Biden'ın demokrasi zirvesi yeni bir Soğuk Savaş'a yol açar mı?

Joe Biden, Ocak ayında Beyaz Saray'a vardığında, o anı demokrasi için bir zafer olarak selamladı ve dünya çapında otoriterliğe geri adım attıracağına söz verdi. Ancak görevdeki ilk 100 gününde uluslararası gündemi, Rusya ve Çin gibi ülkeler belirledi. Biden’ın demokrasiyi geliştirme çabaları ise hala çok yeni. 

Konuyla ilgili olarak The Globe and Mail’in internet sitesinde Mark Mackinnon imzasıyla yayınlanan makalede, Haziran ayında yapılacak G7 Zirvesi’nin Hindistan, Avustralya ve Güney Kore’nin dahil edilmesiyle genişletilerek bu konuda ilk adımın atılacağı ifade ediliyor. Biden ayrıca bu yıl daha büyük bir “demokrasi zirvesi”ne ev sahipliği yapma sözü vermişti. 

Ancak şimdiden bazı ülkelerin yeni Başkanın, demokratik dünyayı otoriter dünyadan ayıran Soğuk Savaş tarzı gruplaşmalara zorlayarak gerginliği artıracağını öne sürdüklerini ve direniş işaretleri gösterdiklerine vurgu yapılan makalede, Biden’ın bu ay hem Rusya ve hem de Çin tarafından test edildiği aktarılıyor: “Bu ay Biden, Rusya'nın Ukrayna sınırında muazzam bir askeri takviye gerçekleştirdiği ve Çin'in Tayvan sahasına yönelik hava ve deniz saldırılarını artırdığı bir çok cephede test edildi.

ABD’nin tartışmalı bir şekilde önce göz kırpıp daha sonra Karadeniz'e iki savaş gemisi göndermeyi iptal etmesinden sonra, hem Moskova hem de Pekin, Biden'ın tehlike altındaki bir demokrasiyi desteklemek için ne kadar ileri gidebileceğini araştırmaya istekli görünüyorlar.”

Makalede ABD’nin Afganistan’daki askerlerini çekme kararının ise bu yüzyılın en büyük demokrasiyi geliştirme çabasına etkin bir şekilde son verdiği ve Taliban’ın iktidara dönme olasılığını artırdığı belirtiliyor.

Bu arada, Rus muhalefet lideri Alexey Navalny hapishanede çürürken, Myanmar'daki seçim zaferinin Çin destekli bir darbeyle yok edilmesinden sonra demokrasi ikonu Aung San Suu Kyi’nin, bir zamanlar hüküm süren karanlık geçmişini geride bıraktığı düşünülen bir ülkede şiddet tırmanırken ev hapsiyle ortadan kaybolduğunun altı çizilen makalede geçtiğimiz yıl Belarus’ta düzenlenen devlet başkanlığı seçimini kazandığı düşünülen Sviatlana Tsikhanouskaya'nın dış politika danışmanı Franak Viacorka’nın, "Otokratlar maalesef kazanıyor. Demokrasi geriliyor. Nüfuz alanları ve jeopolitik oyuna geri döndü” şeklindeki sözlerine yer veriliyor. Tsikhanouskaya haftalarca devam gösterilere rağmen devrilmeyen Lukaşenko’nun gücünü pekiştirmesi üzerine Litvanya’ya kaçmak zorunda kalmıştı. 

Viacorka, "Biden'ın birçok zorlukla karşı karşıya olduğunu düşünüyorum. Başı belada bir dünyayı miras aldı ve dünya kişisel olarak ondan çok şey bekliyor. İnsanların kendisi ve başkanlığı için ne kadar umutlandığını tahmin edemez" ifadelerini de kullanıyor. 

Çarşamba günü Kongre'nin ortak oturumunda yaptığı konuşmada, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve diğerlerinin "demokrasinin 21. yüzyılda otokrasilerle rekabet edemeyeceğini düşündüklerini" söyleyen Biden, demokrasinin hakim olacağına söz verdi ve: “Otokratlar geleceği kazanmayacak. Biz kazanacağız" dedi.

Tarihin akışını tersine çevirmenin asla kolay olmadığı, Biden’ın göreve geldikten kısa bir süre sonra, ABD'nin yıllardır süren dikkat dağınıklığından yararlandığını düşündüğü kişilere mesajlar göndermeye öncelik verdiğine vurgu yapılan makalede Biden’ın hedefindeki isimlerden birinin de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olduğu belirtiliyor: 

“Biden yönetimi, ABD seçimlerine karıştığı için Vladimir Putin'in Rusya'sına ve NATO'dan ayrılıp Rus yapımı uçaksavar sistemleri satın aldığı için Recep Tayyip Erdoğan'ın Türkiye'sine yeni yaptırımlar uyguladı. Alaska'da iki tarafın birbirini alenen azarladığı üst düzey görüşmelerden günler önce ABD, Hong Kong’un Pekin’den kısmi özerkliğini baltaladığını düşündüğü iki düzine Çinli yetkiliye de yaptırımlar getirdi.

Biden ayrıca, Trump'ı İsrail'in Golan Tepeleri'ni ilhakını desteklemeye ikna eden İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ile ilk telefon görüşmesi için utanç verici derecede uzun bir süre bekletti. Gazeteci Cemal Kaşıkçı'nın öldürülmesi emrini veren Suudi Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın yerine sadece Veliaht Prens'in yaşlanan babası Kral Salman ile iletişim kurdu.”

Şimdi, demokratik dünyadan geriye kalanlar arasında yeni bağlar kurmaya yönelik daha sağlam bir çalışmanın geldiğine işaret edilen makalede, bunun ilk adımının İngiltere'nin Cornwall kentinde yapılacak olan G7'nin Haziran zirvesi olacağı belirtiliyor.

Genişletilmiş toplantının, Demokrasi’nin baş harfi olan "D"ye izafeten D-10 olarak adlandırıldığı da belirtilen makalede, Hindistan, Avustralya ve Güney Kore'nin G7 üyeleri Kanada, ABD, Japonya, İngiltere, Almanya, Fransa ve İtalya'ya katılmasıyla D-10’un harita üzerinde ayrıca Rusya ve Çin'i çevreleyen bir müttefik çemberi gibi göründüğü de ifade ediliyor.

Makalede, Londra merkezli düşünce kuruluşlarından Chatham House'da Çin konusunda kıdemli araştırma görevlisi olan Yu Jie, "Sanırım [D-10], Çin'in Biden ve müttefikleri tarafından kuşatıldığına dair bir kuşatma duygusu besliyor. ABD ve Çin şimdi uzun süreli bir mücadele dönemine giriyor" şeklindeki sözlerine yer veriliyor. 

Putin'in yakın müttefiki eski Rusya Devlet Başkanı Dmitry Medvedev’in geçtiğimiz hafta devlet medyasında yayınlanan bir makalesinde, ülkesi ile ABD arasındaki ilişkilerin “rekabetten çatışmaya, esasen Soğuk Savaş dönemine döndüğünü” yazdığına işaret edilen makalede Moskova’nın, Rusya'daki büyükelçilik ve konsolosluklarında Rus personeli işe almasının yasaklanacağı "düşmanca" olarak değerlendirdiği bir ülkeler listesi hazırlama sürecinde olduğu ifade ediliyor. 

Biden’ın ayrıca bu yıl bir "demokrasiler zirvesine" ev sahipliği yapacağına söz verdiği ve bunun da Beyaz Saray'dan kimin davet alıp almayacağına dair sorulara yol açtığına vurgu yapılan makalede, “Türkiye hâlâ yeterince demokratik mi? Peki ya Macaristan? Erdoğan'ı veya Macaristan Başbakanı Viktor Orban'ı davet etmenin ve belki de politikalarını onayladığını düşünmenin sonuçları nelerdir? Bu NATO üyelerini dışlamanın getirdiği riskler nelerdir?” sorularına da yer veriliyor. 

Makalede, New York merkezli küresel risk danışmanlık şirketi Eurasia Group'un başkanı Ian Bremmer, Türkiye, Macaristan ve hatta Polonya'nın kendilerini demokrasi zirvesinden dışlanmış bulabileceklerini, çünkü Biden'in Beyaz Sarayı’nın kimin ABD’nin dostu olduğuna dair yeni bir tanım yapacağı öngörüsünde bulunduğu da belirtiliyor. Bremmer, "Biden, müttefiklerin ortak değerlerine çok daha fazla odaklanıyor. "[Kongre'de] koridorun her iki tarafındaki Amerikalılar için Çin'in başlıca ulusal güvenlik kaygısı olduğu ve NATO'nun bunu engelleyemediği açıktır" ifadelerini kullanıyor. Ancak Bremmer ABD ve Çin ekonomileri birbirine bağlı olduklarından Soğuk Savaş benzeri jeopolitik bloklar dünyasına gerçek bir dönüşün mümkün olmadığını söylüyor. 

Chatham House'dan Yu, Biden’ın çabalarını demokrasinin teşvik edilmesinden çok "demokrasinin korunması" olarak gördüğünü söylüyor ve ABD'nin, ülkeleri kendi yönetim tarzına dönüştürmekten çok, Trump'ın Beyaz Saray'da geçirdiği süre boyunca hızlanan otoriterliğin yayılmasını durdurmakla artık daha çok ilgilendiğini belirtiyor.

Dünyanın demokratik ve otoriter devletleri arasında büyüyen uçurumun timsallerinden hapisteki Navalny'nin yakın yardımcısı Vladimir Ashurkov, "Bu yeni bir mücadele. Biden’ın hedefinin gerçekten dünya çapında demokrasiye ulaşmak olduğunu sanmıyorum. Ancak dünyanın daha istikrarlı olmasını ve ABD değerlerini korumasını istiyor" diyor. 

Makalede, “Bununla birlikte, Biden'ın görevi, dünyanın dört bir yanındaki birçok kişinin Biden’ın dediği gibi ABD’nin gerçekten "geri" dönüp dönmediğini merak etmesi ya da Trump gibi başka bir milliyetçi ve izolasyoncu figürün dört yıl içinde yeniden ortaya çıkıp çıkamayacağı gerçeğiyle karmaşıklaşıyor” ifadeleri de kullanılıyor. 

Kimsenin Biden'ın sonsuza kadar iktidarda kalacağına inanmadığını belirten Bremmer, “ABD'nin önceki statükoya dönebileceğine dair inanç düzeyi çok düşük. Dünya, dört yıl öncesine göre çok farklı" diyor.

Yazının orijinaline buradan ulaşabilirsiniz