Oca 09 2018

Çocuk istismarı ve işkence talimatı: Suç işleyen kamu görevlileri ile ne yapmalı?

Yılın ilk haftasını Türk Ceza Kanunu’nda önemli değişikliklerle olumlu biçimde yerini bulmuş iki suç ve bu suçları öven, suça azmettiren iki kamu görevlisinin açıklamalarıyla, bu açıklamaların toplumun değişik kesimlerindeki yansımaları arasında tamamladık.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “Nerede uyuşturucu satıcısı görürseniz bacağını kırın, suçu da bana atın” diyerek polislere verdiği talimat ve Diyanet’in 9 yaşındaki kız çocuklarının evlenebileceği yorumu tartışma konusu…

Adli Tıp uzmanı Şebnem Korur Fincancı, bakanlığı döneminde yaptığı ve söyledikleriyle, özellikle son açıklaması ve kamu görevini ifa ettiği konumu itibarıyla saygın bulmadığını söylüyor Soylu’yu Evrensel’deki yazısında.

Türkiye, İşkenceye Karşı Sözleşmeyi 1988 yılında imzalamış ve Resmi Gazetesinde yayımlamıştı. 

Bu sözleşmenin 2. maddesinin 2 ve 3. fıkraları; “Hiçbir istisnai durum, ne harp hali ne de bir harp tehdidi, dâhili siyasi istikrarsızlık veya herhangi başka bir olağanüstü hal, işkencenin uygulanması için gerekçe gösterilemez. Bir üst görevlinin veya bir kamu merciinin emri, işkencenin haklılığına gerekçe kabul edilemez” diyor.

Korucu da, “Bu topraklarda işkencenin varlığı ve sürdürülmesinden tüm eş kıdemlilerin ihmali, davranışla bu suçun işlenmesinde sorumluluğu vardır. Zaman aşımı işlemediği için bir gün bu suçtan yargılanacakları da muhakkaktır” hatırlatması yapıyor ve ekliyor:

“Ancak Sayın Soylu ihmali davranışın ötesine geçmiş, işkence emrini hepimizin gözlerinin içine baka baka vermiştir. Yalnız işkence suçu nedeniyle değil, seçilmiş vekil ve atanmış bakan olarak kendisine verilmiş hak ve yetkilerin kötüye kullanılması suçu nedeniyle de yargı önüne çıkarılması, derhal kamu görevine –vekillik ve bakanlık- son verilmesi gerekmektedir.”

Kamu görevine son verilmesi gereken bir diğer kişinin de Diyanet İşleri Başkanı olduğunu söylüyor Korucu.

Çocuk istismarına azmettiren açıklamaların kurumun internet sitesinde yayımlanmasına olanak tanıması nedeniyle kamu görevinden doğan hak ve yetkilerini kötüye kullandığını belirtiyor. 

Haber olmasının ardından internet sayfasındaki “dini kavramlar” alt başlığı kapatılmış, haber yapan internet sitelerine de erişim kaldırılmıştı hatırlarsanız. 

Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ da, “asılsız haber yapanlar ahlaktan söz edemez” diyerek savunmuştu Diyanet’i.

Denetim mekanizmasının işleyişi ve katılıma olanak veren vergi sistemine dikkat çeken Korucu, “Vergilerimizin kullanılma biçimi ve kurumların bütçelendirilmesi, üzerinde söz sahibi olmamız gereken kalemler olmalı” diyor ve örneklendiriyor görüşünü:

“Örneğin nüfusunun önemli bir oranı Müslüman olarak tanımlansa da, Müslümanlığın değişik mezhepleri ve diğer dinlerin mensupları ile dinsizlerin de var olduğu bir ülkede tek bir din ve onun da tek bir mezhebinin temsilcisi bir kurumun genel vergilendirme sisteminden pay alması, vergilerimizden belli bir din ve mezhebin din görevlilerinin maaş ödemesinin yapılması ne derece uygun diye sormalı, din ve devlet işlerinin ayrıldığı iddia edilen bir ülkede böyle bir kurumun genel vergi sisteminden çıkarılmasını talep edebilmeliyiz.”

Korucu, çocuk istismarına azmettirmenin de, işkence emri vermenin de suç olmaya devam ettiğini vurguluyor; “kamu görevlisi” sıfatı kötüye kullanılarak işlenmiş olduğunu da unutmadan…

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar