Dilek Gül
Mar 07 2018

'Hayatımız, mücadelemiz, isyanımız feminizm'

Müftülerin resmi nikah kıyması yasalaştı, boşanmada arabuluculuk tartışmaya açıldı, evlilik yaşı hem hükümet kanadı tarafından hem Diyanet aracılığıyla dokuz yaşlarına düşecek şekilde tartışma konusu edildi. Cinsel istismar vakalarının kamuoyunda yer bulmasıyla birden ‘‘zina’’nın tekrar suç olması zikredilmeye başlandı.

Taciz ve saldırılara yönelik "somut adım" olarak Bursa ve Malatya'da pembe vagon uygulamaları öne sürüldü, tepkiler üzerine kaldırıldı. Milli Eğitim Bakanlığı, okullara karma yurtların kapatılması ile ilgili talimat gönderdi. 2012 yılında çalışma yaşamında kadın-erkek eşitliğini sağlamak üzere çıkarılan Başbakanlık genelgesi kaldırıldı.

O zaman...

Barışı istemek, daha yüksek sesle istemek. Cinsel istismarların takipçisi olmak. Evlilik kurumu, boşanma hakkı, kadına yönelik şiddetinin oluştuğu hiçbir noktayı es geçmemek. Fetvalarla, diyanetle kadınların iradesi üzerinden yürütülen politikaların karşısında durmak.

kadınlar

Yaşanılan ev içi emek sömürüsünün aynı zamanda da KHK’larla, OHAL’le ve ekonominin gidişatıyla erozyona uğratılan kadın emeğini gözler önüne sermek. Mülteci kadınlarla ve çocuklarla dayanışma içinde olmak.

Yasaklarla görmezden gelinen LGBTİ’lerin görünürlüğünü artırmak. Cinselliğin hep istismar ve taciz olarak var olmadığını; rızaya dayalı, tahakkümsüz ilişkiler içinde de olunabileceğini ve arzuların özgürce yansıtılacağını dile getirilecek.

Bu “radikal” talepler gecenin bir vakti Taksim’in sokaklarında kadınlar tarafından yüksek sesle söylenecek.

8 Mart günü yürüyüşe gelen binlerce kadın o kadar farklı sınıf, etnik kimlik, cinsel yönelim ve yaştan ki hiç azımsanmayacak bir kısmı, o saatte “kadın başına” Taksim’de olacak.

Son yıllarda Taksim’e çıkabilen en kalabalık kitle ve yürüyüş 8 Mart feminist gece yürüyüşü. 8 Mart ülke gündeminin giderek daha perçinlediği fakat kadınların her zaman isyanını ve mücadelesi sürdürmeye devam ettiği gün.

Her geçen sene daha da kalabalıklaşan kadınlar, 8 Mart günü “Hayatımız, mücadelemiz, isyanımız feminizm” pankartının arkasında yürüyecek. Bu seneki çalışmalarda binlerce kadın özellikle feminizmin yıllardır mücadele verdiği birçok alanda sözlerini söylemeye, tekrar tekrar hatırlatmaya ve bunlardan vazgeçmeyeceklerini, geri dönüşlerinin olmadığını göstermeyi hedefliyor. Örneğin slogan atölyelerinde pankartlar ve arkasındaki fotobloklarda, barışa, emek sömürüsüne, cinselliğe, cinsel istismar ve şiddete dair bir  mücadelenin yansıtılması belirlendi.

kadınlar


Her şey 8 Mart komitesi tarafından hazırlandı ama kadınların tepeden inen bir gündemi yok. Yani eylem komitesinin öne çıkardığı sözlerle sınırlı kalmayacak bir çeşitlilik söz konusu olacak. Kadınlar farklı gündemleri ve sesleri ile birlikte yan yana yürüyecek.

Türkiyeli kadınlar her yıl olduğu gibi bu yıl da ‘’barış’’ diye bağıracak ve bunun önemini ön plana çıkaracak.

8 Mart Komitesi’nden Cemre Baytok ile dünyada ve ülkede yayılan feminizm dalgasını konuşuyoruz.

"Sosyal medya aracılığıyla görüyoruz ki Türkiye'de de feminizm artık daha çok biliniyor ve sahipleniliyor. Bu umutlu bir gelişme. Kadınlar daha fazla yazıyor, daha fazla okuyor, daha fazla sesleniyor. Birçok davanın takibini yapıyoruz, baskılar geldikçe biz daha fazla sokağa çıkıyoruz. Biraz organik ve bireysel de ilerleyen bir süreç var. Bizler de Türkiye'de yolumuza devam edeceğiz."

Ama Türkiye’de yola devam etmek zaman zaman zorlayıcı olabiliyor.

kadınlar

 

Cemre Baytok; KHK’larla, OHAL’le daha da fakirleştirilen, ilk olarak gözden çıkarılan kadınların isyanını, dikte edilen fetvaların, üstü örtülmeye çalışan istismarların, yok sayılan mülteci kadınların ve yasaklamalarla boğuşan LGBTİ+’ların sözlerini önemsiyoruz diyor:

‘‘Özellikle son yıllardaki KHK’lar ve OHAL ülkenin politik gündemi ve ekonomisinde oldukça etkili. Kadınların sokakta olması her zaman çok önemliydi, hâlâ da önemli fakat gittikçe dokunabildiğimiz hiçbir alanı Meclisleri, sokakları, geceleri terk etmediğimizi ve direndiğimizi görüyorlar.

Bence bu durum karşısında bizlerin kendileri için daha da “tehlikeli” olduğumuzu onlar da hissediyor ve biliyorlar. Bu nedenle daha büyük bir gerilim söz konusu. Devlet eliyle sürekli sürüncemede bırakılan davaların, verilen fetvaların peşine düşen gittikçe büyüyen bir kitle var.’’

Ahval’e konuşan, Cemre Baytok, OHAL'in ilanı ile ifade özgürlüğünün, karşı görüş, fikir belirtmenin zorlaştığı bir dönemde oldunduğuna dikkat çekiyor.

Özellikle çeşitli kadın kurumlarının kapatıldığı, bir çok belediyelerde erkek şiddeti ile mücadelede çalışan birimlerin kapatılıp nikah salonlarına evrildiği, KHK'larla birçok insanın işten atıldığı ve hukuk süreçlerinin adaletle yürüdüğüne olan şüphenin arttığı bir dönemde olunduğunu hatırlatarak sözlerini şöyle sürdürüyor:

‘‘Böyle bir atmosferde, kadın haklarının hemen ikincil plana düşeceğini, erkek şiddetinin olağanlaşacağını tahmin ediyorduk. Nitekim, hemen her gün, sokakta, işyerinde, evde vuku bulan kadın cinayetleri haberlerini alıyoruz. Hemen her gün, okullarda, çocuk yaşta cinsel taciz ve cinsel saldırı haberleri alıyoruz, sosyal medyada bu haberler görünür olup destek buldukça karşısında maruz kalanın kimliğine bağlı olarak nefret dili de yükselebiliyor.’’

8 Mart Komitesi’nden İrem Gerkuş konuşmasının devamında daha da dikkat çekici bir cümle kuruyor: Ekonomik olarak büyük bir yıpratma var, kadınlar fakirleşiyor, fakirlik de kadınlaşıyor bir yandan...

‘’OHAL ile birlikte hukuki her şeyin askıya alınabildiği, bekletilebildiği, sürüncemede bırakılabildiği; neye ulaşıp, erişebileceğinin tek bir yerden karar verildiği aşikâr. Bu özellikle tüm cinsel istismar ve boşanma davalarında görüldü. Yönetim mekanizmalarından uzaklaştırılan kadın vekillerin ve feminist politikaları önemseyen, dayanışma içinde olduğumuz birçok yönetim merciinin devlet eliyle yok edildiğinin tanığıyız.

Yasalara saldırmaları artık daha kolay ve bunu tüm yandaş medyalarıyla, kamuyu da kışkırtarak bunu yapıyorlar. Örneğin kadınlar için çok önemli bir yasa olan 6284 sayılı Koruma Kanunu için yapılanları görüyoruz ve biliyoruz. İlk gözden çıkarılanlar her zaman kadınlar ve çocuklar oluyor; ya işten çıkarmalarla ya da daha da sömürü dolu işlere itilerek... Birine bağlı olmamanın, bu toplumda güçlü kalmanın önemli alanlarından birinin ekonomik özgürlüğü olduğu yadsınamaz bir gerçek.’’

kadınlar

 

Gerkuş’a, Türkiye'de kadın hakları açısından bir gerileme söz konusu mu, bu alan giderek daraltılıyor mu diye soruyorum. Kadınların haklarına doğrudan bir saldırı yapılmamış olsa da, söylemsel düzlemde bu saldırıların yapıldığını düşünüyor.

‘’Bu konudaki en somut örnek halen kürtaj tartışması. 2012'de kürtajı yasaklamaya meylettiler, fiilen yasaklamadılar da aslında. Ama bugün gelinen noktada pratiğe bakıyoruz ve kürtajın ücretsiz ve ulaşılabilir bir hak olmaktan çok uzakta olduğunu görüyoruz. Taktik kadınların haklarını almaktan ziyade, var olan haklarını işlevsizleştirmek üzerine kurulu. Ya da o hakları elinden alabileceğine dair korku oluşturarak geriye düşürmeye çalışıyor.’’

Bunun arkasında da ‘’makbul kadınlık’’ ideali olduğu görüşünde:

‘’Piyasada ucuza çalışan, evde tüm bakım hizmetlerinden sorumlu mesut, evli, 3 çocuklu, aile var olsun, piyasa var olsun, en çok da erkekler var olsun diye‘feda’ edilen bir varlık kadınlar.  Tabi ki kadınlar için yıllar içinde çok şey değişti, baskı varsa direnen kadınlar da var.

O nedenle bu sürece pasif olarak maruz kalan kadınlar olduğunu düşünemeyiz. Ne dünya ne de Türkiye kadınlar için iyi bir yere doğru gitmiyor, ama kadınların dayanışma ve direniş alanları da büyüyor. Artık daha fazla genç kadın ve kız çocuğunun eşit olmamak aklına hayaline sığmıyor.’’

Özellikle son zamanlarda yaşanan çocuk istismarı şiddeti ve durdurulmayan kadın cinayetleri ile ilgili ne gibi söylemler gerçekleştirdiklerini ve bunların sahaya nasıl yansıtıldığını merak ediyorum.

8 Mart Komitesi’nden Gerkuş, çocuklara yönelik cinsel istismar konusunda feministlerin söylediği, vurguladığı en önemli noktalardan birinin cinsel istismarı bir hastalık ya da canavarlık olarak değil sistem sorunu olarak görüp; faili yani erkeği işaret etmesi olduğuna dikkat çekiyor.

Ayrıca, kadına yönelik erkek şiddeti ve cinsel saldırı ve istismar suçları her daim feministlerin gündeminde olan konular olduğuna da vurgu yapıyor:

‘‘2010 yılında feministler, ‘’kadın cinayetleri’’ ifadesini yerleştiren ve haksız tahrik meselesini sorunsallaştıran Kadın Cinayetlerine İsyandayız kampanyasını yaptılar. Erkeklerin sevgisi her gün 3 kadın öldürüyor diyerek faili öne çıkardılar.

Bu politik hattın bir devamı niteliğinde ise kadınlar hayatlarına sahip çıkıyor sözünü düşünebiliriz. Erkek şiddetine maruz kalan kadınların hayatta kalmak için öldürmek, yaralamak zorunda kalıyor oluşları gündemleştirildi. Buradan hareketle de maruz kaldığımız erkek şiddetine karşı hayatımızı savunma biçimlerini konuşmaya başladık.’’

Peki tüm bu başlıklarla 8 Mart’ı karşılayacak olan kadınların çağrıları neler?

‘‘Etrafa baktığımızda iç karartıcı görünüyor olabilir. Bu yıl birbirimize bu zamanların geçeceğini, geçerken de dayanışmamızla güçleneceğimizi hatırlatmak istiyoruz. Sadece daha iyi günler gelsin diye değil, başka bir dünya olsun diye mücadele edeceğiz. Feminizm bizlere bunu yapabilecek gelecek tahayyülünü de, yöntemleri de sunuyor. Şimdi bunlara tutunmanın zamanı!’’