Canan Güllü: 'Elektronik kelepçeler kadına şiddet uygulayanlar yerine Boğaziçililere takıldı'

Türkiye, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'ne bir kez daha kadın cinayetleri, şiddet ve tecavüz haberleri ile giriyor.

Aydın'ın Sultanhisar ilçesinde yalnız yaşayan 92 yaşındaki Hanım Pınalı komşusu tarafından önce tecavüze uğradı ardından da öldürüldü.

Samsun'da ise bir kadın boşandığı eşi tarafından çocuğunun gözleri önünde öldüresiye dövüldü.

On binlerce sosyal medya kullanıcısı, kadın haklarını koruyan İstanbul Sözleşmesi'ni kaldırma sinyalleri veren iktidara tepkili. 

Konuşa Konuşa'da Gülten Sarı'nın konuğu olan Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü ve yazar-insan hakları savunucusu Nurcan Baysal, kadına yönelik dinmeyen şiddeti ve iktidarın kadın haklarını tırpanlayan uygulamalarını değerlendirdi.

Güllü hem iktidarı yasaları uygulamamakla eleştirdi hem de önlenebilecek kadın cinayetleri ve şiddetin önüne geçilmemesi doğrultusunda sergilenen siyasi iradeyi işaret etti.

Canan Güllü'nün açıklamalarının satır başları şöyle:

"Bugün 7 Mart ve dün gece internete düşen video üzerinden Samsun'da yaşanan trajediyi (bir kadının eski kocasının şiddetine maruz kalması), Afyon'da bu ülkenin 92 yaşındaki bir kadın büyüğüne tecavüzü ve yine Beşiktaş'ta 8 Mart eylemleri yapan altı LGBTI arkadaşımın gaza maruz bırakılarak gözaltına alınmasını konuşuyoruz. 

Bunun hangi tarafından tutup konuşayım ki? Bu ülkede mekanizmalar işlemediği sürece, arkasından, 'kınıyorum, adalet yerini bulacaktır' söylemlerine karnımız tok artık. Daha geçen hafta insan hakları eylem planı açıklandı. 18 yıldır bu ülkede kadın cinayetlerinin arttığı, insan haklarının yerle bir olduğu bir süreçte, yeniden bir eylem planının içine bizim önemsediğimiz ısrarlı takibi koyarak bir paket haline getirmenin yanlış olduğunu söylüyoruz.

Biz elektronik kelepçenin 81 ile dağılmasını ve kadına karşı şiddet uygulayanlara takılmasını beklerken, Boğaziçi Üniversitesi'ndeki yasaklı öğrencilere takıldı bu kelepçeler.

Böylesi bir ortamda, kadın örgütlerinin 'kadın cinayetleri politiktir' yaklaşımının ardında yatan asıl gerçeğin bu olduğunun bilinmesini istiyoruz. 

Kadın hareketi olarak daha da sorgulayıcı olarak, önlenebilecek istismar, cinayet ve şiddeti önlememe iradesine karşı ses yükseltiyoruz. 

Daha 15 gün önce, bir siyasi partinin eski başkanı, 'Kadın-madın konusunu geçin, İstanbul Sözleşmesi'ni kaldırın' dedi.

Bugün bana hangi insan evladı çıkıp, 92 yaşındaki bir kadına bu ülkede tecavüz edilmesini sağlayan uygulanmayan yasal mekanizmadan bahsedecek?

Kim vardı iktidarda? İktidarı denetlemeyerek muhalefet olarak sorgulamayanların da kendi oranında suçu var.

Yönetimde bulunan, İstanbul Sözleşmesi'ni, nafakayı tartışmaya açan, erken yaş evliliğine af getirmek için Meclis'e giden zihniyetin yansımaları bunlar."

Nurcan Baysal ise şunları söyledi:

"Öyle bir noktadayız ki; iktidarın söylemleri kazanılmış haklarımızı tehdit eder noktaya gelmiş durumda.

Son yıllara baktığımda hem bölgede hem Türkiye'nin genelinde kazanılmış haklarımız elimizden gitmesin diye mücadele ediyoruz.

2016'da KHK ve kayyım atamaları sonrasında kadın-erkek, cinsiyet eşitliği konusunda biz o kadar geriye gittik ki...

Alo Şiddet hattı kapatıldı, kadın otobüs şoförleri görevden alındı. Kadın merkezleri kapatıldı. Belediyelerin içerisinde kadın politika daire başkanlıkları vardı, onlar kapatıldı.

Hatta belediyelerde, toplu iş sözleşmelerine bir madde eklenmişti: Kadına yönelik şiddet uygulayanların iş akdi feshediliyordu. 

Bütün bu kazanımları bölge için kaybettiğimizi söyleyebilirim ama Türkiye genelinde bu iktidar İstanbul Sözleşmesi'ni tartışmaya açtı. İnanılmaz bir şey.

İstanbul Sözleşmesi sadece ve sadece kadına yönelik şiddeti önlemeye yönelik zaten. Bu yıl kadın mücadelesinin temeli, Sözleşmenin tek bir maddesinin bile değiştirilmemesi olmalı."