşa edilmesi geliyor. Birilerinin iktidara hatırlatması gerekiyor: Ne kadar demokrasi o kadar ekonomik refah. Aksi halde, olduğumuz yerde debelenip dururuz.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.