Ara 31 2017

Beyaz Toros’un yerini siyah Transporter aldı, son kurban: Ümit Horzum

Ankara- Olağanüstü Hal (OHAL) sonrası Ankara’da sıklıkla gündeme gelen siyah renkli Transporter model araçlarla yaşanan kaçırma olaylarına bir yenisi eklendi.

06 Aralık günü saat 18.00 sıralarında Ankara İli Yenimahalle ilçesi Fatih Sultan Mehmet Bulvarı üzerinde bulunan A City isimli alışveriş merkezine yakın bir bölgede aracının önünün siyah bir Transporter ile kesilip zorla araca bindirilen Ümit Horzum’dan o günden sonra bir daha haber alınamadı.

Horzum’un eşi Aynur Horzum, eşinin kaçırıldığı bilgisini olaydan bir gün kendisini ilk defa gördüğü ve tanımadığı, eşinin arkadaşı olduğunu ifade eden kişinin haber vermesi üzerine aldı.

Ümit Horzum
Ümit Horzum

Kaçırma olayının yaşanmasından sonra Yenimahalle İlçe Emniyet Müdürlüğü ve Yenimahalle İlçe Jandarma Komutanlığı’na başvurularda bulunan Aynur Horzum, eşinin akıbetine ilişkin tek bir bilgiye ulaşamadı.

19 Aralık günü  ise Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na ardından da İnsan Hakları Derneği’ne başvuruda bulunan Horzum, yaklaşık dört haftadır haber alamadığı eşinden bir an önce haber almak için yetkililerden yardım bekliyor.

Konuya ilişkin Ahval’e konuşan Aynur Horzum, “Eşim hakkında ‘FETÖ/PDY soruşturması’ olduğunu kaçırma olayının yaşanmasının ardından öğrendik. Bir insan hangi suçu işlerse işlesin adil bir yargılamayı hak etmektedir. En adi suçlunun bile can güvenliği sağlanmalıdır. Ancak eşim mafyavari bir usulle kaçırılmış ve belki de hayati tehlikesi bulunmaktadır” ifadelerini kullandı.
23 gündür eşinden haber alamayan Horzum, çaldığı kapılarından yüzüne kapandığını ve şu ana kadar herhangi bir sonuç alamadığını belirterek, şöyle devam etti:

Eşim, yasadışı bir faaliyeti olmayan masum bir kişidir. Anayasada, masumiyet karinesi esastır. Varsa iddiaları, yürürlükteki yasalar ve bunlara bağlı olarak kurulan Cumhuriyet Savcılıklarının araştırması, görevli ve yetkili mahkemelerinin yargılaması esastır.

Hiç kimsenin, bir hukuk devletinde kendi hukukunu uygulaması söz konusu olamaz. Eşimin, hukuka aykırı bir şekilde kaçırılması, insanlık dışı muamele görmesi ve işkenceye maruz bırakılmasından, yaşam hakkının tehlikeye girmesinden korkuyorum.

Türkiye'nin başkentinde, Başımıza sıkıntı gelmesinden korkuyor, Kendimizi güvende hissetmiyoruz. Başkentin caddelerinde gündüz vakti gerçekleştirilen kaçırma olaylarının faillerinin yakalanmasını istiyorum.

Hukukun üstünlüğüne inanan bir insan olarak, son illegal kaçırma eyleminin mağduru olan eşimin bulunacağına, bu konuda, yargı ve hükümetin üzerine düşen uluslararası sözleşmeler, anayasa ve yasalardan kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getireceğine inanıyorum.

Ankara’da artan kaçırma vakalarının büyük bir hak ihlali olduğunu ve eşinin akıbetiyle ilgili ciddi endişeler taşıdıklarını söyleyen Horzum, şunları söyledi:

Hiç kimse, kendine vazife çıkarıp,  güya ‘terörle mücadele ediyorum’ diye, insanları yasadışı bir şekilde kaçırıp, yasalarla yasaklanan tutum ve davranışlar içerisine giremez ve girmemelidir. Şu çok açık ki; kaçırma eylemi suçtur.

Ülkemizde uzun yıllar, insan haklarının tüm alanlarında bir çok acı olayla karşılaştık.  Açıkçası, 1990 yıllardaki ‘beyaz toroslar’ günlerine geri dönmekten ve faili meçhullerden endişe ediyorum. Korkuyorum, yarınımızdan emin değilim. Kendimizi güvende hissetmiyoruz.

Haftalardır, eşimden haber alamıyorum. Endişeli bekleyişim devam ediyor. Artık, yaşanan insan hakları ihlalleri, işkence ve kayıp kişiler döneminin, acıların, annelerin, çocukların, yetimlerin göz yaşlarının dinmesini istiyorum.

İnsan haklarına saygılı, evrensel hukuk değerlerine bağlı, yarınlarımızdan emin, sokakları güvenli bir ülke özlemi içerisindeyim. Bir sabah, aniden  başkentin ortasında kim olduğu belli olmayan kişilerce, insanlar kaçırılıp işkenceye maruz bırakılmasın.

İki çocuğuma eşimin kaçırıldığını söyleyemedim. Nasıl söylenirdi ki babanız kaçırıldı ve kayıp diye. Ben bunu yapamadım. Gözaltında dedim.

Ama sonra kızım yanlışlıkla teyzesinin mesajlarını okumuş ve öğrendi. Yine de gerçeği olduğu gibi söylemedim. Merak etme polisin elindedir. Kaçırır gibi götürmüşlerdir. Yakında haber gelir dedim.

Ümit Horzum
Ümit Horzum

Son yaşanan kaçırma olayı Ankara’da yaşanan kaçırma olaylarını da yeniden gündeme getirdi. Tüm kaçırmaların ortak noktası olan siyah renkli Transporter aracın ve kaçıranların izlerine ulaşılmadığı gibi kaçırma olaylarına dair açılan soruşturmalarda bu güne kadar bir sonuç çıkmadı.

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) Ağustos ayında Adalet Bakanlığı’na açık bir mektup yayınlayarak, kaçırma olaylarına dair yürütülen soruşturmalarla ilgili bilgi istedi. Ancak HRW’nin bu talebine herhangi bir yanıt halen verilmiş değil.

Konu muhalefet partisi milletvekilleri tarafından Meclis gündemine de taşındı, hükümet yetkileri ise sessiz kaldı. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, kaçırma olaylarına ilişkin bugüne kadar 4 ayrı soru önergesi ve bir Meclis araştırma önergesi verdi.

Sezgin Tanrıkulu
Sezgin Tanrıkulu

Tanrıkulu, son olarak Ümit Horzum’un kaçırılması olayını da Başbakan Binali Yıldırım’a sordu.
Tanrıkulu, Ahval’e yaptığı açıklamada, hükümetin bu olaylar karşısında suskun kalmasını eleştirdi. Tanrıkulu, şu değerlendirmelerde bulundu:

Zorla kaybedilme en ağır insan hakkı ihlalidir. İnsanlığa karşı bir suçtur.  Yaşam hakkının ortadan kaldırılmasından daha ağır bir insan hakkı ihlalidir. Çünkü akıbet konusunda yakınlarının bir bilgisi olmuyor.

Cumartesi Anneleri’nden bunu biliyoruz. 1995 yılından bu yana bitmeyen bir yasları var. Zorla kaybettirme pratiğin yeniden gündeme gelmesi çok kaygı vericidir. Bu güne kadar sorduğumuz hiçbir soruya yanıt alamadık.

Parlamentoda yaptığımız konuşmalarda da konuyu dile getirdik. Ancak burada da bir yanıt alamadık. Hükümet bu konudaki sessizliğini koruyor.

Zira bu vakaların tümü gerçek ve aileler kendileri dedektif gibi çalışarak kimi kamera kayıtlarına da ulaşmışlar. Bu kayıtlarda çok açık bir şekilde kaçırma olayları görünmesine rağmen hükümet bugüne kadar sorularımıza yanıt vermedi. Bu yurttaşlarımızın akıbetinden hükümet doğrudan sorumludur.

Sadece Türkiye’deki bu kaçırma vakalarının yaşanmadığını da aktaran Tanrıkulu, Türkiye vatandaşı olup yabancı makamlarca Türkiye’ye teslim edilen birçok kişinin akıbetinin de bilinmediğini ve bu konuda kendilerine çok sayıda kayıp bilgisi ulaştığını da sözlerine ekledi.

Bugüne kadar açılan soruşturmalarda da akıbetlere ilişkin bir sonuç çıkmadığına dikkat çeken Tanrıkulu, şöyle konuştu:

Yargı da soruşturma yapmaktan çekiniyor, kaçınıyor. Bunlar da vakaların doğrulu konusundaki kanımızı güçlendiriyor. Resmi bir devlet politikası olduğu kanaatine varıyoruz. Yargı maalesef etkin bir soruşturmadan çekiniyor. Başvuruları almıyor, tanıkları dinlemiyor.

Öztürk Türkdoğan
İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan

İnsan Hakları Derneği Genel Merkezi’ne kaçırma vakası ile ilgili 11 resmi başvuru yapılırken, 12’inci başvuru da Ümit Horzum’un eşi Aynur Horzum tarafından yapıldı. Ancak İHD’nin de bu konuda yaptığı girişimlerden de kaçırılanların akıbetine ilişkin bir sonuca ulaşılamadı.

İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, Ahval’e şu açıklamalarda bulundu:

Bize yapılan başvurularla ilgili biz yetkili makamları uyarıyoruz. Bu konuda başvurularını yaparak bu sorunun giderilmesini talep ediyoruz.

Bugüne kadar gelen cevaplar genellikle bu konu ilgili kendi aralarındaki yazışmaların devam ettiği yönünde bazı cevaplar geliyor ama tatmin edici bir şeyler değil. Bir OHAL ve bir otoriter yönetim anlayışı var. Dolayısıyla bütün bunların bir birinden bağımsız olmadığını düşünüyoruz.

Özellikle hükümet bu tip faaliyetlerin işlendiğini biliyor ama bunlara göz yumuyor. Çünkü bu noktada kendince oluşturduğu güvenlik politikasının böyle yürüyeceğini zannediyor. Burada da çok sayıda insan hakkını ihlal ediyor.

Her türlü insan hakkı ihlal eden bir anlayış var. İnsanların başkentte kaçırılması, tehdit edilmesi, akıbetlerinin bilinmemesi kesinlikle kabul edilecek bir şey değil. Bunu hükümetin bilmemesi mümkün değil. Bu sorunların giderilmesi için devletin kendi içerisinde oluşturduğu bir çok kurum var.

Bunlar görevlerini yapmıyorlar ya da yapamıyorlar. Savcılıklar da bu konuda çaresiz kalıyorlar. Çünkü bağımsız bir adli kontrol teşkilatı yok. Savcılığın adli kontrolü direk İçişleri Bakanlığına bağlı olduğu için ihlali gerçekleştiren devlet birimi savcıya yardımcı olduğu için savcılar da burada çaresiz kalıyorlar. Böyle etkisiz bir soruşturma yöntemiyle zaten sonuç alınması mümkün değil.