Erdoğan da Putin gibi AB’yi hayal kırıklığına mı uğratacak?

AB "Yüksek Temsilcisisi" Josep Borrell'in nankör bir görevi var. Modern zaman Don Kişot’u gibi kafasında lazımlığıyla Señor Borrell, devlerle savaşmak için yola koyulur, ancak sonunda yel değirmenlerine boyun eğer ve atından düşürülür.

AB standartlarına göre bu resetleme girişimindeki ilk Don Kişotça olay, Borrell’in üç hafta önceki Moskova ziyaretiydi. Burada, AB’nin EEAS (Avrupa Dış Eylem Servisi) başkanı kesinlikle atını devirdi.

Borrell blogunda şu hükme varıyor: “Rus hükümetinin ilişkilerimizdeki farklılıkları ele almak ve olumsuz eğilimi tersine çevirmekle ilgilenip ilgilenmediğini ilkeli diplomasi yoluyla test etmek için bu hafta Moskova'ya gittim. Aldığım tepki farklı bir yöne işaret ediyor."

"Agresif biçimde sahnelenen" bir basın toplantısı ve üç AB diplomatının sınırdışı edilmesi, Rusya'nın AB ile "daha yapıcı bir diyalog" kurma fırsatını değerlendirmek istemediğini gösteriyor.

Alexei Navalny'nin tutuklanması ve hapsedilmesi ziyaretinin merkezinde yer alıyordu ve Borrell’in Navalny’nin derhal ve koşulsuz salıverilmesi çağrısının yanı sıra suikast girişimiyle ilgili tam ve tarafsız bir soruşturma talebi sağır kulaklara düştü. Aynı şekilde Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'a Avrupa Konseyi üyesi olarak Rusya'nın insan hakları alanındaki yükümlülüklerini hatırlattı. 

Sonuç olarak, Borrell'in Lavrov görüşmesi ve ziyaret sırasında Rus yetkililerin verdiği mesajlar, Avrupa ve Rusya'nın birbirinden uzaklaştığını doğruluyor. Borrell'e öyle geliyor ki Rusya giderek kendisini Avrupa'dan uzak tutuyor ve demokratik değerlere varoluşsal bir tehdit olarak bakıyor.

Borrell'e göre bir dönüm noktasındayız. Şimdi yaptığımız stratejik seçimler, 21. yüzyılda uluslararası güç dinamiklerini, kapalı mı yoksa daha özgür toplumlara dayalı daha işbirlikçi veya daha kutuplaşmış modellere doğru ilerleyip ilerlemeyeceğimizi belirleyecektir.

Bir sonraki devin Türkiye olduğu düşünüldüğünde, bu görüş çok önemlidir. Almanya başbakanı Angela Merkel'in vesayeti altında AB, Avrupa değerleri ve standartlarıyla bu çatışmanın üstesinden gelmek için "yapıcı bir diyalog" ve "olumlu bir gündem" politikası benimsemiştir.

Tamamen ekonomik gereklilik veya daha önce belirttiğim gibi "göstermelik bir sevgi” ile hareket eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin AB ile ilişkilerinde “yeni bir sayfa açacağına” söz verdi ve geleceğini Avrupa'da gördüğünü belirtti.

İlk adım, Josep Borrell ile Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun Türkiye'deki siyasi süreç ve “bağlılık” beklentilerinin samimi ve açık bir şekilde tartıştıkları Brüksel'deki görüşme oldu. Toplantının amacı, ortak değer ve ilkelere bağlı bir işbirliğine dayalı karşılıklı ilişkileri geliştirmekti.

Ancak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Avrupa Konseyi'nin Kürt muhalefet partisi lideri Selahattin Demirtaş ve hayırsever iş insanı Osman Kavala'nın serbest bırakılması yönündeki talebi hakkında tek bir söz edilmedi görüşmede.

AB'nin eski Türkiye Büyükelçisi Marc Pierini, bu “pozitif gündemi” eleştirdi ve Türkiye’nin sempati toplama atağına körü körüne katılmanın bir yanlış adım ve Avrupa değerlerinden vazgeçme olduğunu belirtiyor.

Strategic Europe'un Genel Yayın Yönetmeni Judy Dempsey, AB’nin daha stratejik bir dış politika inşa edememesini ve Fransız cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un liderliğini takip edememesini şiddetle eleştiriyor. Ve "topal ördek" Şansölye Angela Merkel’in stratejist olmadığı sonucuna varıyor.

Alman Marshall Fonu kısa süre önce “olumlu bir gündem arayışında” bir webinar düzenledi. Pek çok boş sözün kullanıldığı bu seminer birkaç somut teklifle sonuçlandı. Aynı zamanda AB-Türkiye Forumu başkanı olan Hırvat milletvekili Željana Zovko, Almanya'ya birkaç telefon görüşmesinin yeterli olmadığını belirttiği bir laf sokuşturdu. Türkiye konuştuğu gibi davranmalı ve sivil toplum, gazeteciler ve protesto hakkı açısından gelişmeler göstermelidir.

Bayan Zovko, Berlaymont binasının tepesindeki nadir stratosfer ile Avrupa Parlamentosu'nun zemin katı arasındaki bağlantının kopukluğunun da altını çiziyor: "Avrupa Parlamentosu'nda Türkiye'ye yönelik atmosfer çok kötü."

Borrell’in Moskova’daki başarısızlığının ardından, AB dışişleri bakanları Rus yetkililere sınırlı yaptırımlar (seyahat yasakları ve mal varlıklarının dondurulması) uygulamayı kabul etti. Şimdi de nefesimizi tutmuş Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkiye'de demokratik ve ekonomik reform önerileri için bekliyoruz. Benzer şekilde, Mart ayındaki Avrupa Konseyi zirvesi öncesinde Borrell ve Komisyon, AB-Türkiye siyasi, ekonomik ve ticari ilişkileri ve bu ilişkilerin nasıl ilerleyeceğine dair enstrüman ve seçenekler hakkında bir rapor sunmaya davet edildi.

Gerçekte, sahadaki olaylar farklı bir hal alıyor. Türkiye şu anda Akdeniz ve Ege Denizi'nde 87 savaş gemisi, 27 uçak, 20 helikopter ve insansız hava aracının katılımıyla "Mavi Vatan 2021" adlı büyük bir deniz tatbikatı gerçekleştiriyor.

Aynı anda Orta ve Doğu Avrupa'daki “Defender Europe 21” tatbikatı kapsamında Batı Trakya'da en az 20 bin ABD askeri, 145 helikopter ve bin 800'den fazla zırhlı araç, Yunanistan ile ortak bir askeri tatbikat yürütüyor.

Samuel Beckett’in iki perdelik bir trajikomedisi olan “Godot'yu Beklerken”, bir serseri olan Estragon'un botunu çıkarmaya çalışmasıyla başlar, ancak bitkin bir halde pes eder: "Yapacak bir şey yok." Ona ikinci bir serseri olan Vladimir de katılır ve şunları söyler: “Ben de bu fikre gelmeye başladım. Hayatım boyunca ben de bunu yapmaya çalıştım, makul ol, henüz her şeyi denemedin. Ve mücadeleye devam ettim." Mücadele üzerine derin bir düşünceye dalar ve Estragon'a döner: “İşte yine buradasın.”

Bayan Zovko ayrıca Berlaymont binasının tepesindeki nadir stratosfer ile Avrupa Parlamentosu'ndaki zemin kat arasındaki bağlantının kopukluğunun altını çizdi: "Avrupa Parlamentosu'nda Türkiye'ye yönelik atmosfer çok kötü."

Borrell’in Moskova’daki başarısızlığının ardından, AB dışişleri bakanları Rus yetkililere sınırlı yaptırımlar (seyahat yasakları ve mal varlıklarının dondurulması) uygulamayı kabul etti. Şimdi de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkiye'de demokratik ve ekonomik reform önerileri için nefes nefese bekliyoruz. Benzer şekilde, Mart ayındaki Avrupa Konseyi toplantısı öncesinde Borrell ve Komisyon, AB-Türkiye siyasi, ekonomik ve ticari ilişkileri ve nasıl ilerleyeceğine dair araçlar ve seçenekler hakkında bir rapor sunmaya davet edildi.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.