Mar 07 2018

İtalya buz dağının görünen yüzü: Avrupa sağcı popülizme teslim

İtalya'da 4 Mart Pazar günü düzenlenen genel seçimlerden sağ popülist partilerin koalisyonuna işaret eden bir sonuç çıktı. Ancak, sağ ve hatta ırkçı partiler sadece İtalya'da değil tüm Avrupa'da yükselişe geçmiş durumda.

Bunda ağırlaşan mülteci sorununun etkili olmasının yanısıra, gelinen noktanın hem İtalya hem de Avrupa için derin bir siyasi bölünmeye işaret ettiği yorumları yapılıyor.

DW Editörü Bernd Riegert, Sosyal Demokratların ve muhafazakar Berlusconi partilerinin sırayla iktidar koltuğunu devraldığı sistemin ortadan kaldığına dikkat çekiyor.

Yeni siyasi partilerin, merkez siyasete daha çok yaklaştıkları tespitinde bulunan Riegert, İtalya'da ortaya çıkan tablonun birçok Avrupa ülkesinde görülmeye başlanan ve devamı gelecek gibi görünen akımı temsil ettiğini düşünüyor. 

Bernd, yorumlarını şöyle sürdürüyor:

"Yunanistan'da sol ve sağdaki radikaller iktidarda. Macaristan'da muhafazakâr popülistler ülkeyi yönetiyor. Fransa'da yeni kurulan ve yerleşik düzen karşıtı bir parti ilk seçimde cumhurbaşkanlığını kazandı ve ülkenin yaklaşık olarak üçte birinin destek verdiği sağ kanattaki popülistleri hizaya getirdi. Bununla birlikte diğer popülist partilerden farklı olarak Emmanuel Macron'un partisinin AB destekçisi olduğunu hatırlatmakta fayda var.

Avusturya'da da sağcı popülistler iktidara geldi. Almanya'da ise parlamentodaki ana muhalefete yerleştiler. Aslına bakarsanız, sağ popülist Almanya için Alternatif (AfD) ülkenin doğusundaki bazı yerlerde en popüler parti haline gelmiş durumda. Birleşik Krallık'ta ise milliyetçi ve AB karşıtı hisler ülkenin yerleşik partilerini allak bullak etti ve referandumda AB'den çıkmak için Brexit'in onaylanması ile sonuçlandı."

İtalya'da yaşananları 'münferit gelişme' olarak yorumlamanın yanlış olduğunu düşünen Bernd, "Yaşananlar daha çok AB çapındaki düzen partilerinin şu ana kadar etkin bir şekilde mücadele edemediği genel bir eğilimin devamı niteliğinde. Bu aşırı sağ ve soldaki yeni partilere karşı "popülist" nitelendirmesi ile yapılan basit suçlamalar artık bir işe yaramıyor. Bu yaklaşımlar seçmenin ise umurunda değil. Seçmen yeni, taze ve alternatif arayışında ve İtalya'da yaşananlar bunu açık ve net bir şekilde ortaya koydu" tezini dillendiriyor.

Eski sisteme yönelik derin bir memnuniyetsizlik olduğunun altını çizen Bernd, İtalya örneğinde ise, uzun zamandır var olan tatminsizliğin kurulu düzen karşıtı milliyetçi güçlerin patlamasına neden olduğunu savunuyor.

Seçimden galip çıkan Matteo Salvini, seçimlerden bir gün sonra, 'popülist' yaftasını taşımaktan 'gurur duyduğu'nu söylemişti.

Bernd, İtalya ve Avrupa'da yükselişe geçen popülist sağ eğilimle ilgili değerlendirmelerini şu sözlerle sürdürdü:

"Tüm Avrupa'da git gide daha az seçmen düzen partilerinin popülistler için kullandığı sahte vaatler ve yavanlaşmış sözler yaftalarından rahatsız oluyor. Seçmen karmaşık sorunlara basit çözümler istiyor. Eğer bu çözümler sunulmazsa, o zaman başkalarının sorunu haline geliyor. Birleşik Krallık'tan İtalya'ya kadar günümüzün popülistleri baş popülist ABD Başkanı Donald Trump'tan çok şey öğrendi. Trump'ın eski stratejisti ve ABD'deki düzeni allak bullak eden Steve Bannon, İtalya'daki seçimlerden bir gün önce aşırı sağcı aday Salvini'ye destek için Roma'daydı.

Ancak Avrupa'daki popülizm sadece sağ cenahtan gelen bir olgu değil. İtalya'daki seçimlerde başarıya ulaşmış bir başka siyasi oluşum Beş Yıldız Hareketi Avrupa Parlamentosu'nda (AP) Brexit için mücadele eden milliyetçi Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi (UKIP) ile birlikte aynı fraksiyon içinde. Yunanistan'ın solcu partisi Syriza da AP'de sol fraksiyonun bir parçası. Kendisini İtalya seçimleri için sağcı bir popülist olarak baştan yaratan Silvio Berlusconi ve değişken bir tavır sergileyen partisi Forza Italia, Alman partileri Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) ve Hristiyan Sosyal Birlik'in (CSU) hemen yanında Hristiyan Demokrat gruba dahil.

Avrupa'nın birliğini ve komşuların barış içerisinde bir arada yaşamasını destekleyenlerin şüphesiz en büyük endişesi bu popülist ve düzen karşıtı partilerin neredeyse tamamen AB ve Avrupa karşıtı milliyetçiler olması. Salvini'nin "Önce İtalya!" sloganı Trump'tan aşırma. Avusturya'da koalisyon hükümetine giren Özgürlük Partisi'nin (FPÖ) sloganı da "Önce Avusturya!"

Eğer herkes bir anda "Önce ben!" diye haykırmaya başlarsa, Avrupa'nın birliği anlayışı boş bir cümleden başka bir şey ifade etmez hale gelir. Salvini, İtalya'nın AB'den "özgürleşmesini” talep ediyor. Ve bu düşünce tarzı örneğin Birleşik Krallık'ın AB'den ayrılma referandumu sürecinde Brüksel'in baskı uyguladığı gibi anlamsız ve saçma iddialarla ortaya çıkıyor. Ancak sorun şu ki giderek daha fazla seçmen bu saçmalıklara inanıyor."