Cadde eski günlerini arıyor, Kadıköy kalabalıktan yaka silkiyor

Bir zamanlar Rumlar, Ermeniler ve Yahudilerin ağırlıklı olarak yaşadığı Kadıköy Moda ve uzun bir dönem ‘sayfiye’ olarak kullanılan Bağdat Caddesi,  son 10 yılda ve özellikle Gezi Parkı’ndan bu yana, bambaşka bir çehreye bürünmüş durumda.

Taksim’in Gezi Parkı’ndan sonra geçirdiği dönüşümle, İstanbul’un eğlence hayatı Kadıköy’e kaymış durumda. Kadıköy’de 2014’ten bu yana 400’ün üzerinde kafe ve 150’nin üzerinde alkollü kafe/bar ruhsatı alındığı tahmin ediliyor. Instagram fotoğraflarının arka fonunu süsleyen yeni nesil kahvecilerle birlikte de Moda, neredeyse günün her saati bir çekim merkezi haline geldi.

Bu dönüşümden en çok etkilenenler ise semtin yerlileri. Uzun yıllardır Moda’da yaşayan yerli halk, hafta sonları gürültüden dolayı uyuyamadıklarını söylerken, berber ve saatçi gibi geleneksel işlerle uğraşanlar da, dükkân sahiplerinin yerlerini yeni nesil kahvecilere vermek için fırsat kolladığını belirterek; beş kattan fazla artan kiralar yüzünden bakkal, kasap, terzi gibi mahalle esnafının kepenklerini indirmek zorunda kaldıklarını belirtiyorlar.

Hafta sonları evlerine hapsolan Kadıköy Modalıların halet-i ruhiyesini en iyi anlatan ise Ezginin Günlüğü’nün Kadıköy şarkısındaki nakarat olsa gerek:

“Yana yana kül olayım, unutup yine sevdalanayım / Geçmem bir daha Kadıköy'den”

Bir zamanların popüler mekânı olan ve ‘cadde’ deyince herkesin aklına gelen ‘Bağdat Caddesi’ Moda’nın aksine terk edilmiş bir halde. Eski şaşaasını kaybeden cadde, ‘Kentsel Dönüşüm’ Yasası olarak bilinen ‘6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun’un mağdurlarından.

Bağdat Caddesi’ne vardığınızda, iki ayrıntı hemen göze çarpıyor: İnşaat sesleri ve cadde üzerindeki kiralık dükkân sayısı. Emlakçılardaki satılık tabelaları gözle görülürken, kiralık ev ise neredeyse yok. Sebebi, yerli halkın caddeden ve Suadiye’den yavaş yavaş ayrılması.

Gezi Dergisi Time Out tarafından dünyada ziyaret edilmesi gereken ‘en havalı 50 semt’ arasına giren Kadıköy, Moda’nın sorunlarını ve Bağdat Caddesi’nin son halinin, semtlin yerlileriyle konuştuk.

Kadıköy’deki Beşiktaş İskelesi’nden Caferağa’ya doğru giden kalabalık içinde başlıyoruz yolculuğumuza. Semt, hafta için öğle saatlerinde bile hınca hınç insan dolu. Alışveriş yapanlar, yeni nesil kahve dükkânlarında vakit öldürenler, öğrenciler ve yerliler. Hafta sonlarıysa, erken vakitte gelmediğiniz takdirde, kahvecilerde ve barlarda yer bulmanız imkânsız.

Meydan’daki Ermeni kilisesinden düz gidip, balıkçılar çarşısının arka sokağında, neredeyse 40 yıldır berberlik yapan Mustafa abinin dükkânına varıyoruz. 68 yaşında olan Mustafa abi, dükkânı oğlu Orhan ile birlikte işletiyor.

Meşhur Çiya lokantasının ve meyhanelerin arkasında bulunan dükkâna vardığımızda müşterisiyle ilgilenen Mustafa abi, ‘sen sor’ diyerek, başlıyor esnafın durumunu anlatmaya:

“ Son birkaç yılda her yere kahve dükkânı ve meyhane açıldı. Düşün, 10 metrekarelik bir alana kahve dükkânı açılıyor ve insanlar gidiyor orada kahve içiyor. Zevk meselesi, bir şey diyemem ama o dükkânlar yüzünden kiralar fırladı. Birçok dükkân kapandı ve yerlerine kahveci açıldı. Peki, sonra ne oluyor biliyor musun? Örneğin adamın ufak bir yerde 20 yıldır elektrikçi dükkânı var. Burası popülerleşince, belki 1000 lira kira bile vermeyen dükkândan şimdi 5000 lira istiyorlar. Çünkü mal sahipleri de orada kahve dükkânlarının getirisinin farkında. Mahalle esnafı Kadıköy’ü terk ediyor.”

Mustafa abi, çok eski müşterilerinin Kadıköy’den taşınma sebebini şöyle açıklıyor:

“Eskiden burada, Moda’da yaşayan birçok müşterim şimdi buraları terk etti. Gürültüye, kalabalığıa dayanamıyorlar. Evleri de kendinin aslında. Hepsinin ortak derdi, geceleri barların, müziğin sesinden uyuyamamak. Bu insanlar genç değil ki, genç olsa bile, bu gürültüyü çekmek çok zor.”

 

 

Mustafa abiye ‘kolay gelsin’ diyerek ayrılıyoruz berberden. Sonraki durağımız ise bir eğitim kurumu. 30 yılı aşkın süredir Kadıköy’de birçok kurumda çalışan Türkçe öğretmeni Ahmet Bey ile buluşuyoruz. Kendisi, en büyük değişime civar semtlerde alkollü yerlerin kalmamasının sebep olduğunu söylüyor:

“İnsan yapısı değişti. Garip bir Türkçe konuşuluyor şu an Mühürdar caddesinde. Türkçe olduğunu bile düşünmüyorum. İnsanlardan çıkıp, mekânlara gelince, Kadıköy’e gelen her insanın alışveriş yaptığı Kadıköy Çarşısı tamamen kimlik değiştirdi. Tüm mekânlar içkili yerlere döndü. Ailemi alıp, dondurma yemeye gelecek bir yer kalmadı. Alkollü insanların çoğu medeni insanlar değil. AKP’li belediyeler, Üsküdar ve Ümraniye gibi civar semtlerde alkol alınan mekânları kapattığı için, gelenler Kadıköy’ün kültürünü bilmeyen insanlar. Ben de alkol alıyorum, alkole karşı değilim. Ama bir dengesi olması lazım, herkes Kadıköy’e gelince, yakında burası da çökecek. Kavgalar çıkıyor durmadan.”

Belki de yarım asırdır alışverişini Kadıköy’den yapan Ahmet Bey, geleneksel esnafın bitişini yakından tanık olduğu bir olayla özetliyor:

“Çarşıda Hakça diye bir mantıcı vardı. İnsanlar yufkasını, mantısını oradan alırdı. Kiradalardı.  2 bin lira kira veriyorlardı. İki sene önce mal sahibi, sözleşme bitmek üzereyken, 9 bin lira kira istedi. Bunu karşılamaları mümkün olmadığı için de kapattılar. Ben şaşırıyorum bu kadar kira verenlere. İşin içinde acaba kara para mı aklanıyor diye düşünüyorum. Bilmiyorum ama kimsenin de iş yaptığını sanmıyorum.”

Mühürdar’dan ayrılıp, semtin en eski kıraathanesine doğru yol alıyoruz. Kervan, 40 yılı aşkın süredir semtin yerlilerinin buluştuğu noktalardan biri. Bir çay söyleyerek; Ömer ve Ali Kemal beylerin masasına misafir oluyoruz.

Ömer Bey, 70 yaşında ve büyük dededen Kadıköylü. Sinema sanatçısı Nubar Terziyan’ın sahibi olduğu dükkânı, çocukluğunda komşuları olan Ermenileri ve Rumları çok iyi hatırlıyor. Konuşma talebimizi reddetmeyen Ömer Bey, başlıyor anlatmaya:

“Siz son 10 yıldaki değişimden bahsediyorsunuz, ben çocukluğumun Kadıköy’ünün değiştiğini söylüyorum. Geçmiş geri gelmez. Ne Ermeni, ne Rum komşularımız geri gelir, ne de fötr şapkasıyla Moda’da gezen kadınlar. Başka bir dünya oldu burası. Belki biraz haklısınız, son yıllarda hiç nefes alamıyoruz. Bir arkadaşımın balkonlu bir evi var ve alt katına kafe açmışlar. Hem de gece 12’ye kadar açık. Kafeler 24 saat açık olabilir ama apartman arasındaki bir kafenin o kadar uzun süre açık olması sıkıntı verir. Şimdi bu adam gürültüden, pislikten her şeyden rahatsız. Ne yapacağız, bilmiyorum ama önlem alınması lazım.”

Ali Kemal Bey Kadıköy’ün Kazasker semtinde yaşamasına rağmen, zamanının çoğunu eski arkadaşlarının da bulunduğu bu kahvede geçiriyor. O da, aynı tip yerlerin açılmasının sıkıntılarından bahsediyor:

“İnsanlarda kültür kalmamış. Hep aynı tarz yerler. Kadıköy tavuk dürümcü, bar ve kahveyi 10 liraya satan mekânlarla doldu, taştı. Kim gidiyor bu yerlere, dışarıdan gelenler. Bu paraları veriyorlar ve kahveciler de para kazanınca, bu sefer dükkân sahipleri zam üzerine zam yapıyor. Elimizde tek bu kahve kaldı. Düşünsene şu karşımızdaki dükkânı adam üç sene önce 200 bine aldı, 500’e sattı. Alan adam da geçenlerde 750 bine bir daha sattı. Satışın bu denli arttığı bir yerde, kiralar da 10 katına çıkar. Tüm arkadaşlarım dükkânlarından kovuldu, bu 10 yıllık dükkan yasasından dolayı. Neden? Hep kurumsal yerler açılıyor, büyük zincir mağazalar. Devlet ve belediyenin koruması lazım. Adam kalkmış, Ümraniye’den, Bakırköy’den Kadıköy’e geliyor, sonra tabii değişir buranın kültürü. Esnaf giderse, kültür değişir, semt biter, bunu unutma.”

Kadıköy’deki son durağımız büyük dedesinden kalma saatçilik işini hala devam ettiren, Moda caddesindeki Nezihi bey.

 

 

Dükkânın güzelliğinden kafamızı kaldırmayı başardığımızda, kendisi yaşananları şu ifadelerle özetliyor:

“Benim mal sahibim insaflı. Zam yapmıyor. Bir iki kere teklif gelmiş ama reddetmiş. Çünkü güvenmiyor. O da, ben de bunun bir furya olduğunu düşünüyoruz. Örneğin biri gelecek benim verdiğim kiranın katbekat üstünde bir fiyat verecek ama bunu her zaman veremeyecek. Akıllı insanlar bu yeni gelenlere güvenmiyor ve bence de haklılar. Zaten sökük diken, saat tamir eden insanlar o kadar para veremez ama asıl kültürü oluşturan onlardır. Moda’nın bu halinden hiç memnun değilim.”

Kadıköy Moda’da durum böyle. Bir dokun, bir ah işit. Semtin yerlileri ve esnaf yeni oluşan bu durumdan oldukça rahatsız. Kiraların artması, gürültünün çoğalması rahatsızlıkların başlıca sebebi olarak gözüküyor.

 

 

Kadıköy’ün meşhur sarı dolmuşlarına binerek Şaşkınbakkal yani Bağdat Caddesi’nin göbeğine doğru gidiyoruz. Sessiz ve sakin bir hale bürünmüş şekilde karşılıyor bizi, bir dönemin meşhur caddesi. Atlantik sineması, gazinolar, açılışlar, galalar, Caddebostan ve Suadiye plajı şimdilerde sadece bellekte tatlı bir anı olarak kalmış.

Yeni manzara ise bomboş sokaklar, kiralık dükkânlar, yıkık evler ve şahsiyetsiz yapılar. Bir kepçe darbesiyle, koskoca semtin hafızası yok olmuş.

Suadiye’nin eskilerinden ve semtin emektar nalburu Cahit Bey’e gidiyoruz hemen.

Asık bir suratla karşılıyor bizi Cahit Bey, sorularımıza kısa ama doyurucu cevaplar veriyor:

“Görmüyor musun, her şey değişti. Ne konuşacağım. Bu yeni yerleri tanımıyorum. Benim mahallem değil burası. Eskiden cıvıl cıvıldı, sokaklarda çocuklar vardı. Şimdi kimse yok, herkes semti terk ediyor. Burası zengin mahallesi değildir, hep yanlış bilinir. Orta direk insanlar otururdu burada. Orta direk mi kaldı Türkiye’de. Lüks siteler içinde çocuk büyütüyorlar, neymiş güvenliymiş. Yok canım, eskiden burada büyüyen çocukların başına bir şey mi gelmiş. Kaç nesil çocuk büyüttük biz burada mahalle halkı. Bak tüm dükkânlar bomboş. Konuşturma beni.”

Cahit Bey’den ayrılıp Halimağa Sokak’a sapıyoruz. Sokakta karşımıza çıkan, Alp Bey de, kentsel dönüşümle birlikte semtin eski ruhunu kaybettiğini söylüyor:

“Artık burada yaşamıyorum. Altı ay Ege’ye gidiyorum. Baksana, kimse kalmadı. Kiralar durmadan düşüyor ama en çok satılık görürsün. Kiralık ev kalmadı. Herkes evini satıp, semti terk etmenin peşinde. Biz alışmamışız bu sessizliğe. Tüm tanıdıklarımız gitti. Sokak komple değişti. Evet, kârlı oldu bizim için ama eski günleri özlemiyor değilim.”

Son olarak, Bağdat Caddesi’nin göbeği, Şaşkınbakkal’da 40 yıl lokanta işleten Süleyman Bey ile buluşuyoruz. Süleyman Bey semtin en eskilerinden. Burada doğmuş, caddenin göbeğinde iki dükkân işletmiş ve herkes tarafından tanınıyor. Şimdilerde ise Maltepe’de yaşıyor. Artık caddeye çok sık gelmemesinin sebebini şöyle açıklıyor:

“Her şey değişti. Biz esnaflar burada birliktik. Foto Canik, Kasap İdris, Kardeşler lokantası, Nezih kırtasiye, herkes birbirine koşardı. Benim hanım da burada doğdu ve biz burada büyüdük, çocuklarımızı burada büyüttük. Cıvıl cıvıldı, herkes birbirini tanırdı. İstanbul’un en güvenli yeriydi. Ama hem 2001 krizi, hem de sonrasında şehrin ekonomisinin değişmesi burayı öldürdü. Şimdi insanlar burada yaşamıyor. Neden, çünkü ne iş alanı var ne de eğlence yeri. Bomboş bir yer haline geldi. Ruhsuz bir yer. Tüm anılarım, gençliğim, babam, ailem her şeyim burada saklı benim. Şimdi neden gelip, hüzünleneyim ki. Bizim lokanta Atlantik sinemasının altındaydı, tüm Bizimkiler dizisi ekibi arkadaşımdı, onlardan da kalan yok şimdi, vefat etti. Sinemada gala yapan, bize gelirdi. Bu cadde, bizim caddemiz değil.”

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar