5 milyona dayanan kamu istihdamı bütçeyi ve işsizlik fonunu kemiriyor

AKP’nin 2002 yılında iktidara geldiğinde en önemli vaatlerinden biri, devletin küçülmesiydi. Bu amaçla kamu personel reformu hazırlanmış, memur sayısının azaltılmasına yönelik pek çok formül uzun süre konuşulmuştu. Rakamlara baktığımızda ise küçülmek bir yana devletin personel sayısının katlanarak arttığı görülüyor.

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) verilerine göre 2002 yılında 2 milyon 372 bin olan memur sayısı, 2010 yılına kadar 2,5 milyon civarında seyretti. 2011 yılında ilk kez 2,5 milyonu aştı.

Sonraki yıllarda hızlı bir artış grafiği gözleniyor. 2013 yılında 2,8 milyona ulaşan memur sayısı, 2015’te 3 milyona çıktı. OHAL sürecinde yaklaşık 150 bin memurun ihraç edilmesine rağmen kamu çalışan sayısındaki artış sürdü. Özellikle seçim döneminde devlete yoğun şekilde personel alındı.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK), Maliye Bakanlığı rakamlarından derlediği ve Mayıs ayı işgücü bülteninde açıkladğı verilere göre kamu istihdamı, geçen yıla oranla yüzde 15,1 artarak 4 milyon 131 bin kişi oldu. TÜİK, bu artışta daha önce kamu istihdamında yer almayan taşeron işçilerin 2018 Nisan ayında kamu çalışanı statüsüne kavuşmasının etkili olduğu notunu düştü.

Kamu kurumlarında kadroya alınan taşeron işçi sayısının 400 bin civarında olduğunu dikkate aldığımızda, her halükarda devletteki çalışan sayısında büyük bir artış görülüyor. Sadece 24 Haziran seçimleri sürecinde kamuya yaklaşık 100 bin kişi alındı.

Kamu istihdamının bu görünen yüzünün yanı sıra bir de AKP’nin icat ettiği görünmeyen yüzü var. Bu dolaylı kamu istihdamı modeli, bir kaç parametreden oluşuyor. Bir yönünü, İşsizlik Fonu üzerinden sağlanan ve Toplum Yararına Proje (TYP) olarak nitelenen istihdam türü oluşturuyor.

Bu yöntemle işçiler, okul temizliği, bahçe bakımı, ağaç dikimi gibi işler başta olmak üzere çeşitli alanlarda 9 ay süreyle asgari ücret üzerinden istihdam ediliyor. 2009 yılındaki ekonomik kriz döneminde, artan işsizliğe karşın geçici bir tedbir olarak geliştirilen bu proje, iktidar tarafından her yıl uygulanan bir istihdam türü olarak benimsendi. Özellikle seçim dönemlerinde, İşsizlik Fonu kaynakları kullanılarak yüzbinlerce kişiye maaş ödeniyor.

Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) verilerine göre 2014 yılında 229 bin kişi TYP kapsamında istihdam edilirken bu rakam 2015 yılında 429 bin 233 kişiye ulaştı. 2016 yılında 172 bin 995 kişi, 2017 yılında ise 266 bin 924 kişi bu kapsamda çalıştı. Daha önce aylık olarak yayınlanan TYP istatistikleri, 2016 yılının Mayıs ayından itibaren dikkat çekmemesi için yıllık yayınlanmaya başlandı.

Toplum Yararına Proje kapsamında istihdam, İŞKUR il ve ilçe müdürlükleri trafından proje bazlı olarak sağlanıyor. Muhalefetin TYP istihdam modeline yönelik temel eleştirisi, işe alınacak kişilerin listelerinin AKP il ve ilçe başkanlıkları tarafından belirlendiği yönünde.

Eğitim, beceri ve benzeri şartların aranmadığı bu istihdam türü, çok sayıda kişiye İşsizlik Fonu kaynaklarından kamuda iş imkanı sunuyor. Sendikaların eleştirisi ise, işçilerin prim kesintilerinde oluşan İşsizlik Fonu’nun TYP ve benzeri projelerle amaç dışı kullanıldığı noktasında yoğunlaşıyor.

Ayrıca iş başı eğitim programı kapsamında özel sektör tarafından istihdam edilen kişilerin maaşı da 9 ay süreyle İşsizlik Fonu’ndan ödeniyor. Aynı şekilde mesleki eğitim kurslarına katılanlara da Fon tarafından asgari ücret üzerinden ödeme yapılıyor. 2017 yılında İşbaşı Eğitim Programı, Girişimcilik Eğitim Programı ve Mesleki Eğitim Kursları kapsamında 508 bin 851 kişiye ödeme yapıldı.

İşsizlik Fonu’nun en büyük gider kalemini de bu harcamalar oluşturuyor. Fon’dan bu kapsamda 2016 yılında 5,3 milyar TL harcanırken 2017 yılının Ocak- Eylül dönemi harcaması 3,9 milyara ulaştı. TYP kapsamında istihdam edilenlerin maaşları da eklendiğinde bu rakamlar daha da büyüyor.

AKP’nin örtülü kamu istihdamına ilişkin geliştirdiği bir başka model ise belediye şirketleri. Belediye İktisadi Teşekkülü (BİT) olarak ifade edilen bu şirketlerde, İçişleri Bakanlığı verilerine göre 385 bin kişi çalışıyor. Bu şirketler her ne kadar özel şirket olarak lanse edilse de bütçeleri belediyeler tarafından aktarılıyor. Şirket yönetiminde tek söz sahibi de belediye başkanları.

Bütün bu veriler ışığında Türkiye’de kamu istihdamının 5 milyona yaklaştığı görülüyor. TÜİK’in verilerine göre kayıtlı çalışan sayısının 19 milyon olduğu dikkate alındığında her 4 kişiden biri devlet çalışanı.

Ancak bu rakamlar bile, iktidarın kadro iştahını tatmin edebilmiş değil. Aile, Çalışma ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, 7 Eylül’de yaptığı açıklamada, Toplum Yararına Program kapsamında toplam 80.000 kişinin işe alınacağını duyurdu.

Bu kişilerin 60 bini okulların temizliğinde, 20 bini ise özel güvenlik olarak görev yapacak. Maaşları İşsizlik Fonu’ndan ödenecek. Yine geçtiğimiz günlerde Sağlık Bakanlığı 5 bin, Kredi Yurtlar Kurumu 3 bin, Milli Eğitim Bakanlığı 1500 işçi alımı için ilana çıktı. Diyanet İşleri Başkanlığı da 9 bin memur alacağını duyurdu.

Kamu istihdamının bu derece artması, bütçeden yapılan personel harcamalarında artışa ve hedeflenen bütçeden sapmaya yol açtı. 2018 yılı toplamında 183 Milyar TL olarak hedeflenen devletin personel harcaması, ilk 7 ayda 116 milyar oldu. Aylık ortalama 16,5 milyar TL olarak gerçekleşen harcama, yıl sonu itibariyle enflasyon kaynaklı zamların da etkisiyle 200 milyar TL’yi aşacak.

Personel harcamalarının yanı sıra kamunun taşıt, lojman ve diğer giderleri de önemli bir yekün tutuyor. Hali hazırda kamudaki araç sayısı 110 bin civarında. 2010 yılında taşıt alımı için bütçeden yapılan harcama 265 milyon TL iken bu rakam 2017 yılında 1.1 milyarı geçti.

Taşıt kiralama içinse 2010 yılında 111 milyon lira harcanırken 2017 yılında bu rakam 557 milyon liraya yükseldi. Geçen yıl taşıt kiralama ve alımı için 1 milyar 657 milyon harcama yapıldı.

Bu veriler, geçtiğimiz günlerde Maliye ve Hazine Bakanı Berat Albayrak’ın tasarruf genelgesi eşliğinde duyuruldu. Güya artık makam araçlarında tasarrufa gidilecek. Ancak Ankara’da konuştuğumuz bürokratlar, “Tasarruf genelgesi her bakanın göreve başladığında yaptığı rutin bir uygulamadır. Arkasını arayan soran olmaz. Bugüne kadar hiç bir bakanın tasarruf genelgesi hayata geçmedi. Yıllardan beri kamunun araç sayısı artıyor.” diyor.

Lojman sayısında da Türkiye adeta rekora koşuyor. Devletin elinde 240 bin lojman bulunuyor. Bunların satılması da yıllardan beri konuşulan bir konu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan lojmanların satılacağını bizzat duyurdu. Ancak mesafe alınamadı.

Bu tablo, Türkiye’nin neden büyük bir ekonomik krize sürüklendiği sorusunun da cevabını veriyor. 2001 yılındaki ekonomik kriz döneminde en çok tartışılan konulardan biri devletin küçültülmesiydi. Özellikle memur ve işçi sayısının azaltılması, IMF programları kapsamında Kemal Derviş yönetiminin öncelikli hedefleri arasındaydı. AKP de uzun süre bu hedefe sadık kalarak kamu harcamalarının bütçe içerisindeki payını azaltma yoluna gitti.

Ancak 2010 yılından itibaren popülist politikalar benimsendi. Memur sayısı hızla artarken çeşitli yöntemlerle kamu istihdamı devasa boyutlara ulaştı. Personel harcamalarının yanı sıra araç ve lojman gibi diğer harcama kalemlerinde aşırı büyüyen devlet, kamu bütçesini yutar hale geldi.

Bu hantal bünye, kamunun borçlanma maliyetleri üzerinde ciddi baskı oluşturuyor. Ekonomik krizle birlikte devletin sırtındaki yük daha da ağırlaşarak taşınmaz hale gelecek.