May 13 2018

'AKP'nin bir ekonomi politikası hiç olmadı, şimdi herkes borçlu'

İYİ Parti'nin Ekonomiden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ayfer Yılmaz, AKP'nin 16 yıllık iktidarı boyunca bir ekonomi politikasına sahip olmadığını, üretimden uzaklaşarak borçlandığını ve şimdi bu borcun halkın üzerine kaldığını söyledi. 

Devlet eski Bakanı olarak da görev yapan Yılmaz, Sözcü Gazetesi'nden Özlem Gürses'e verdiği mülakatta, AKP'nin ekonomideki kötü yönetimi nedeniyle bugün özel sektör, devlet ve halkın aşırı borçlu hale geldiğini belirtti. 

İşsizlik ve fakirliğin giderek yaygınlaştığına dikkat çeken Yılmaz, bu durumun düzeltilebilmesi için öncelikle özgürlüklerin geri getirilmesi gerektiği görüşünde. 

Türkiye'nin en büyük sorunlarından birinin, ülkenin kaderini ve her türlü kararını tek bir kişiye bağlayan rejim değişikliği olduğunu dile getiren Yılmaz'ın bu konudaki yorumu şöyle:

"Tek bir kişi, her şeye karar veriyor. Bu durum yönetimsel ortak aklın gerektiği bir ülkeyi çok zora sokacaktır. Dolayısıyla birinci sorunumuz bu. Halk açısından bakacak olursak; işsizlik, en çok da genç işsizliği büyük sorun. Bir de en önemlisi borçluluk. Halk çok borçlu, özel sektör borçlu, devlet borçlu, Türkiye borçlu…"

AKP'nin kendi ekonomi programını kurmak yerine, Kemal Derviş tarafından kriz döneminde uygulamaya koyduğu yapısal uyum kararlarını uyguladığına değinen Yılmaz, tüketimin teşvik edildiğini ve emlak rantının her şeyin önüne geçtiğini ifade etti. 

"Maalesef, kredi çevirmeleri yaptık. Nohudumuzu, bulgurumuzu, kırmızı eti, samanı bile ihraç ettik. Bunların hepsi tüketim. Onları da zaten borçla almıştık, şimdi o borcu borçla ödüyoruz. İçeride üretime yatırım hiç yapılmadı. Kapasite kullanım oranını konuşuyoruz ama bakın imalat sanayinin üretim içindeki payı yüzde 22'lerden 16'ya indi. Biz artık üretmiyoruz. Dolayısıyla üretimden uzaklaşan, borçlanan, o borcun da halkın üzerine, şirketlerin üzerine kaldığı bir ülkedeyiz şimdi. Halk bunu nasıl hissetmesin? Sonucu işsizlik, fakirlik" diye konuşan Yılmaz, devletin bütçesinin boşaldığına dikkat çekti.

Ekonomik sıkıntıların düzeltilip düzeltilemeyeceği ile ilgili soruya ise, Yılmaz şu yanıtı verdi:

"Tabii ki düzeltilir. Öncelikle özgürlükleri geri getireceksiniz. Biz kaynak ihtiyacı içinde olan bir ülkeyiz, iç tasarruflarımız yeni yatırımlara yetmiyor. Dışarıdan yeni yatırımların gelebilmesi için ya da bize istihdam yaratacak sıfır yatırım yapılabilmesi için kurumlar güvenlik istiyor. Ülkeye geldiği zaman hukuk normlarının işleyeceğini bilmek istiyor, ihaleye girdiği zaman şeffaflık, hesap verilebilirlik istiyor. Zaten İYİ Parti olarak dediğimiz şu; verimli, üretken, katma değer yaratan bir ekonomide, devletin düzenleyen, denetleyen, halkına hesap veren yapısı olması gerekir."

Türkiye'nin ekonomik bir krizde olduğunu savunan Yılmaz, ekonomi piyasalarında düşman yaratma değil ortaklık felsefesinin işe yaradığını ve şeffaflık politikalarından uzaklaşması halinde mevcut tablonun ortaya çıkacağını belirtti.

Teşvik paketlerinin, iş dünyasından seçilen insanlara nefes aldırmak için açıklandığını dillendiren Yılmaz, amacın ülkeye nefes aldırmak olması gerektiğini kaydetti. İmar affı ile ilgili de, "O çok büyük yara açacaktır seçimler öncesinde. Bazı usulsüzlükleri gözden kaybederken, asıl hedeflenenin bu imar affı ile birlikte bazı paraların toplanması olduğunu söylemeliyiz. Bütçenin nasıl boşalmış olduğunu anlatamam" diyen Yılmaz, görüşlerini açıklamaya devam etti:

"Suları satıyoruz. Çiftçimiz zaten sulama suyunun elektrik parasını ödeyemiyordu, şimdi suya da para verecek! Eskiden hasatta ödüyordu. Şimdi şirketle sözleşme yapacak ve icra iflas kanununa tabi olacak. Ormanlarımızı da özel sektöre sattık. Kömürlerimizi de satıyoruz. Bu gelirleri yeni hangi yatırıma veriyoruz? Bir karşılığı olması lazım değil mi?

Hep söylüyorum, yoksulluğu yönetiyorlar. Sosyal bir devletiz zaten, bu bir lütuf değil. Eğer devlet vatandaşına bir iş sağlayamıyorsa, halkını en iyi şekilde yaşayabilmesi için desteklemek zorunda. 7.3 milyon çocuğumuz yoksul ve yoksun. Çocuk yoksulluğu başka şeye benzemez, onlar bizim geleceğimiz.

Bugün şirketlerimizin banka borçluluklarına baktığımız zaman iş dünyasının da sıkıntıda olduğu ortada. Onlar da şeffaf bir ortamı göremiyorlar, önlerini göremiyorlar."