Mar 06 2018

Avrupa'da sağın yükselişi sonrası neoliberalizm tartışılmaya başladı

Dünyada olduğu gibi Avrupa'da da seçimlerde sağ partilerin yüksek oy alması şaşkınlıkla karşılandı. Son dönemde sağın popüler hale geldiği ve tekrar yükselişe geçtiği yorumları yapılıyor.

BBC Türkçe'de yer alan analize göre Avrupa'nın güçlü ülkelerinde sol partiler kan kaybediyor. Sağ partiler ise güçleniyor. Son İtalya seçimlerinde de aşırı sağcı ittifak yüksek oranda oy aldı.

AB’ye şüpheyle yaklaşan popülist ve aşırı sağcıların oy toplamı yüzde 50’yi geçti. İtalya'da popülist 5 Yıldız Hareketi parlamentoda çoğunluğu elde edemese de sandıktan en çok oyu alarak çıkan siyasi grup oldu. Ülkedeki merkez sol ittifak da 2013'e kıyasla yaklaşık yüzde 7 oy kaybıyla büyük hezimete uğradı.

BBC'de diğer ülkelerdeki seçimlerden de örnekler paylaşılıyor. Son yıllarda sandık sonuçlarına göre merkez solun zayıfladığı diğer Avrupa ülkeleri olarak ise Fransa, Almanya, İspanya ve Hollanda gösteriliyor.

Yükselişe geçen sağ partilerin ise genelde göçmen ve İslam karşıtı, korumacı ekonomi politikaları ve AB karşıtı politikaları olduğuna dikkat çekiliyor.

Merkez solun çöküşünün ise 2000lerin ortasında küresel ekonominin gidişatıyla doğrudan bağlantılı olduğu düşünülüyor. Analize göre kimi gözlemciler bunu neoliberal politikaların çöküşüne bağlıyor.

2008 mali krizi, yüksek işsizlik oranları, düşük yaşam standartları, kamu harcamalarında kesintiler ve daha uzun döneme yayılan, küreselleşme, göç, mali krizlerle oluşan yeni sınıflar ve sınıfsal kimlikler, Avrupa Birliği karşıtı söylemler merkez solun geleneksel seçmenlerinden çalmaya başladı.

Bu kaygıları gündeme getiren popülist aşırı sağcı partilerin yeni seçmen kitlesi de kendisini küreselleşme, kapitalizm ve düzen karşıtlığında konumlandırdı.

Ama Financial Times gazetesi Avrupa Editörü Tony Barber, sosyal demokrat partilerin düşüşünün, sosyalist politikaların halk arasında cazibesini yitirdiği anlamına gelmediğini söylüyor ve aslında "milyonlarca seçmenin hala korumacı refah devleti istediğini ve istikrarsız istihdam piyasasından, sosyal eşitsizliklerden ve dizginlenemeyen küreselleşmeden şikâyetçi olduklarını" vurguluyor.

Ama Barber'a göre Avrupa'da sosyal demokratlara güven azaldı. Bunun asıl sebebi olarak da 2000lerin başındaki mali krizlerde sosyal demokratların finansal kapitalizm politikalarına fazla hoşgörü gösterip krizin faturasını düşük gelirli mavi yakalılara kesmesi gösteriliyor. 

Seçmenlerin bir kısmı ayrıca, merkez solun 'ulusal kimlikleri göz ardı ettiği ve toplum içinde göçün ortaya çıkardığı sorunlarla mücadele edecek cesarete sahip olmadığı' eleştirisini yapıyor.

Financial Times Avrupa Editörü Tony Barber, "Sosyal demokratların ilerici, uluslararası görüşü iyi. Ama seçmenlerin kültürel değerlere ve hayatların her yerine nüfuz etmeye başlayan ekonomik güvensizliklerine ilişkin kaygılara çare bulamadığı sürece kendi mezarını kazmaya devam edecektir" diye konuşuyor.

Analizde bir diğer dikkat çeken değerlendirme ise İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra merkez sol ekonomilerin komünüzmin aksine kapitalizmden faydalanmaya çalıştığı yorumu.

Bazı gözlemcilere göre savaş sonrası merkez sol siyasetçiler, sosyal demokratlar, klasik liberaller ve muhafazakarların aksine kapitalist piyasaya girerek ekonomik büyüme ve refah sağlanacağını ve bunun gerekli olduğunu düşündüler. Fakat yazar ve akademisyen Sheri Berman'a göre bu anlayış gözden düşüp 20. yüzyıl başında iki kampa ayrıldı.

New York Times'taki makalesinde Berman, bu kamplardan birinin 1990lı yıllarda İngiltere'nin İşçi Partili eski Başbakanı Tony Blair ile Almanya'nın eski başbakanı Gerhard Schröder'in döneminde etkisini gösteren 'Üçüncü Yol' olduğunu söylüyor. 

Klasik liberallerden ve muhafazakarlardan ayrılıp piyasanın olumsuz etkilerine karşı toplumsal güvenlik ağını benimseyen ve kapitalizmi temelinde eleştirmeyen bir anlayış olan 'Üçüncü Yol' görüşü, 2008 mali krizinden sonra çöküşten küreselleşmeyi sorumlu tutanlar tarafından eleştirilmişti. Berman'a göre ikinci kamp da 'İşgal Et' (Occupy), İngiltere'de İşçi Partisi Jeremy Corbyn ve Yunanistan'da Syriza'nın seçim öncesi başı çektiği küreselleşme karşıtı kamp. 

Berman, savaş sonrası ekonomiyle 20. yüzyıl ekonomilerinde merkez sol için makalesinde şu yorumu yapıyor:

"(Savaş sonrası yıllarda) sınıf sorunlarına odaklanan komünistlerin aksine merkez sağ işçiler ve diğerleri arasında köprüler kurmaya odaklandı. Klasik liberallerin bireyselliklerine ve birçok muhafazakarın aksine, merkez solun odağında vatandaşların birbirlerine karşı olan sorumlulukları ve hükümetin toplumun refahını sağlamak için sahip olduğu sorumluluk vardı."

"20. yüzyılın sonlarına doğru ise sosyal demokrasinin amaçları çoğunlukla terk edildi. Bazıları, toplumsal ve kültürel değişimin yarattığı kaygıları gidermekte anlamakta başarısız oldu (…) Bu kamp, güçlü ulusal kimliklerin çağdığı, hatta tehlikeli olduğu siyasi anlayışını benimsedi ve bundan rahatsız olanlar bağnaz olarak görüldü." 

"Bu tutumlar solu oluşturan destek grupları arasında ayrışmalara neden oldu ve toplumsal dayanışmanın veya yüksek vergilerin, güçlü refah programlarının ve aktivist hükümetlerin desteklenmesi için gerekli ulusal ortak amacın inşasını imkansız hale getirdi."

Solun çöküşünü neoliberal politikalara bağlayanlar da var ve bu da tartışmaların gündemindeki başlıklardan biri. İngiliz siyasi ekonomi yazarı Paul Mason, Avrupa'daki merkez solun zayıflamasını neoliberal politikaların 'çöküşüne' bağlayanlardan biri.

Mason, 18 Ekim'de Brüksel'de 'Birlikte Avrupa' adlı konferansta yaptığı ve The NewsStateman dergisinde yayımlanan konuşmasında da buna değiniyor. Neoliberalizmi "1989 ila 2008 yılları arasında büyümeyi ve teknolojik ilerlemeyi sağlayan ama artık işlemeyen küresel ekonomik sistem" olarak tanımlayan Mason, 1990ların 'Üçüncü Yol'una da karşı çıktığını söylüyor:

"Üçüncü Yol stratejisi neoliberalizmin sonsuza dek süreceğine inanıyorsanız mantıklı olabilirdi. Ama 2010lu yıllardan bu yana karşı karşıya olduğumuz soru, neoliberalizm çöktüğüne göre şimdi ne yapacağız?"

Referandumla AB'den ayrılma kararı alan İngiltere özelinde konuşan Mason, "2016'ya vardığımızda, işçi sınıfından birçok kişi siyasi dilimize yabancılaştı ve Avrupa'ya göçün kamu hizmetlerine olan etkisinden kaygılanmaya başladı" diyor. Avrupa'da 2017'deki seçimler merkez solun ağırlıklı olarak gerilemesine neden olurken, gelecek yıllarda yapılan seçimlerde de benzer eğilimler görülebileceği beklentisi var.

Sağ iktidara sahip Macaristan Nisan'da seçimlere gidiyor, Polonya da 2019'da sandıkta. Her iki ülkede de gözlemcilere ve anketlere göre sol partilerin zayıflayacağı kanısı hakim. Frankofon Sosyalistler'in adının karıştığı yolsuzluk tartışmaları yaşanan Belçika'da Mayıs 2019'da seçim yapılacak. Sağcılar da bu tartışmaları bir fırsat olarak görüyor.