Ara 25 2017

'Caydırıcı ceza olmaması, yaşam tarzı dayatmalarını teşvik ediyor'

AKP yönetimindeki Türkiye'nin en çok tartışılan konularından olagelmiştir yaşam tarzı. Tartışmaların merkezinde başörtüsü vardı.

Başörtüsünün yasaklı olması ve bazı kesimlerce de karşı çıkılması gündemden uzunca süre düşmedi. Başörtülülerin baskı gördüğü ve tepki aldığı şeklinde çok sayıda habere denk gelmek mümkündü. Başörtüsü yasağı kalktı ve kamuda dahi serbest oldu.

Ancak artık baskı ve tepkilerin hedefinde başörtülüler yok. "Şort giydi", "etek boyu kısa" gibi bahanelerle saldırıya uğramaya başladı kadınlar. Sadece sözlü değil, fiziki saldırılara da maruz kalınıyor.

Prof. Şerif Mardin, "mahalle baskısı" kavramını ortaya atmıştı yıllar önce. Mardin, 'mahalle baskısı' kavramıyla muhafazakarlaşan bir toplum içerisinde, bu muhafazkarlaşmanın baskın hâle gelmesi durumunda "dini" bir hayat tarzını benimsemeyenlerin kendilerini dışlanmış hissedeceklerini ve baskın hâle gelen muhafazakarların değerlerinin bu kesim üzerinde de ağırlık kazanabileceğini anlatmaya çalışmıştı.

DW Türkçe'ye konuşan Sosyolog Selda Tuncer'e göre de giyim tarzıyla ilgili açıklamalar toplumu göreve çağırma niteliği taşıyor.

Tuncer, basında yaşam tarzlarına müdahale niteliğindeki açıklamaların kadınlar, çocuklar ve eşcinseller gibi belli grupları hedef aldığına değiniyor: 

"Yani kadınlara 'Şöyle yapın' denmiyor. Toplumu göreve çağırıyor, ona beyanda bulunuyorlar. Beyanda bulunan öne çıkan biri olmak zorunda değil. Ortak noktaları, belli bir yaş üstü erkekler olmaları."

"Kahkaha da şort da böyle bir şey. Her an bir yerden cinsellik fırlayacak gibi denetim altına alma çabası var" diyen Tuncer'e göre, Türkiye'de yaşananlar kamusal gündelik hayatın düzenlenmesine tekabül ediyor.

Gündelik hayatın ve cinsiyet rollerinin toplumsal olarak düzenlendiğini dile getiriyor ve "Devletler bunu her zaman bunu yasayla yapmazlar" diyor. Bu nedenle yapılan müdahalelerin caydırıcı herhangi bir yaptırımla karşılaşmıyor olmasının teşvik edici olduğunun altını çiziyor:

"Burada kendi yaşayış biçimini başkasına dayatmakta hak görme var. Teşvik edici yan ise caydırıcı ceza olmaması. Yönetimin birşey yapmaması demek, yapması demektir"

Tuncer,  iktidar kademelerinden yaşanan olaylara verilen tepkilerin sekülerlik ekseninde ilerlemediğini, yapılan açıklamalarda "kültürel değerler" üzerinden değerlendirmeler yapıldığını da ayrıca ifade ediyor.

Özel bir şirkette çalışan Pınar, gerek yapılan açıklamalar gerekse yaşanan saldırılardan etkilendiğini söylüyor:

"Mesela akşam dışarıya çıkacaksam ve toplu taşıma aracı kullanacaksam kırmızı rujumu gideceğim mekanın tuvaletinde sürüyorum."

Eskiye kıyasla daha az kırmızı ruj sürdüğünü fark ettiğini belirtiyor. Yaz aylarında dışarı çıkarken yanına ince bir hırka almayı ihmal etmediğini ekliyor. "Çocuklara yönelik cinsel saldırılar, sapkın düşünceler... İşin ilginci hepimiz paralize olmuş gibiyiz. İki saat sosyal medyada tepki gösterip rutin hayatlarımıza dönüyoruz" diyor.

Üniversite öğrencisi Buse, "Sakal açıklamasını ilk duyduğumda, 'Nasıl bir ülkede, nasıl bir toplumda yaşıyoruz' diye düşündüm. Bu zihniyetteki insanları televizyona çıkarmanın çok yanlış olduğunu düşünüyorum" diyor.

İstanbul'da yaşayan Buse'ye göre, herkesin istediği gibi giyinebilme ve sokağa çıkma hakkı var. Toplu taşıma araçlarında yaşanan olaylar konusunda ise "Kimsenin kimseye şiddet gösterme hakkı yok" diye düşünüyor. Yaşanan hadiseleri hak temelli ele aldığı görülen Buse, özellikle kadınlar için İstanbul'daki hayatın günden güne kötüleştiği kanaatinde.