Daron Acemoğlu: Yandaş zenginlerle kalkınma olmaz

İktisat profesörü Gülten Kazgan, “Tanzimat’tan 21. yüzyıl Türkiye ekomisi” kitabında Türkiye’yi kuran CHP iktidarının parti-devlet kontrolünde olan bir burjuva yani zengin sınıfı yaratmayı hedeflediğini anlatır.

Proje daha birkaç yıl önce, Osmanlı’nın son yıllarında iktidardayken kendisine itaat etmeyen herkesi ‘vatan haini’ diye fişleyen İttihat ve Terakki yönetiminin uyguladığı bir ekonomik programdır ve orijinali de Kayser Almanyası’ndan alınmıştır.

Kazgan kollanan işadamlarının 1960-70’lerde yurtdışından aldığı döviz borçlanma tekelini kötüye kullandığını ve ortaya çıkan borçları devlete yıktıklarını anlatır. Bu zenginler arasında günümüz Türkiyesi ve TÜSİAD’ın en önemli isimleri de vardır.
Türk bankacılık tarihi ayrı olarak okunduğunda, İttihat ve Terakki iktidarında yabancı bankaların finans tekeline karşı 1917’de ‘İtibar-ı Milli’ adında bir banka kurulduğu görülür. Bankanın kuruluşu için sayıları binleri bulan Osmanlı subayından ve hatta dinsel yasaklara aldırış etmeden tarikatlardan gönüllü ve zorunlu para toplandı.
1927’de banka kendisinin yarısı  büyüklüğünde olan CHP kontrolündeki İş Bankası’na devredildi. Müsadere olarak yorumlanacak bu olayın ardından İş Bankası, TC’nin ilk yıllarından itibaren Türk girişimcisine en çok destek veren banka haline geldi. Bankanın desteklediği girişimciler de Türkiye’nin dev işadamları oldu.
Vehbi Koç, gazeteci-yazar Mehmet Barlas’ın ‘Bu kadar servetiniz var neden banka almıyorsunuz?’ sorusuna ‘İş bankası varken benim bir bankaya ihtiyacım olmaz ki’ diye yanıt verirken, aslında CHP kontrolünde serpilip büyüyen banka ve milli burjuvanın durumunu da özetler.
Bugün kendinden önceki Türkiye tarihini topyekün ‘CHP dönemi’ olarak sınıflayan AKP ve onun bir numaralı ismi Başkan Erdoğan’ın ana oy devşirme alanlarından biri de ekonomik alanda yaşanan bu gelişmelerdir. Erdoğan son 15 yılda, CHP yönetimine sadece siyasi değil, ekonomik olarak kayırma uyguladığı gerekçesiyle pek çok popüler eleştiri getirdi.
Tabii bu karşıtlık fikirsel düzeyin ötesine geçti. Örneğin  son 5 yılda Koç Grubu’nun devletten aldığı 11 milyar dolarlık 3 dev ihale iptal edildi. Bunlardan ikisi yerli tank ve milli gemi gibi devlet destekli çok önemli iki savunma projesiydi. Toplamı 5 milyar doları bulan her iki proje de oyun ortasında siyasi kararla değiştirilen kurallar nedeniyle Sancak ve Kalkavan gibi Erdoğan iktidarıyla çok yakın ilişkileri olan, AKP döneminin yıldız işadamlarına aktarıldı. Koç’un, Ülker’le kazandığı 5.7 milyar dolarlık karayolları ihalesi ise iptal edildi.
 Buna karşın Dünya Bankası’nın son yayınladığı rapora göre Erdoğan’la yakın ilişkileri bilinen Limak, Kolin, Cengiz ve Kalyon Grupları son yıllarda devletten en çok ihale alan şirketler arasında dünyada ilk sıralara çıktı.
Durum, Erdoğan’ın CHP dönemi elitleri olarak gördüğü işadamlarını baskılarken, kendisine ait yeni bir burjuva sınıfı yaratma hırsının açık bir kanıtı.
Sonuç olarak Türkiye’de siyasi destekle oluşturulan bir burjuva sınıfının yerini benzer yöntemlerle bir başka siyasi destekli burjuva sınıfı alıyor. Buna karşın uzun dönemli büyüme hızları göz önüne alındığında, Türkiye’nin 1946-2003 döneminde yüzde 5.1 olan ortalama büyüme hızının16 yıllık AKP iktidarında aynı seviyede gerçekleştiği görülüyor.
Kuşkusuz bu büyüme hızı Türkiye’nin ihtiyacını karşılamaktan uzak.

Peki neden?
Dünyada en çok alıntı yapılan ilk 10 ekonomist arasında yer alan ve ‘Türkiye kökenli en ünlü ekonomist’ olarak tanımlanan MIT (Massachusetts Instute of Technology) Profesörü Daron Acemoğlu konuya ayrıntılı bir açıklama getiriyor.
Ünlü iktisatçının 2012’de yazdığı Ulusların Düşüşü kitabında otokrat, yani diktatöryal yönetimlerin ülkeleri, iflasa sürüklediği tezini de Ahval’de biz ‘Diktatörler her zaman  soyar, batırır’ başlıklı yazıyla dile getirdik.


 Acemoğlu’nun kitabındaki önemli noktalardan biri de otokrat yönetimlerin ekonomiyi nasıl çökerttiğinin sistematiği. İktisatçı özetle, siyasetçiler ve işadamları arasındaki kişisel ve maddi yakınlıkların diğer kesimler için engelleyici özellik doğurduğunu belirtiyor. Bu aynı zamanda devletin ekonomide dışlayıcı bir kurum olarak ortaya çıkmasına neden oluyor. Ülkede gelişme tersine dönüyor ve hatta büsbütün tarih sahnesinden silinmeye yol açan iç ve dış çatışmalara neden oluyor.
Gerisini biraz da Daron Acemoğlu ile Harvard Üniversitesi Profesörü James Robinson’un birlikte yazdığı kitaptan çıkardığımız tarihi örneklerin eşliğinde aktaralım.
 Yaklaşık 500 yıl senatosu olan bir cumhuriyet rejimi tarafından yönetilen Roma devleti, kendisini tarihinin en geniş sınırlarına ulaştıran Fransa Valisi Jull Sezar tarafından milattan önce 49’da bir diktatörlüğe çevrildi. Jull Ceasar’ın öldürülmesinin ardından mirasını devam ettiren evlatlığı Augustus Sezar, Roma’da resmi olarak imparatorluğa geçiş yaptı. Ancak bu geçişle birlikte Roma’da ekonomik ve teknolojik gelişim durdu.
Augustus’un evlatlığı ve ikinci imparator olan Tiberius dönemine ilişkin Romalı yazar Yaşlı Plinus şu hikayeyi aktarıyor:
‘İmparator Tiberius zamanında bir adam kırılmayan cam icat ediyor. Tiberius ona ‘Bunu başka kimseye söyledin mi?’ diye sorunca adam ‘Hayır’ diyor. Bunun üzerine Tiberius adamı ‘altın, çamura dönüşmesin’ düşüncesiyle öldürtüyor.’
Tiberius’un ölümünden 32 sene sonra iktidara geçen dokuzuncu imparator Vespasian’a ilişkin dönemin yazarı Suetoinus’un aktardığı bilgiler de hayli ilginç. Vespasian kendisine gelen ve yüzlerce kişinin yaptığı taşımacılık işlerini bir aletle yapmayı teklif eden bir mucidi ‘Halkı nasıl doyururum’ diye reddediyor.
Bu iki örnek iktidarı yöneten tek adamların ekonomiyi de kendi siyasi çıkarları konusunda bir araç olarak gördüğünün ispatı muhakkak. İktidar halka daha fazla ekonomik refah vaat edemezken, ekonomik cephede yaşanan gerileme bir süre sonra siyasi cephede de krize yol açtı.

Roma 292’de fiili olarak bölünene kadar 40 imparator görev yaptı ve bunlardan sadece birkaçı eceliyle öldü. Kalanların hepsi imparatorluk tacını bir ticaret konusu haline getiren yeni zengin askeri/bürokratik sınıf Proteryanlar (Augustus’un kişsel muhafızları olarak kuruldu) tarafından öldürüldü.
 Daron Acemoğlu’nun aktardığı örnekler iktidar-işadamı-ekonomi ilişkisinin Türkiye’ye özgü olmadığını ve ilk çağlardan beri devleti yönetenlerin ekonomiyi de manipüle ettiğini anlatıyor.
 Ama bunun ağır bir bedeli var. Acemoğlu, ‘Grönland  Buz Çekirdeği Projesi’ adı verilen bir yöntemle ortaya çıkan sonuçların, Roma döneminde yaşanan ekonomik gelişmelerin seyrini de ortaya koyduğunu belirtiyor. 1992 yılında Grönland’daki buzulların insanlık tarihinin yaklaşık 250 bin yılına denk gelecek şekilde 3 bin 30 metre delindiğini kaydeden Acemoğlu şu bilgileri aktarıyor:
‘Bu ve bundan önceki projelerin en büyük keşiflerinden biri MÖ 500 sıralarında atmosfer kirletici maddelerde belirgin artış olduğuydu. Demir, gümüş ve bakırın atmosfer kirletme miktarları bu tarihten sonra durmadan arttı ve MS ilk yüzyılda zirveye ulaştı. Sonra aniden düştü ve aynı seviyeye ancak 13 yüzyılda büyük keşiflerin başlamasıyla yeniden ulaşıldı. Bu Roma madenciliğinin o dönem ne kadar yoğun olduğunu gösteriyor.’
 Acemoğlu’nun anlattığı örnekle Roma tarihi karşılaştırıldığında iktisadi gelişme göstergesi olan madenciliğin, nispeten çoğulcu bir yönetim şekli olan Roma’nın Cumhuriyet yıllarında geliştiği, imparatorluğa geçişle birlikte aniden durduğu anlaşılıyor.
Tek adam iktidarları ve çevresindeki işadamlarının bir üretim artışı sağlayamadığına ilişkin örnekler daha yakın dönemde de var.
Örneğin 1445 yılında icat edilen ve ekonomi tarihi için de bir dönüm noktası olarak görülen matbaa makinesi 1476’ya kadar tüm Avrupa’ya yayıldı.
1485’te iktidarda olan ve dindarlığı nedeniyle ‘Sofu’ lakabı da takılan ikinci Beyazid tarafından matbaanın Osmanlı topraklarına girişi yasaklandı. Osmanlı’ya matbaa ancak 1725’te Sultan III. Ahmed’in İbrahim Müteferrika’ya verdiği izinle geldi. Ancak III. Ahmed, Müteferrika’nın basacağı kitaplara karar verecek dinsel ağırlıklı bir bürokratik kurul oluşturdu. Bu yüzden matbaa 1729’dan 1797’ye kadar sadece 24 kitap basabildi.
Acemoğlu, matbaanın gelmesine rağmen, Osmanlı İmparatorluğu’nun kitap üretiminin 1850’li yıllara kadar el yazısıyla gerçekleştirildiğini belirtiyor. İktisatçı, 1800’lerin başında İstanbul’da kitap yazmak için yaklaşık 80 bin katibin faaliyet gösterdiğini söylüyor.
Buradan matbaanın gecikmesinin maliyeti yüksek bile olsa, alternatifi konumundaki mevcut ekonomik yapının dönemin iktidar sahipleri için önemli bir siyasi-ekonomik kontrol sağladığını ve kaybedilmek istenmediğini anlıyoruz.
 İktidarların yeni icatlara olan karşılığı sadece bunlarla da sınırlı değil. 1589’da Cambridge Üniversitesi’nden William Lee, icad ettiği örgü makinesi için dönemin lideri Kraliçe I. Elizabeth’ten patent istedi. Kraliçe patent vermeyi reddettiği gibi, Lee’ye ‘Hedefiniz çok yüksek efendi Lee. Bir düşünün icadınızın zavallı kullarıma neler yapabileceğini. İşlerini ellerinden alarak mutlak surette yıkımın eşiğine getirir ve böylece hepsini dilenciye çevirir’ diyordu.
Lee, Kraliçe’nin ardından tahta geçen Kral I. James’tan da aynı izni talep etti ama benzer cevabı aldı.
1621’de bir parlamento oturumu sırasında gündeme gelen bir istatistiğe göre İngiltere’de tüm üretim ve ticaret 700 tekelin elinde bulunuyordu. Elizabeth ve halefi I. James’in korumaya çalıştığı yün örgücüleri de bu tekellerden birine bağlıydı. Kraliyet Ailesi’nin en büyük gelir kaynağı da bu tekellere verilen izinler karşılığında alınan paralardı.
 İktisatçı Daron Acemoğlu’na göre bütün bu örneklerlerde ortak nokta olarak teknolojik icatla değişim yaratacak tüm bu girişim örneklerinin devleti yönetenler tarafından engellenmesini gösteriyor.
Peki iktidarın savunduğu yandaş tacirler sadece kamuoyu tarafından adları iyi bilinen ünlü iş damları mı olmak zorunda. Hayır. Acemoğlu’nun kitabında konuyla ilgili örnekler kurulu düzenden çıkar sağlayan esnaf ve zanaatkarın da ekonomideki yenilenmeyi önleyen yapılar olarak karşımıza çıkabileceğini ispatlıyor.
Mesela Dionysius Papin adlı Fransız bilim adamı 1705’te buhar gücüyle çalışan bir tekne icat etti. Ancak daha ilk yolculuğunda nehirde taşımacılık (taksicilik) yapan esnaf tarafından saldırıya uğradı. Teknesi yakıldı, kendisi öldürüldü ve kimsesizler mezarlığına gömüldü. Esnafın ardında aynı zamanda yerel yöneticilerin desteği de vardı.
Daron Acemoğlu’nu okuyunca insanın aklına son dönemde Türkiye’de mevcut esnaf tarafından baskı altına alınan ve oy kaygısıyla AKP’nin de destek verdiği Uber ve Booking.com gibi teknolojik yeniliklerin yasaklanması da akla gelmiyor değil…
Anlaşılıyor ki iktidar ve onun çevresinde şekillenen ticaret sınıfını kayırmak için alınan yasaklar dünya tarihi boyunca tarihi boyunca ülkelerin zengin ya da fakir olmasını sağlayacak kalkınmanın önündeki en önemli engellerden birini oluşturuyor.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar