Üç Japon kadın Ahval’e konuştu:  Türkiye’ye kadın üniversitelerini önermiyoruz

"Kadın üniversitesinden mezun arkadaşım okuldaki tüm kızların rüyasının zengin ve iyi bir ailenin oğluyla evlenmek olduğunu söylerdi. Okulda öğrencilere lady gibi davranma eğitimi veriliyor, akademik eğitim üniversitenin öncelikleri arasında değil. Kızlarının kariyerini öncelemeyen ama iyi bir evlilik yapmasını isteyen muhafazakâr aileler bu yolu seçiyor." 

Avrupa'da pazarlama ve satış uzmanı olarak çalışan 29 yaşındaki Etsuko Sawayanagi Japonya'daki kadın üniversitelerini bu sözlerle anlatıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Japonya'daki bir kadın üniversitesini ziyaretinden sonra yaptığı açıklama tartışma başlattı. Erdoğan, Türkiye'de bir kadın üniversitesi kurulması için girişimde bulunacağını söyledi. Daha sonra yaptığı konuşmada ise "Japonya'da 800 üniversite var. 80 tanesi kadın üniversitesi. Bu yapı bizim için de önem arz ediyor. YÖK Başkanı'na hatırlatıyorum, çalışmanı bu şekilde yap" dedi. Ardından kadın üniversiteleri, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin ilk kalkınma planı olan ve 2019-2023 dönemini kapsayan 11. Kalkınma Planı'na girdi. Buna göre "Türkiye'de Japonya örneği incelenerek sadece kadın öğrencilerin kabul edildiği kadın üniversiteleri kurulacak."

Kadın üniversiteleri, kadınların üniversite eğitimine izin verilmeyen 19. yüzyılda kadın eğitimini desteklemek için kuruldu. Sayıları bugün ABD ve İngiltere gibi gelişmiş ülkelerde gittikçe azalıyor. Öyle ki bu ülkelerdeki kadın üniversiteleri kayıt azlığını Bangladeş, Hindistan, Pakistan gibi muhafazakâr ülkelerden uluslararası öğrenci toplayarak telafi etmeye çalışıyor. Dünyanın en büyük kadın üniversitesi 52 bin öğrenciyle Suudi Arabistan’daki Prenses Nora bint Abdulrahman Üniversitesi. 

Yeni kadın üniversitesi talebi ise kadının okumasının hala tabu sayıldığı Bangladeş gibi az gelişmiş ülkelerden geliyor. Çünkü buralarda hala kadınla erkeğin aynı ortamda bulunmasına iyi gözle bakılmıyor. Erdoğan'ın örnek aldığı Japonya ise gelişmiş ülkeler arasında en az kadın çalışana sahip, cinsiyet ayrımcılığı konusunda sicili kabarık bir ülke. Japonya'da diğer gelişmiş ülkelerde olduğu gibi kadın üniversiteleri bir bir kapanıyor. Çünkü Japon kadınları karma üniversiteleri daha çok tercih ediyor. Erdoğan'ın çok beğendiği kadın üniversitelerini Japon kadınlarına sorduk ve bu okulları onlardan dinledik. 

Etsuko Sawayanagi ülkesindeki kadın üniversitelerini şöyle anlattı:

"Japonya’daki kadın üniversitelerinin çoğu özel, buralara zengin ve muhafazakar ailelerin kızları gidiyor. Buradan mezun bir arkadaşım vardı, babası zengin bir işadamıydı. Bana üniversiteye giriş için yapılan mülakatın formaliteden ibaret olduğunu anlatmıştı. Yani babanız parayı ödeyebiliyorsa, o üniversiteye gidebiliyorsunuz, oraya girmek için yüksek bir nota, özel bir yeteneğe ihtiyacınız yok. Arkadaşım okuldaki kızların rüyasının zengin ve iyi bir ailenin oğluyla evlenmek olduğunu söylerdi. Kadın üniversitelerinde onlara lady gibi davranma eğitimi veriliyor, akademik eğitim üniversitenin öncelikleri arasında değil. Bu okulların ‘kız öğrenciye uygun eş bulma’ gibi misyonları da var. Şöyle ki; okulların Japonya'daki karma eğitim veren çok iyi üniversitelerle bağlantıları bulunuyor ve karma üniversitedeki ‘uygun’ erkek öğrencilerle kendi üniversitelerindeki kızları tanıştırıyorlar. Yani okul size bir partner tavsiye ediyor. Dışarı çıkıp, bu kişiyle tanışmak, anlaşmak ise sizin sorumluluğunuz. Bu erkek öğrenciler genellikle zengin ailelerin, iyi bir üniversitede eğitim gören, zeki oğulları. Üniversitenin ismi önemli. Zengin bir koca için iyi bir kadın üniversitesine gitmelisiniz. Kızlarının kariyerini öncelemeyen muhafazakâr aileler bu yolu seçiyor."

Etsuko, kadın üniversitesi mezunlarına Japon erkeğinin bakışını ise şöyle anlatıyor: "Birçok erkek buradan mezun bir kızla evlenmek ister. Çünkü bu kızların ‘iyi’ yetiştirilmiş, ‘lady’lik eğitimi almış, iyi yemek yapan, zengin ve elit ailelerin kızları olduğunu düşünüyorlar. Bu kulağa muhafazakâr ve eski moda gelebilir ama Japonya’da birçok erkeğin zihniyeti hala böyle."

Kadın üniversitelerini "cinsiyet ayrımcılığını destekleyen yapılar" olarak gördüğünü söyleyen Etsuko kendi kız lisesi deneyimini ve Japon toplumun gerçeğini ise şöyle anlatıyor: "Ben kız lisesine gittim ama üniversitede karma bir okulu tercih ettim. Lisede, kızlarla okuduğum için üniversitede erkeklerden bir süre utandım, onlarla nasıl iletişim kuracağımı ve nasıl ortak çalışacağımı bile bilmiyordum. Neyse ki erkek arkadaşlarım çok kibardı ve tüm bunları üniversitede hızlıca öğrendim.”

Japonya’nın erkek egemen bir ülke olduğunu hatırlatan Etsuko sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Kadın ve erkek aynı şirkete başvursa erkeği seçerler çünkü kadının hamile kalmasının kendileri için risk olduğunu düşünürler. Ben endüstriyel makineler üreten büyük bir şirkette çalışıyordum şirketin yüzde 70’i erkekti. Benim bölümümde iki kadın daha vardı. Departmanımın olduğu katta çay makinesi ve kahve kupalarının olduğu bir oda bulunuyordu. Yöneticilerim benden her sabah tüm departmanın kahve kupalarını yıkamamı istedi. Onlara “tamam” dedim ama bu muamele beni çok sinirlendirdi. “Hiç adil değil, neden kendileri yapmıyor, neden kendi kupalarını yıkamıyorlar? Ben sizin anneniz değilim” dedim içimden. Yöneticilerim “Sen kadınsın ve tabi ki bu senin işin” kafasındalardı.”

Kadın ve erkeğin geleneksel rollerinin çöpçatan partilerinde de hala geçerli olduğunu ve bu partilerin çok yaygın olduğunu da dile getiriyor:

“Buralarda kadınlar kendi yaptıkları yemek ya da salata gibi şeyleri erkeklerin beğenisine sunar, yani bir ev kadını olarak marifetlerini gösterirler. Erkek beğenirse “çok iyi yemek yapıyor, bununla tanışmalıyım”  diye düşünür. Kadın da “olur” derse evlilik niyetiyle tanışırlar. Ülkemde tüm bunlara karşın, cinsiyet eşitliği için hükümetin izlediği politikalar da var, ama yolumuz daha çok uzun. Bence Japonya’nın cinsiyet eşitliğinde Avrupa'yı yakalayabilmesi için önünde on yıllar var. Türkiye’ye tavsiyem bence kadın üniversitesine ihtiyacı yok. Böyle okullar olmamalı, çağın gerisinde, tutucu ve cinsiyet eşitliğinden çok uzak... Ülkemdeki kadın üniversiteleriyle gurur duymuyorum."

Aiko Horii ise 34 yaşında iki çocuk annesi, Japon bir kadın. O da Japonya'daki kadın üniversiteleri hakkında şunları söylüyor:

“Ben karma bir üniversitede  İngiliz dili ve edebiyatı okudum. Kadın üniversitesinde okumak istemedim çünkü sadece kızların olduğu bir kampüs sıkıcıdır diye düşündüm. Erkek arkadaşlarımla birlikte olduğum bir üniversite hayatı daha eğlenceliydi. Kadın üniversiteleri eskiden beri var ama insanlar artık karma üniversiteleri daha çok tercih ediyor. Bu üniversiteler ev ekonomisi, beslenme, anaokulu öğretmenliği, sağlıklı yaşam ve müzik gibi bölümlerde iyiler. Bir kadın üniversitesine gidip işletme, uluslararası ilişkiler ya da ekonomi de okuyabilirsiniz ama bu alanlarda çok iyi bir eğitim verdiği söylenemez. Bu okulların çoğu özel üniversite, Hıristiyan misyonerlerinin açtığı kadın üniversiteleri de var."

Aiko, Japonya'da kadının durumuyla ilgili olarak şöyle konuşuyor: 

"Japonya, erkek egemen bir ülke, erkekler çocuk bakımının annenin işi olduğunu düşünürler, kadınlar iş bulsa da çocuk sahibi olunca çalışmaları zor çünkü ülkede büyük bir kreş sorunu var. Kreş sayısı çok az öyle olunca kadınlar işten ayrılıp çocuğa bakmak zorunda kalıyor. Çok uzun çalışma saatleri var. İnsanlar saat 11'de işten eve geliyor. Ekonomi ve politika alanında çok az kadın var. Ama bence şimdiki hükümet kadın sorunlarının daha çok farkında. Örneğin kreş sorununu çözmeye çalışıyorlar. Bu umut verici. Bir yandan şunu fark ettim ben bu röportajdan önce bir Japon kadını olarak neden ülkemizde kadın üniversitesi var bunu hiç düşünmemiştim, Japonya’daki kadın sorunları hakkında da çok düşünmediğimi fark ettim. Bu röportajdan sonra bu konu üzerine daha çok düşüneceğim.”

Megumi Katsumata ise eski bir kadın üniversitesi mezunu. O, üniversite deneyimini şöyle anlatıyor:

“Japonya’daki kadın üniversitesinde Moda işletmeciliği okudum. Benim gittiğim dönemde kadın kayıtları çok düştüğü için çok az da olsa erkek kayıt kabul etmeye başlamışlardı. Tüm kadın kontenjanına nazaran yüzde 0,5 gibi bir rakamda erkek öğrenci kabul ettiler ki bu çok azdı. Örneğin 50 kişilik bir sınıfta bir erkek öğrenci vardı. Ben karma üniversitelerin giriş sınavını geçemediğim için kadın üniversitesine gittim. Karma üniversitelere çok fazla talep vardı, yarış büyüktü, o üniversitelere girebilmek için çok iyi olmanız lazımdı. Benim gittiğim kadın üniversitesi ise talep azlığı nedeniyle giriş sınavı yapmıyordu, sadece kayıt olup bu üniversiteye başlayabiliyordunuz. Bizim üniversiteye gelen erkek öğrenciler de böyleydi yani karma okula giremedikleri için buradalardı.”

Katsuma, kadın üniversitesi deneyimini şöyle dile getiriyor:

“Japonya’da kadın üniversiteleri “kadınsal işler” diye kategorilendirilen konularda iyidir. Beslenme, çocuk bakımı, stilistlik gibi. Böyle ayrımlar var ülkemde. Örneğin anaokullarında daha önce erkek öğretmen çalışamazdı bunun bir “kadın işi” olduğu düşünülürdü, şimdi biraz değişti, artık erkekler de anaokulunda çalışabiliyor. Şunu da söylemek istiyorum Kadın üniversiteleri tek değil kendi içlerinde ayrılıyor onların da elitleri var. Elit bir kadın okulunu bitirdiğinizde iyi bir ailenin oğluyla evlenmek için yeterince görgülü sayılıyorsunuz, bazı erkekler bu nedenle buralardan mezun kadınlarla evlenmek istiyor. Ama bu size kalmış, benim ablam elit bir kadın üniversitesine gitti örneğin, sıkı bir ladylik eğitimden geçti ama lady oldu mu? Hayır! Hala çok sıradan giyinir ve davranır. Kadınla erkeğin hiçbir toplumsal alanda ayrılmasını doğru bulmuyorum bu yüzden kadın üniversitesi fikri Türkiye için iyi değil bence ayrımcılığı artırır.”

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar