Kadın ve erkek beynini incelediler, işte ortaya çıkan sonuç

Kadın ve erkek beyinlerini inceleyen bir araştırma hayli ilginç sonuçlar ortaya koydu. Economic Times'da konuyla ilgili bir makale kaleme alan Debkumar Mitra, araştırmanın kadınların nasıl dışlandığına dikkat çektiğini yazdı: 

Kadın beyni erkek beyninden farklı mı? Konuya dair yapılan birçok bilimsel araştırma birbirinden farklı şeyler söylüyor. Bazı sonuçlara göre hiç fark yok, bazı araştırma sonuçları ise büyük farklar olduğunu söylüyor ya da tam ikisinin ortasında duruyor. İnsan vücudunun ağırlığının yüzde 2’sini oluşturan organa dair diğer sırlarda olduğu gibi, gerçek buralarda bir yerlerde olmalı.

Proceedings of the National Academy of Sciences (PNAS) tarafından yayınlanan son rapora göre, araştırmacılar "otistik özelliklerin başlangıcını belirlemek için yapılan en büyük çalışmaya" imza attıklarını söylüyorlar. Yayınladıkları makalede "tipik kadınların ortalamada daha fazla empati kurduğunu, tipik erkeklerin ortalamada daha fazla sistem odaklı olduğunu ve otistik insanların ortalamada daha ‘maskülen’ bir profil sergiledikleri" belirtiliyor.  

Bağımsız bir şekilde doğrulanması gereken sonuçlar, bireylerin cinsiyetlerine bağlı olarak değerlendirilmesine dair basmakalıp düşünceleri arttırma potansiyeline sahip. Kadınlar beşeri faaliyetlerin her alanında yer alsa da, en gelişmiş toplumlarda bile, kadınların ‘bazı işler için’ uygun olmadığına dair tamamen bilimdışı anlayışlar nedeniyle kadınlar kariyerlerinde engellerle karşılaşıyorlar.

‘’Bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik odaklı kariyerlere uygun olmadıkları’’ iddiasından ‘’kurumları yönetemeyeceklerine’’ varana dek, kadınlar PNAS’ın yaptığına benzer araştırmaların ardına saklanan erkek egemen düzenin dayattığı kalıpları kırmaya çalışıyor.

Bu çalışmaların çoğu bir şeylerin nasıl çalıştığını anlamak için yapılan rutin bilimsel araştırmalar olsa da, sonuçları basmakalıp inançlarla birleştiğinde sıklıkla ‘cinsiyet politikalarını’ körüklüyor. Bu tarz yanıltıcı haberler bilimsel meşruluk kazandığında olan kadınlara oluyor.

PNAS’taki araştırmacılarsa bu tarz bir tartışmadan kaçınma konusunda dikkatliler. Cinsiyet farklılıklarının zihinde olduğunu söyleyen ve sonuca itiraz edenlere karşı, araştırmacılar ‘’E-S teorisine göre birinin biyolojik cinsiyetine göre tahmin yürütmek imkânsız ve bu,  zararlı basmakalıp yargılar oluşturmak anlamına gelirdi.

Söz konusu araştırma dâhil, cinsiyet farklılıklarına dair araştırmaların sonuçlarıysa, sadece erkek ve kadın gruplarından elde edilen verilerden çıkarımda bulunuyor ve farklılıkları ortalamada ele alıyor. Çünkü kişi cinsiyetine göre tipik ya da farklı olabilir.’’

Bunlar çalışmanın önyargıyla ya da cinsiyetçilikle suçlanmaması için anahtar kelimeler. Fakat asıl sorun, büyük oranda bilimsel olmayan medya tarafından bu bilgilerin konuya yabancı insanlara aktarılarak meseleye dair detayların silinmesi. Bu sonuçların ‘’belli koşullarda doğruluk taşıdığı’’ gerçeği hiçbir zaman kamuoyuyla paylaşılmıyor.

Erkek ve kadın beyinlerinin özü itibariyle birbirinden farklı olduğu eski bir düşünce.

Cinsiyet bazlı farklılıkları çalışan araştırmacılar tarafından çok desteklenen bir başka teoriye göre, ceninin testisleri oluştuğunda, testesteron salgılanmaya başlıyor ve bu da beyni yapısal olarak ‘erkek’ kılıyor. Eğer bu doğru olsaydı, sadece iki çeşit beyin olurdu. 2015’te Tel Aviv Üniversitesi’nden Daphna Joel teoriyi test etti. Joel’in bulgularına göre ‘sırf erkek’ ya da ‘sırf kadın’ olanların oranı sadece 0-8% arasında. Çoğumuz bu ikisinin karışımıyız. Söz konusu araştırmanın sonuçları açık ve net: Kadın ve erkek beyni arasında herhangi bir farklılık yok.

Tel Aviv’in araştırmasını PNAS’la karşılaştırdığımızda sonuçların iki aşırı uç arasında gidip geldiğini görüyoruz.

Araştırmacılar arasında uzlaşma olmadığında, bilimsel metotlar daha ileri araştırmalar yapmak gerektiğini söylüyor. Aslında, yarım milyon gönüllü üzerinde yapılmış ve büyük verilerin analiziyle elde edilmiş olmasına rağmen, PNAS’ın araştırması da sonuçları doğrulamak için daha ileri bir araştırma gerektiriyor. Bu rutin bilimsel prosedür devam edebilir. Fakat mesele bu tarz sonuçların iki cinsiyet arasında bölünmeye ve yaşadığımız toplumda kadınların ‘bilimsel’ başka engellere takılmasına neden  olması.

Mesele astrofizik ya da topoloji olabilir, fakat bu tarz ‘bilimsel gerçekler’ kimseyi endişelendirmemeli. Kimse beyaz cüceler ya da Banach uzayları için savaşa gitmez.

İnsanlar, türlerinin farklı bir grubu üzerinde çalıştığında şüphecilik devreye girmeli

Kısa bir zaman önce, IQ’ya dair çan eğrisi tartışması, zeka seviyelerini sorgulayarak Afro-Amerikalıları zor bir pozisyona soktu. Sonuç bilimsel bir araştırmanın ürünüydü fakat ırkçılık kokuyordu.

Erkek-kadın beyni araştırması da ‘çan eğrisi’ benzeri bir tartışmaya sebep olabilir.

Yazının orijinalini buradan okuyabilirsiniz.