Daha kaç kadın ölecek?

Muğla'da geçen hafta kaybolan 27 yaşındaki üniversite öğrencisi Pınar Gültekin'in, evli ve bir çocuk babası Cemal Metin Avcı tarafından canice işlenen bir cinayete kurban gitmesi Türkiye gündeminin ilk sırasına yerleşti. 

Kadına yönelik şiddetin engellenmesi için devletin aldığı önlemlerin artırılması çağrıları, daha önce işlenen birçok kadın cinayetinde olduğu bibi toplumun her kesiminden tepkilerle seslendirildi.

Öte yandan Türkiye'de bir süredir Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'nın kadına yönelik şiddet davalarına müdahil olmasını da sağlayan İstanbul Sözleşmesi Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın hedefindeydi. 

Erdoğan, kadın cinayetlerinde 'idam cezası' istese de özellikle kadınların yaşam hakkını güvence altına alan İstanbul Sözleşmesi'ne şidetle karşı çıkıyordu. Erdoğan cinayet sonrası yaptığı açıklamada, şiddete sıfır tolerans ilkesiyle çalıştıklarını söyledi.

Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi İktisadi Bilimler Fakültesi son sınıfında öğrenim gören ve sınavlara hazırlanan 27 yaşındaki Pınar Gültekin, 16 Temmuz tarihinde Ula'da yaşadıkları evinden arkadaşlarıyla görüşeceğini söyleyerek çıktı. 

Gece geç saatlere kadar endişeyle kızlarının eve dönmesini bekleyen ailesi, cep telefonuna da ulaşamayınca polis ve jandarmaya başvurdu. 

Pınar'ın arkadaşları ise sosyal medya hesaplarından çağrıda bulunarak genç kadının bulunması için yardım istedi.  

Polis ve jandarma, Pınar'ı bulmak için kaybolduğu bölgedeki güvenlik kameralarını tek tek incelemeye aldı. 

Gültekin’in evden çıktıktan sonra gittiği AVM‘de bir kişi ile konuştuğunu ve bu kişinin Muğla merkezde Cüce Bar isimli eğlence mekanını işleten evli ve bir çocuk babası 40 yaşındaki Cemal Metin Avcı olduğunu belirledi.

Avcı’nın Menteşe ilçesine bağlı Yerkesik Mahallesi’ndeki çiftlik evinin etrafındaki ormanlık alanda aramalarını yoğunlaştıran güvenlik güçleri ormanlık alana atılmış bir varil tespit etti.

İtfaiye ekiplerinin elektrikli keski ile güçlükle açabildiği varil içinden çıkan cansız bedenin Pınar Gültekin’e ait olduğu saptandı.

Gültekin’in cenazesi otopsi için Adli Tıp'a gönderildi. Gültekin'in annesi ve kız kardeşi Pınar Gültekin’i teşhis etti. Olayın ardından fenalık geçiren anne Şefika Gültekin ambulans ile hastaneye kaldırıldı.

Pınar Gültekin

Polisin takibe aldığı Avcı, cesedin bulunmasının ardından operasyonla gözaltına alındı. Her kadın cinayetinin failinin yaptığı gibi çelişkili ifadeler veren Avcı, genç kadınla bir süre birlikte olduklarını ve kendisinden ayrıldığı için kıskançlık krizine girip cinayeti işlediğini anlattı.

Cinayeti tartışma sonrası başlayan kavga sonucunda işlediğini itiraf eden Avcı ifadesinde, "Panik olmuştum ne yapacağımı bilmiyordum. Cesedini yok etmek istedim. Önce yakmaya çalıştım, olmadı, başaramadım. Sonra bidona soktum, üzerine beton döktüm, yakalanacağımı biliyordum" dedi.

Avcı, "canavarca hisle ve eziyet çektirerek adam öldürme" suçundan tutuklandı.

Pınar Gültekin

Kan donduran cinayetin ortaya çıkmasının ardından, sosyal medyada birçok kesim erkek şiddetine karşı kadınların korunamadığını ve devletin yeterince önlem almadığını söyleyerek adeta isyan etti.

Tepkiler çığ gibi büyürken, Türkiye'nin birçok şehrinde protesto gösterileri yapıldı. 

İzmir'de Üniversiteli Kadın Kolektifi’nin Alsancak Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde düzenlediği eyleme polis sert müdahale etti. 14 kadının gözaltına alındığı olayda, polisin müdahale görüntüleri sosyal medyada büyük tepkilere neden oldu.

Polis

Edirne Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Kadın Meclisleri üyesi kadınlar Saraçlar Caddesi'nde bir araya gelerek, yaşanan cinayete tepkilerini bir kez daha gösterdi. Kadın cinayetlerinin artık normalleştiğini söyleyen  kadınlar, “Artık öldürülmek istemiyoruz” açıklamasını yaptı.

Mersin’de Kadın Platformu üyeleri ise yaptıkları basın açıklamasıyla Pınar Gültekin'in eski erkek arkadaşı tarafından vahşice öldürülmesine tepki gösterdi. 

İstanbul'da da Kadıköy ve Beşiktaş'ta toplanan kadınlar Gültekin'in öldürülmesi ve kadına yönelik şiddet olaylarını protesto etti.

Oyuncu Şevval Sam ve müzisyen Kalben'in de desteklediği eylemlerde, "İstanbul Sözleşmesini uygulayın, Pınarları yaşatın. Pınar Gültekin için sessiz kalmıyoruz" yazılı pankart açan kadınlar sık sık 'kadın, yaşam, özgürlük' ve  'asla yalnız yürümeyeceksin' şeklinde sloganlar atarak erkek şiddetini protesto etti. 

Pınar Gültekin

Sosyal medyada siyaset ve sanat dünyasından birçok isim kadına şiddete son verilmesi çağrısını yineledi. Bazı siyesilerin tepkileri şöyle: 

Zehra Zümrüt Selçuk:

"Muğla’da katledilen Pınar Gültekin kızımızın acısı yüreğimizi yaktı; bir canımıza daha kıyıldı. Davaya müdahil olarak katilin en ağır cezayı alması için hukuki sürecin yakın takipçisi olacağız." 

 

Meral Akşener:

"Pınar Gültekin'in sahipsiz kalan çığlığıyla bir kez daha yandık. Bir kadının daha hayallerini çaldılar. Bir kadının daha yüreğine evlat acısı düşürdüler. İstanbul Sözleşmesi'nin uygulanması için daha kaç kadınımızı kaybetmemiz gerekiyor?" şeklinde tepki gösterdi.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu:

"Ne kadar acı verici; hayata umutla, neşeyle bakan yüzlerin aramızdan alındığını öğrenmek. Ne kadar tutarsız; özgürlüğü, yaşamı güvence altına almak yerine yasakçılığın peşinden koşmak."

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş: 

"Yüreğimiz güzel kızımız #pinargultekin için yandı. 5 gündür kayıp olan ve cansız bedenine ulaşılan evladımıza Allah’tan rahmet diliyorum.

Zihniyeti, dili ve eylemi şiddetten arındırmak zorundayız. Kadın cinayetlerini sonlandıracak adımlar atmak hepimizin ortak sorumluluğu."

Sanatçılar arasında en sert tepkiyi ise ünlü popçu Tarkan gösterdi. Tarkan'ın Twitter hesabından yaptığı paylaşım şöyle:

"Katillere, canilere lanet okumak ne işe yaradı bugüne kadar? Hiçbir işe yaramadı, yaramıyor... Katillere hakettiği cezaları vermeyip, bir de cezalarını hafifletecek abuk sabuk gerekçelerle bu canavarların yanında duran bu düzen ne zaman değişecek?

Ey yetkililer! Siz nasıl rahat uyuyorsunuz geceleri? Her gün ülkemizde kadınlar öldürülüyor, şiddet görüyor ve bir türlü yapılması gerekeni yapmıyorsunuz.

Hafifletilmiş cezalarla bu canileri tekrar topluma salıyorsunuz. İçiniz, vicdanınız nasıl rahat ediyor?

Yazıktır, günahtır kadınlarımıza. Daha kaç Pınar Gültekin ölecek? #PınarGültekin"


İçişleri Bakanlığı'ndan temmuz ayı başında yapılan açıklamada, kadın cinayetlerinin bir önceki yılın ilk altı ayına oranla yüzde 34 düştüğü belirtilmişti. 

Bu yılın ilk altı ayında 115 kadının erkek şiddetine maruz kalarak öldürüldüğü, geçen yıl aynı dönemde ise 173 kadının öldürüldüğüne dikkat çekilmişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, son olarak Emine Bulut'un eski eşi tarafından öldürülmesiyle gündeme gelen kadın cinayetleri konusunda idam cezasının geri getirilmesini "Açık ve net söylüyorum, benim gönlüm idamdan yanadır" demiş ve konunun öncelikle Meclis'in inisiyatifinde olduğunu söylemişti.

Erdoğan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin iki yılını değerlendirdiği toplantıda ise kadınlara yönelik sıfır tolerans ilkesini belirlediklerini ve yaklaşık bir milyon kişiye eğitim verildiğini açıkladı. 

Buna rağmen Erdoğan kadınların erkek şiddetine maruz kalmalarının önündeki en büyük engel olarak görülen İstanbul Sözleşmesi'ne ise LGBT bireyler nedeniyle şiddetle karşı çıkıyor. 

2011'de imzaya açılan İstanbul Sözleşmesi'ni onaylayan ilk ülke Türkiye olmuştu. Ancak son dönemde başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere siyasiler, sözleşmeden çekilebileceğine ilişkin sinyaller vermişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 1 Temmuz'da videokonferans yöntemiyle katıldığı AKP Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı'nda, "Çalışıp gözden geçirin. Halk istiyorsa kaldırın. Halkın talebi kaldırılması yönündeyse, buna göre bir karar verilsin. Halk ne derse o olur" demişti.

Toplantıdan bir gün sonra ise, AKP Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş, çeşitli yerel televizyon kanallarında aynı anda canlı yayımlanan "Anadolu Soruyor" programında, İstanbul Sözleşmesi'yle ilgili soruya şu yanıtı verdi:

"İstanbul Sözleşmesi'nin imzalanması gerçekten yanlıştı. Bu metnin içerisinde iki tane önemli husus var dikkat çekmemiz gereken ve bizimle asla uyuşmayan, bunlardan birisi toplumsal cinsiyet meselesi bir de cinsel yönelim tercihi. 

LGBT vesaire gibi marjinal unsurların ekmeğine yağ sürecek kavramlar olduğu ya da onların arkasına sığınarak faaliyet yapabilecekleri alanlar olduğu görülüyor.

"İstanbul Sözleşmesi olmazsa Türkiye'de kadına karşı şiddet artar tezi de bir şehir efsanesidir. Yalan yanlış propagandadır. Türkiye'de bütün siyasi partilerin tabanlarında İstanbul Sözleşmesi'nden çıkılması ya da bunun bir düzenlemeyle revize edilmesi konusunda çok ciddi beklentiler vardır. Bunun aileye zarar verdiği konusunda endişeler var. Nasıl usulünü yerine getirerek bu sözleşme imzalanmışsa, aynı şekilde usulü yerine getirilerek bu sözleşmeden çıkılır."

11 Mayıs 2011'de İstanbul'da imzaya açıldığı için 'İstanbul Sözleşmesi' ismiyle anılan Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi'ni imzalayan ve onaylayan ilk ülke Türkiye olmuştu.

1 Ağustos 2014'te yürürlüğe giren İstanbul Sözleşmesi toplumsal cinsiyet eşitliği ilkesine dayanıyor.

Sözleşme, tarafların her türlü şiddet eylemini ve ayrımcılığı önleyecek "gerekli yasal ve diğer tedbirleri" almasını zorunlu kılıyor, kadınları güçlendirecek faaliyetlerin yaygınlaştırılmasını istiyor.

İstanbul Sözleşmesi

Sözleşmeyle birlikte taraflara, ulusal anayasalarına veya ilgili diğer mevzuata kadın erkek eşitliği ilkesini dahil etme ve bu ilkenin uygulanmasını sağlama, kadınlara karşı ayrımcılığı yasaklama ve kadınlara karşı ayrımcılık yapan yasa ile uygulamaları yürürlükten kaldırma zorunluluğu getiriliyor.

Sözleşme hükümleri uygulanırken, "cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi veya başka tür görüş, medeni hal, göçmen veya mülteci statüsü" v.b. kimlik özelliklerinin yanı sıra "cinsel yönelim" temeline dayanarak ayrımcılık yapılamayacağı vurgulanıyor.

© Ahval Türkçe