Bihter Okutan
Tem 14 2018

3 kadın 3 Türkiye: İntizar, Sinem, Şule…

Çok değil daha birkaç hafta oldu ıhlamurlar açalı, Berlin sokaklarını buram buram çiçek kokutalı.

Ihlamurlar altında kokudan sarhoş halde, sağımdan akıp giden Spree nehrini izlerken bir yandan da hafif hafif indiren yağmurla birlikte geride bıraktığım Türkiye’yi uzun uzun düşündüm.

Tüm gülleri solduracak, çiçekleri kahrından öldürecek kadar koyu karanlık zihnimi kaplayınca düşünmeye son verdim.

Nafile…

Gün geçmesin ki birilerinin hayatları mahvolmasın, birilerinin hayatlarının üzerinden silindirle geçilmesin.

Ihlamurlar iyice açarken bu kez salkım söğütlerin dallarını sarkıttığı Weissensee Gölü’nde yüzen, kenarında köpekleriyle, sevgilileriyle günü güzelleştirme çabasındaki insanlar gözümün görebildiği her metrekareye yayılmış vaziyette.

Oysa zihnim hala Türkiye’de. Kaçılmıyor…

Karabasanlar yağmur olup yağıyor. Mekan, sınır tanımıyor ülkeden sızan kötülük.

Bu kötülüğün son kurbanları şarkıcı İntizar ve ilişki yaşadığı Mustafa Ceceli’nin eski eşi Sinem Gedik oldu. Homofobik olduğu kadar İntizarla Gedik’in hayatlarını yerle bir etme amacı taşıyan girişimin işaret fişeği Hürriyet’in magazin yazarı Cengiz Semercioğlu’ndan geldi. İntizarla Gedik’in yaşadığı ilişkiyi ‘şeytanlaştırıcak’ her done ince ince işlenmişti yazıya.

Bir kere ‘yılın skandalı’ diye başlıyordu yazı. ‘Ahlaksız anne’ imajını çizecek tüm kurgu yerli yerine oturtulmuştu.

“Mustafa Ceceli oğlunun velayetini almak için açtığı dava dosyasına Sinem Gedik-İntizar ilişkisini açık şekilde kanıtlayan fotoğraflar, hatta videolar ekledi” satırlarıyla gerçek niyeti tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyordu o meşum yazı.

Belli ki Ceceli aldattığı, eski eşi Sinem Gedik’ten oğlunun velayetini almaya çalışıyordu ve Gedik adım adım takip ettirilip ‘kanıtları’ delil dosyasına konulmuştu bile. Semercioğlu yazısının ardından da İntizar ve Gedik’in birlikte göründüğü bir video sosyal medyada dönmeye başladı.

Kaset, şantaj, montaj… Ne ararsan var. Kimlerden öğrenilmişti bu yöntemler? Evliyken Selin İmer’le aşk yaşadığı medyaya sızan Ceceli intikam mı alıyordu? Oğlunu annesinden ayırarak mı cezalandıracaktı eski eşi?

Hacı Mustafa Ceceli…

Dini dilinden düşürmeyen ancak yaşamaya gelince başüstü çakılanların çakılmalarıyla dibi boylayan Türkiye’nin yeni gerçekliği...

Her gün yeni bir dipte boğuluyoruz…

Bu yeni dipteki bataklıkta çırpınan Semercioğlu’nun yazısı öyle bir gayretkeşlikle aklamaya çalışıyordu ki Ceceli’yi, dindar dinleyicisinin gözünde yerle bir olan imajını bu kez oğlunun annesi üzerinden onarmaya çalışan Ceceli’yi ‘masum gösterecek’ satırlar ardı ardına diziliyordu.

“Ancak ben de gözlerimle gördüm, durum iddianın ötesinde, gerçek…” satırlarını yazan Semercioğlu hayati bir bilgiyi tüm okuyucularından gizliyordu elbette.

O da Gedik’in Ceceli’nin başvurusuyla boşanmasının üzerinden 1.5 yıl geçtiği gerçeği.

Gelelim meselenin İntizar kısmına.

Ceceli’nin eski eşine karşı çıktığı ‘Haçlı Seferi’nde okkanın altına gidenlerden biri de İntizar oldu.

Semercioğlu ile başlayan iyi işlenmiş planın ikinci evresinde, İntizar’ın birlikte çalıştığı plak şirketinden kovulması ve bunun bir açıklama ile duyurulması vardı.

O plak şirketinin sahibi Polat Yağcı, ‘şer ekseninin’ ikinci ayağı olarak devreye giriyordu ve şu açıklamayı yapıyordu:

“Yaklaşık iki yıldır Poll Production çatısı altında sanatsal faaliyetlerini sürdüren İntizar'ın medya vasıtasıyla kamuoyuna yansıyan haberlerini üzüntü ve şaşkınlıkla okuduk. Kendisinin bugün itibariyle şirketimizle hiçbir bağı kalmamıştır. Saygılarımızla.”

Belli ki plan hem İntizar’ı hem de Sinem Gedik’i bitirmek üzerine kuruluydu.

Olmadı, yemedi…

Habertürk’e şöyle diyordu İntizar:

“Mustafa eşinden kendi isteğiyle 1.5 yıl önce boşandı ve evlendi. O süreçte yaşananlar imajını olumsuz etkiledi. Şimdi bu olayla kendini aklamaya çalışıyor. Yaptığı büyük suç. Evin içine kamera koymak ne demek! Bir insan çocuğunun annesine bunu nasıl yapar? Üstelik yayın yasağı var. Konuşmak istemiyorum.”

Posta’ya açıklamasında ise sevenlerine sesleniyordu İntizar:

“...Bu süreçte Mustafa’yı sildim, Sinem’e hep destek verdim. Çünkü çok yaralanmıştı ve üzgündü. Bu yüzden intikam almaya çalışıyor. İşte tek derdi bu. Bir adam evladının annesini böyle bir iddiayla zor duruma düşürür mü? Ben yırtık, çirkef, edepsiz, çığırtkan biri değilim. Hiçbir konuda şov yapmam! Olaylar karşısında haksız da olsam hep susar, başımı öne eğerim. Tanıyanlar bilir; Yalnızım, garibanım. Kimseye kötülük etmedim. Arkamda büyük güçler yok. Beni bitirmeye çalışıyorlar. Lütfen insanlar beni korusun. Çok kötüyüm.”

İntizar’a cinsel yönelimi üzerinden yüklenenlere karşı sosyal medya kullanıcıları neredeyse tek vücut oldu.

“Lütfen insanlar beni korusun” çağrısından bile çok önce tam 63 bin Twitter kullanıcısı İntizar ve Sinem Gedik için klavye başına geçti. Büyük bölümü hem Ceceli’yi hem ona bandaj olan Semercioğlu’nu hem de Polat Yağcı’yı topa tuttu.

Kimseye kötülüğü dokunmamış bir kadın profili vardı karşımızda… Sadece cinsel yönelimi farklı bir kadın.

İki kadının hayatını, hem de bekar ve özgür iki kadının, Yeni Türkiye’ye has çirkin yöntemlerle yok etmenin hesabını gökkuşağı kadar geniş ve özgür fikirlerle sordu binler.

Ünlü isimler de devreye girdi. Şarkıcı Murat Dalkılıç, İntizar’ı ‘kovarak’ bu operasyonun aparatı haline dönüşen Yağcı’ya sıfır toleransla milyonların sesine ses oldu:

Şarkıcı Bedük de bu kirli komplo karşısında sesini esirgemeyenlerden oldu:

Gazeteci Ayşe Özyılmazel ise lafı hiç eğip bükmeden Ceceli’ye sesleniyordu:

İkinci hedefi ise Polat Yağcıydı ve çok haklı bir eleştiri getiriyordu:

 

Özyılmazel eleştirilerine noktayı Semercioğlu ile koyuyordu:

 

Şarkıcı Mabel Matiz de kelimelerini esirgemedi:

 

Ihlamurlar Altın’da şarkısının söz yazarıydı İntizar. 2006 yılında milyonlarca insanı esir alan sözlerin sahibi. Berlin sokaklarını kaplayan o güzel ağaçların kokusuyla aşkı birleştiren sözlerin naif yazarı...

O sözleri yazma hikayesini ise şöyle anlatacaktı bir röportajında:

“...o dönem ben de aslında tam da dizide anlatıldığı gibi bir ihanet yaşıyordum. Kafam karışık, kalbim kırıktı. Sonra, evde pencere önüne kedi gibi oturduğum karlı bir kış gecesi bir anda ilk iki dize geldi aklıma ’Kar tanesi gibi nazlı/ Kuş kanadı gibi kırık’... Dönüm noktası o iki dize oldu…”

sasd
Fotoğraf: İntizar resmi internet sitesi

 

Böylesi naif, kimseye kötülüğü dokunmamış, parıltılı magazin dünyasından hep uzak durmuş bir kadın böylesi kirli bir tezgaha yem edilirken, bu zalimliğe gözlerini kırpmadan cüret edenlerin vicdanlarında tek tel titremiyordu…

Ancak on binlerce insanın itirazı vardı bu zulme. İtirazı vardı çirkin tezgaha… Ve İntizar ektiğini biçiyor, onu dinlemeyenlerin bile kalbine ektiği iyilik tohumlarıyla arkasında sıralanan sessiz kalabalıkların desteğiyle alnı ak yürüyordu…

Kirli tezgahın asıl hedefi olan Sinem Gedik’in çocuğunun velayetini kaybetmemesi ve kırılgan yüreğinin yeniden heyecanla çarpması bu hikayede istenebilecek en mutlu son.

Neyse ki yine onbinler Gedik’e destek oluyor, onun sevgi limanında yer bulduğu İntizarla ilişkisine şefkati esirgemiyordu.

Son kadınımız ise ne yazık ki hayatta değil. Hakkında yazılıp çizilenleri ne okuyabilecek ne de onlara yanıt verebilecek artık.

Çünkü ölüler konuşmaz…

Adı Şule Çet.

20. kattan atlayıp intihar ettiği iddia edilmişti.

Ancak üniversite ikinci sınıfta, hayatının baharında, kara toprakla buluşan Şule’in otopsi raporu okuyan herkesi hem şok hem de kahrediyordu.

 

şule çet
Fotoğraf: Şule Çet

 

Raporun her satırı kahreden nitelikteydi. Ne eziyetler edilmemişti ki bu gencecik bedene…

“Çet’in parmaklarının tırnak altında Çağatay Aksu’ya ait dokular (deri kalıntısı) ve DNA bulguları da tespit edildi. Kanında ise “Uyumayı tetikleyen uyarıcı madde” ile vücudunda boğuşma izlerine rastlandı. Genç kızın ölümünde bir numaralı şüpheli olan Çağatay Aksu. 2 kez gözaltına alındı ve her ikisinde de adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı. Otopsi raporu sonrası Çağatay A.’nın bir an önce yakalanıp tutuklanması için sosyal medyadan “Şule İçin Adalet” kampanyası başlatıldı.”

Baba’nın feryadı unutulacak gibi değil: Kızım giderken yüreğimi de götürdü…

Yine sosyal medya oldu koskoca ülkenin vicdanı.

Onbinlerce tweet atıldı Şule’nin katilinin adalete teslim edilmesi için.

Adalet istediler…

Ve nihayet savcılık harekete geçti. Çağatay Aksu’yu önce gözaltına aldırdı, ardından da mahkeme tutukladı.

Ağabey Şenol Çet, kardeşinin ruhunun huzur bulması için şu satırlarla sesleniyordu insanlara:

 

Üç kadın üç olay.

İsyan medyayaydı temelde. Karartmayaydı. Hayatları karartanları koruyan, arsızı, hırsızı, kötüye kalkan olan ve iktidara yaranmaya çalışan medyayaydı.

Böylece medyanın kendisi oluyordu Twitter. En önemli haber kaynağı. Vicdanlı insanların da buluştuğu bir haber kaynağı. Ne çıkarı vardı ne beklentisi. Sadece adaletin ve haklının yanındaydı.

Kanayan vicdanlara hayat veren bir damla….