Özgürlük bu değil diyenlere: Tam da bu!

Başörtüsü, Cumhuriyet tarihinin en sancılı tartışma konularından biri oldu. Kapananı ayrı mağdur edildi, açık olanı ayrı. Genelde de kadına neyi yapıp yapmayacağını toplumun erkekleri söyledi.

Bunu söyleme yetki ve gücünü nereden buldukları ise gayet açık: Sırtlarını hep siyasete yasladılar. 

Siyaset rüzgarı ne yandan estiyse o güçle kadınların üzerine çullandılar.

Kimi zaman yargıç cübbesiyle kadına 'aç başını' emri verdi, kimi zaman da 'ört başını.'
10 yıl önce kadına, 'aç başını öyle gel' derken, bugünkü siyaset de kadına 'ört başını, makbul ol' diye fısıldadı.

Fısıldamakla kalmadı, dayattı da. 

İktidarın din anlayışı ile benzer yaklaşıma sahip radikal 'hacı-hoca'lar sosyal medyadan arzı endam ettiler ve kadını 'şeytanlaştırmak' için ellerinden geleni ardlarına koymadılar.

Sürekli 'örtünün' diye salık verdiler.

Yetmedi kimi zaman kadın onurunu ayaklar altına alan benzetmelerde bulundular.

Kadına 'yerin evindir' talimatı bile vermeye kalktılar.

Her türlü yobazlıklarına rağmen, 'gavur icadı' sosyal medya üzerinden paylaştılar 'fikir'lerini ya da tahakküm etme isteklerini. 

Oysa 'kadın cin'i şişeden çıkalı çok oluyordu. 

Cumhuriyet ve Atatürk sağolsun.

Şimdi o parfüm şişesi kadar dar ve sığ yere kadını yeniden tıkıştırmak için kan ter içinde çabalıyorlar.

Siyasetin rüzgarı arkadan yelkenlerini şişirerek. 

Ama olmuyor. 

Herkes susuyor, toplum baskılanıyor, çocuklar ana kucağından kopartılıp fevc fevc camilere götürülüyor. Başlarına takke, başörtüsü sarılıyor. 

Yine de olmuyor, maya tutmuyor.

Çünkü bozuk.

İnsanları, özellikle de kadını, torna tezgahına sokup tek tip çıkarma hırsı geri tepiyor. 

Twitter birkaç gündür, bir dönem başörtüsü takan ancak başörtünün getirdiği sınırlamalar nedeniyle mutlu olmadığını hisseden kadınların başörtüsüz fotoğraflarıyla sallanıyor.

Yüzlerce kadın, geçmişte başörtülü iken yapmak isteyip de yapamadıklarını ve başörtüsüz olunca hayatta başarabildiklerini anlatıyor.

Ve elbette dinci tayfanın linci gecikmiyor.

Kafirlikten, cehennemde yanmaya, ateşten ateş beğenmeye kadar varan tehditler silsilesi.
Hepsi bir 'Tanrı' edasıyla mahkum ediyor.

'Yanacaksın!' 

Oysa, başörtüsünü çıkaran genç kadınlar tane tane anlatıyor neden böyle bir karar aldıklarını.

Kimisi, "çocukken uzun etek giydiğim için ip atlayamamak hep bir ukde kaldı içimde" diye mahcupça anlattı derdini.

Bir diğer aleni bir şekilde, "özgürleştim" diye yazdı.

"İçimizde kopan fırtınalar saçlarımızı savursun. Yalnız Yürümeyeceğiz!" diye ekledi bir başka kadın.

"Bunun şov olduğunu düşünen erkekler, gerek din gerek toplum tarafından hayatınızda hiç kısıtlamaya uğramadınız. Anlayabilmeniz zaten mümkün değil ama belki biraz empati yapmaya çalışabilirsiniz. Kadınların cesarete, yapabileceklerinin farkına varması gerekiyor.

Çabamız, gayemiz bu" bu diye seslendi kadınlardan biri. 

Bir yanda başörtülü, diğer yanda başörtüsüz fotoğrafını paylaşan kadınlardan biri şu satırlarla anlattı meramını:

"İsteyen istediği yere çekebilir, ÖZGÜRLEŞTİK. Ve bunun aileyle çevreyle alakası yok. Kendimize, yapabileceklerimize dair düşüncelerimiz özgürleşti. Dinin kadına dayattığı tüm normlardan arındık. Başkalarının bize biçtiği rolü oynamadık. Kendimiz olduk."

'Linç yiyeceği'ni bilen bir kadın, "Linç geliyor" diye yazdıktan sonra, tüm eleştiri ve saldırıları göğüslemeye hazır olduğunu anlatmaya çalışıyordu.

Tüm bunları hesaba katarak, mahalle baskısının üzerine bir heyula gibi çullanacağının farkında olarak geçmişti klavyesinin başına.

Yeni görüntüsünü 'çiçek açmak' olarak niteleyeni bir yanda, 'cehenneme gideceksiniz' tehdidi savuranlar öte yanda.

Biri 'gönlündeki' İslam'ı kadın, çoluk çocuk herkese dayatmaya çalışırken, öteki 'hissettiği İslam'ı yaşamaya çalışma konusunda kararlıydı.

Başörtüsü ile vedalaşma mücadelesinin zorluklarını anlatan da vardı.

"8 yıl mücadele verdim" diyeni de.

Ailesi, komşuları, akrabaları ve çevresi...

Hepsi 'takoz'du önünde.

Kadındı ne de olsa.

Erkek yarısına göre daha güçsüz ve narin olanı.

Yine de direnme gücü daha fazla olanı; yani kadın.

Bir başka kadın ise, 'inandığı şekilde yaşamanın tarif edilemez mutluluğu'ndan bahsediyordu.

Özetle, "Bırakın ne hissediyorsak, istiyorsak, düşünüyorsak öyle yaşayalım" diyordu.

Ailesinin çocuk yaşta örtünmeye zorladığı, iradesini yok saydığı kadının bir çığlığıydı günlerdir Twitter'ı saran.

Bir kez daha ortaya çıktı ki, Türkiye'de değişim kadından başlayacak.

Kadın güzelleştirecek ülkeyi ve insanı.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.