Kadınlar yeniden!

Son yıllarda kadınlar olarak, bunca yıl mücadele ederek elde ettiğimiz kazanımların bir kısmını kaybettik. Bu kayıplar Kürt illerinde daha fazla oldu.

17 yıllık yerel yönetim deneyimlerinde Kürtler, Türkiye’deki klasik belediyecilik anlayışının dışına çıkarak birçok anlamda ilkleri gerçekleştirmişlerdi. Kadın-erkek eşit temsiliyete dayalı bir zihniyeti ve kurumsallaşmayı esas almışlardı. Belediyeler ve kentler buna göre yapılandırıldı.

Neredeyse her belediyede kadın politikaları daire başkanlıkları kuruldu. Bununla yetinilmedi; kadın merkezleri, sığınma evleri, kadınların hayatlarını kolaylaştıran tandır evleri, çamaşır evleri hayata geçirildi. Her anlamda kadın katılımını en üst düzeye taşımak hedeflendi.

Kürtler gibi erkek-egemen, ataerkil bir toplumda belediyeler eliyle devrim denecek uygulamalar gerçekleştirildi. Bunlar kısa zamanda toplumda yansımasını buldu. Bugün bırakın sivil toplum örgütlerimizdeki eş başkanlık ve kadın katılımının yoğunluğunu, bölgede herhangi bir köyde bir kooperatife gittiğinizde bile kadının toplumsal yaşamda nasıl örgütlendiğini görmek mümkün.

Kayyımlar ilk iş belediyelerin yıllarca büyük emeklerle yaptığı kadın kazanımlarını yok etmeye giriştiler.

Cizre Belediyesi Kadın Politikaları Müdürlüğü’ne bağlı Sitiya Zin Kadın Danışmanlık Merkezi kapatıldı, merkezde bulunan kadın arşivlerine el konuldu.

Van Edremit Belediyesi’ne atanan kayyım kadın müdürlüğünün çalışmalarını durdurdu, çalışanları görevden aldı.

Van Erciş Belediyesi Kadın Politikaları Müdürlüğü işlevsiz hale getirildi, müdürlüğe bağlı Buka Barane Kadın Atölyesi kapatıldı.  

Kadın politikaları ve mevzuat temelli eğitim çalışmasının yürütüldüğü yerel yönetimler akademisi feshedildi.

Batman Belediyesi'ne atanan kayyım, kültür ve sosyal hizmet birimlerinden sonra Kadın Politikaları Müdürlüğü’nü feshederek, Kadın Politikaları Müdürü’nün görevine son verdi.

Diyarbakır Silvan Belediyesi’ne atanan kayyım, belediyenin kadınlara danışmanlık desteği sunduğu Meya Kadın Merkezi’ni kapattı, çalışanları uzaklaştırdı, merkezin bütün dosya ve belgelerine el koydu.

Mardin Dargeçit Belediyesi’ne atanan kayyım, Çiçek Kadın Merkezi’ni kapattı.

Mardin Nusaybin Belediyesi’ne atanan kayyım, kadın çalışmalarını durdurdu.

Mardin Derik Belediyesi’ne atanan kayyım, Peljin Kadın Merkezi’ni kapattı.

Bunlar ilk etapta aklıma gelenler. Oysa bu kadın merkezleri şiddete uğrayan kadınlara hukuki ve psikolojik destek veriyor, kadın istihdamına yönelik eğitimler düzenliyor, kadınların ürettikleri ürünlerin pazarlanmasına yönelik çalışıyor, kapasite geliştirme eğitimleri veriyor, kadının insan hakları üzerine çalışıyordu.

Bu merkezlerin kapatılmasının yanı sıra belediye otobüslerinde şoförlük yapan kadınlar görevden alındı, kadınlara psikolojik ve sosyal destek veren Alo Şiddet hatları kapatıldı. Yıllarca sebatla çalışılarak elde edilen birçok kazanım son üç yılda yok edildi.

Belediyelere bağlı kadın merkezlerinin yanı sıra, OHAL döneminde çıkarılan KHK’ler ile Kürt illerindeki kadın sivil toplum örgütlerinin de ciddi bir kısmı kapatıldı. Kapatılan bu örgütlerin arasında VAKAD, Selis, Ceren, Muş Kadın Derneği, Adıyaman Kadın Yaşam Derneği gibi kıymetli çalışmaları ile bilinen birçok kadın örgütü var.

Yerelde bunlar olurken, merkezi düzeyde ise devlet kendine bağlı kadın sivil toplum örgütleri kurdu, kurdurttu. Bugün kadın toplantılarında karşılaştığımız bu kadın derneklerinin birçoğunu, yıllarca kadın hareketinin içinde olan bizler bile tanımıyoruz. Bu yeni kurulan iktidar güdümündeki dernekler, yurtdışından kadın-erkek eşitliği alanına verilen birçok fonu da kullanmaktalar.

Böylesi bir ortamda baskılardan ve kaynak sorunundan da kaynaklı olarak yeni açılan kadın kurumlarının ayakta kalması gittikçe zorlaşıyor. Ancak çok uzun yıllara dayalı gelenekleri ve güçleri olan ama erkek egemen yarı sivil kurumların içerisindeki bazı gelişmeler, beni bir kadın olarak heyecanlandırıyor.

Bunlardan biri Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası  (DTSO) içerisinde Kadın Meclisi’nin kurulması. DTSO Kadın Meclisi uzun süredir hazırlıklarını sürdürüyordu. Bu meclisin Türkiye’de var olan Ticaret ve Sanayi Odaları içinde bir ilk olduğunu da vurgulamak isterim.  DTSO içinde bu Meclisin öncüsü olan feminist işkadını Nevin İl amaçlarını şöyle özetliyor:

“Bu tarz kurumların içerisinde karar alıcı ve yetkili kadın girişimci sayısını artırmak ve kadın üyelerin karar alma mekanizmalarına katılımını teşvik etmeyi amaçlıyoruz. Kadın-erkek eşitlikçi bir bakış açısından hareketle, bu kurumların kendi bünyesinde kadınların güçlenmesi bizler için önemli.”

Sağlam gelenek ve tarihi olan bir kurumun içinde kadın politikaları geliştirmeye odaklı merkezlerin kurulmasının önemli etkileri oluyor elbet. Öncelikle bu kurumların içinde kadın-erkek eşitliğini güçlendirmek açısından bu tarz girişimler kıymetli. Yine kadın hareketinin bir kurumsallık içinde kendini sürdürmesi açısından bu girişimler çok önemli oluyor.

DTSO’nun bünyesinde kurulan Kadın Meclisi gibi güçlü girişimlerin diğer kurumların içinde de kurulabileceğini düşünüyorum. Barolar, meslek örgütleri, odalar gibi kurumların içerisinde kadın komisyonları olsa da, bu komisyonlar çeşitli nedenlerden dolayı çok etkili olamıyorlar.

Bunun nedeni tüm bu kurumların çok erkek egemen kurumlar olması ve ilgili kurumların kendilerinin içindeki kadın komisyonuna gereken değeri vermiyor olması ve genellikle kadın komisyonlarının marjinalize edilmesi.

Oysa bu girişim ve oluşumlar ileride daha bağımsız kadın kurumlarının nüveleri olabilirler. Kadınlar buralarda öğrenecek, güçlenecekler. Buralar kadınların kendilerini yetiştirme ve güçlendirme alanları olacak. Hem kazanımlarımız yok olmayacak, hem de bu erkek kurumlar dönüşmeye başlayacaklar.

Birçok kazanımlarımızı yitirmiş olmamıza rağmen ben bu 8 Mart’ta da umutsuz değilim. Çünkü kendimize, kadınlara ve kadın dayanışmasına güveniyorum, inanıyorum. Yaşasın kadın dayanışması!

8 Mart kutlu olsun! Günümüz kutlu olsun!