Şub 25 2019

Mahfi Eğilmez, altı soruluk anketinin sonuçlarını değerlendirdi

Tek tek insanlar açısından doğru olan yaklaşımlar acaba toplumun tamamını da benzer biçimde etkiler mi? Bu soruya yanıt ararken işin psikolojik boyutundan sosyolojik boyutuna geçiyoruz. Bir toplum (çoğunluk olarak) yerine getiremediği sorumluluklarından sıkılmış ve bunları yerine getirme uğraşısından vazgeçmiş olabilir mi? Mesela çevreyi temiz tutmaya çalışan insanlar kendilerinden çok daha fazla sayıda insanın tam tersini yaptığını gözlemleyerek onlara katılırlar mı? Yasalara uymaya çalışan insanlar bu çabalarının takdir edilmediğini hatta tam tersine yasalara uymayan insanların daha avantajlı bir duruma geçtiğini gördüğünde yavaş yavaş onlarla aynı saflara geçmeye başlarlar mı? Mesela vergisini zamanında ödeyen yurttaşlar, vergisini zamanında ödemeyenlerin affa uğradığını ve ödemediği dönemde parasını faizde tutarak vergi yükünü hafiflettiğini gördüğünde çabasının ne kadar boş olduğunu düşünüp onlar gibi davranmasının daha akıllıca olduğu kanısına varır mı?

William Golding’in, Hitler’in çıkışını ve Alman halkının bir süre sonra karanlık tarafı seçmesini alegorik bir yaklaşımla anlattığı 'Sineklerin Tanrısı' nda ıssız bir adaya düşen uçaktan sağ kurtulan çocuklar önce düzenden yana bir birlik oluşturuyorlar. İş bölümü yapıyorlar, birlikte çalışıyorlar. Sonra bir bölüm çocuk içlerinde en güçlü olanın kendisini başkan ilan etmesiyle ona katılarak düzene baş kaldırıyor, gruptan ayrılarak kural dışı bir yaşam sürmeye başlıyorlar. Kural dışılık çocukları öylesine çekiyor ki sayıları giderek artıyor. Giderek güçlenen bu çete düzenin yerini alıyor, derken kurallar ve oylama ortadan kalkıyor tek bir çocuğun emirlerini yerine getirmeye başlıyorlar. Ve sonunda iş vahşete dönüşüyor.

Bir toplumun kural koyucuları, kendi getirdikleri kurallara uymamaya başlarsa ne olur? Şimdiye kadarki deneyimlerimiz bize şunları söylüyor. Toplum önce bu tür davranışlara karşı tepki gösteriyor. Bu davranışların cezalandırılmasını istiyor. Bir süre sonra bu davranışların cezalandırılmadığını gören insanların bir bölümü de kurallara uymamaya başlıyor. Sonra bu uymama tavrı giderek yaygınlaşıyor ve toplumun çoğunluğu kural dışı davranmaya geçiyor. Kural dışına çıkma dürtüsü giderek bir merak, bir tutku haline geliyor. En sonunda gelinen noktada yani çoğunluk kural dışına çıktığında kural dışılık kural, kurallara uymak ise istisna haline geliyor. İşte tam o noktada toplumsal çürüme dediğimiz olay başlıyor ve kuralsız davranışlar içselleştirilmeye başlanıyor.

Eugen Ionescu en önemli eseri olan 'Gergedanlar' da Alman işgaline yeterince direnmeyen, hatta işgali kabullenen ve içselleştiren Fransız halkının karanlık tarafa geçmesine alegorik bir çerçeve içinde göndermeler yapar. Kasabanın birinde birdenbire gergedanlar görülmeye başlar. Bunların dışarıdan gelmediğini, kasabalıların yavaş yavaş gergedana dönüşmeye başladığını fark eder insanlar bir süre sonra. Herkes bu konuyu tartışır ama kimse bir şey yapmaz. Giderek daha çok sayıda kasabalının gergedana dönüştüğü kasabada gergedanlar her yere, her şeye zarar vermeye yönelirler. Kasabalılar içinde bu olağan dışı dönüşümü korkuyla izleyenlerin yanında durumu kabullenenler, hatta olumlu karşılayanlar da vardır. Bir süre sonra Berenger adlı kasabalı dışında herkes gergedan olup çıkar. Berenger direnir ve asla insan olmaktan vazgeçmeyeceğini, bu gidişe teslim olmayacağını haykırır durur.

İnsanlar önce ortak olarak kabul ettikleri kurallara uyuyorlar. Sonra bir gün bir güç onları farklı kurallara uymaya zorluyor. Bir bölüm insan bunu kabullenip uyuyor. Sonra bu yeni kurallara uymak yaygınlaşıyor ve toplumun çoğu o eski ortak kuralları bırakıp bu yeni kuralları ortak kural haline getiriyor. Burada önemli olan yeni kuralların eskilere göre daha kötü olması değil, benimsenmesi ve içselleştirilmesi.

Albert Camus de Almanların Fransa’yı işgalini ve Fransızların bir bölümünün bu durumu kabullenip içselleştirmesini yine alegorik bir anlatımla ele alır 'Veba' da. Oran kentinde birdenbire veba salgını başlar. İnsanlar peş peşe ölmeye başlarlar. Oranlıların bir bölümü bunu, geçmiş günahlarının Tanrı tarafından cezalandırılması olarak alır, kabullenirler. Çok az sayıda insan Dr. Rieux’nün çevresinde toplanır ve vebaya karşı mücadele eder. Sonunda Dr. Rieux ve arkadaşları vebaya karşı savaşmanın yararını görür ve vebayı yenmeyi başarırlar.

İnsanlar bir belayla karşılaştığında buna nasıl tepki verirler? Belayı savuşturmak için bir araya mı gelirler yoksa belayı kabullenip kaderlerine razı mı olurlar? Bu tavırlardan herhangi birisi genelleştirilebilir mi yoksa her toplumun kendisine göre bir davranış biçimi mi vardır?

Golding’in, Ionescu’nun ve Camus’nün eserlerinde karanlığa karşı direnmeyen onu içselleştiren insanların yanında az da olsa direnen ve aydınlık tarafta kalmayı seçen insanlar var.

Bu konular hep davranışsal sosyolojinin inceleme alanının içinde yer alıyor. Ve ilginç bir biçimde davranışsal sosyoloji önce burada değindiğim romanlarla ortaya çıkmış görünüyor.

Türk toplumunun durumu

Kural dışına çıkma dürtüsü konu olduğunda Türk toplumu nasıl bir görünüm sergiliyor? Sosyal bilimlerde bu tür soruların yanıtını bulabilmenin yollarından birisi ve belki de en etkilisi ankete başvurmak.

Aşağıda sunduğum anketi Twitter aracılığıyla uyguladım. Bu anketi 10 bin 407 kişi yanıtladı. Sonuçlar şöyle:

Soru 1: Gelen giden fazlaca araç olmadığı bir ortamda öteki yayaların kırmızı ışıkta geçtiğini gördüğünüzde ne yaparsınız?
a.      Ben de geçerim (Yüzde 49.7)
b.     Geçenleri, kurallara uymaları için uyarırım (Yüzde 3.3)
c.      Geçmek için yeşil ışığın yanmasını beklerim (Yüzde 47)

Soru 2: Birçok tanıdığınızın vergi ödemediğini görseniz ne yapardınız?
a.      Ben de ödemezdim (Yüzde 15.4)
b.     Vergimi öder, ödemeyenleri şikâyet ederdim (Yüzde 19.6)
c.      Vergi öder, ödemeyenleri şikâyet etmezdim (Yüzde 65)

Soru 3: Sınıfta yazılı sınav sırasında gözetmen dışarı çıksa ve sınıftaki öğrencilerin çoğu kitaplarını açıp soruların yanıtlarına baksa ne yapardınız?
a.      Ben de açıp kitaba bakardım (Yüzde 41.1)
b.     Ben bildiklerimi yazmaya devam eder, hoca sınıfa döndüğünde bir şey söylemezdim (Yüzde 47.5)
c.  Ben bildiklerimi yazmaya devam eder, hoca sınıfa döndüğünde, kim olduklarını bana sormaması kaydıyla, çoğu arkadaşın kitaplarına baktığını kendisine söylerdim (Yüzde 11.1)

Soru 4: Bir bilet kuyruğunda insanların bir bölümünün kuyruktan çıkıp ön sıraya giderek sıra dışı bilet aldığına tanık olsanız ne yapardınız?
a.      Ben de ön sıraya giderdim (Yüzde 6)
b.     Ön sıraya gidenlere engel olmaya çalışırdım (Yüzde 82.5)
c.      Sesimi çıkarmaz sıramı beklerdim (Yüzde 11.5)

Soru 5: Türk toplumunun geneline baktığınızda aşağıdakilerden hangisinin genel durumu yansıttığını düşünüyorsunuz?
a.      Toplumun çoğunluğu kurallara uyuyor (Yüzde 1)
b.     Toplumun çoğunluğu kurallara uymuyor (Yüzde 56)
c.      Toplumun çoğunluğu kurallara uyuyor ama bulduğu ilk fırsatta uymama yolunu seçiyor (Yüzde 43)

Soru 6: Türkiye’de kural koyma yetkisinde olanların kurallara kendilerinin uyduklarını düşünüyor musunuz?
a.      Kural koyma yetkisinde olanlar genellikle kurallara kendileri uymuyor (Yüzde 82)
b.     Kural koyma yetkisinde olanlar genellikle kurallara uyuyorlar (Yüzde 1.5)
c.      Kural koyma yetkisinde olanlar kurallara bazen uyuyor bazen uymuyor (Yüzde 16.5)

Bu anketten çıkan sonuçları şöyle özetleyebilirim:
(1) Türk toplumu cezası olmayan ya da net olmayan konularda kurallara uymamaya yatkın görünüyor. Mesela bir yayanın kırmızı ışık yanarken yaya geçidinden karşıya geçmesi genellikle cezalandırılan bir eylem değil. O nedenle ankete katılanların neredeyse yarısı başkalarının geçtiğini gördüğünde ben de geçerim diye yanıtlıyor. Demek ki cezanın belirli olmadığı ya da uygulanmadığı durumlarda toplum karanlık tarafa geçme dürtüsünün etkisinde kalıyor. Kırmızı ışıkta geçen yayaları uyaracağını söyleyenlerin oranı oldukça düşük. Her durumda yeşil ışığın yanmasını bekleyeceğini ifade edenler ise aslında hiç de küçümsenmeyecek bir oranda.

(2)  Başkalarının vergi ödemediğini gördüğünde ben de ödemezdim diyenlerin oranı kırmızı ışıkta geçerim diyenlere göre oldukça düşük. Bu da ilk bulguyu doğruluyor. Vergi ödememenin cezası oldukça ağır. O nedenle bu cezaya muhatap olmak bu kuralı çiğneme oranını düşürüyor. Vergisini ödemeyenleri şikâyet edeceğini söyleyenlerin oranı yüzde 20’ye yakın. Türk toplumu bu tür şikâyetleri genellikle muhbirlik olarak alır ve pek başvurmaz. Bu oran yine de yüksek sayılır.

(3) Anketin ilginç oranları bu soruda toplanmış görünüyor. Gözetmen sınıftan çıkınca kitaba bakacağını söyleyenler ile bakmayacağını söyleyenlerin oranı oldukça yakın. Oysa burada ağır bir ceza var. Gözetmen sınıfa aniden dönse ve kitaba bakanlara sıfır verse, sınıfta kalmaya hatta okuldan uzaklaştırılmaya kadar varacak bir ceza söz konusu. Demek ki öğrencilik çağında olan bireyler yetişkin bireylere göre daha kolay risk alıp kural dışına çıkabiliyorlar. Anketin bu sorusunu yanıtlayanların hepsi öğrenci değil doğal olarak ama öyle olmayanlar da büyük olasılıkla öğrencilik dönemini hatırlayarak yanıtladıklarından bu riski mesela vergi riskine karşı daha rahat alabiliyorlar. Burada şikâyet etme konusu (isim vermeden olsa bile) daha düşük kalıyor. Çünkü öğrenciler arasında muhbir konumuna düşmek Türk toplumunda daha ciddi sonuçlar doğurabilecek bir durum. 

(4)  Bilet kuyruğunda sırayı bozup ön sıraya gidecek olanlara tepki gösterilmesi şeklindeki yanıtın en yüksek orana ulaşmış olması da aslında şaşırtıcı değil. Çünkü deneyimlerimiz bize bu tür tepkilerin sırada bekleyenler tarafından desteklendiğini gösteriyor. Dolayısıyla tepki koyacağını düşünenler yalnız kalmayacağını, öne geçenler tarafından tehdit edilse bile diğerleriyle birlik olabileceğini düşünüyor. Demek ki kural dışılığa ortak tepki verileceğine inanılsa tepkiler artacak.

(5)  Türk toplumunun çoğunun kurallara uymadığına inananların oranı oldukça fazla. Kurallara uysa bile ilk fırsatta uymamayı seçeceğine inananlarla birlikte ele alırsak oran yüzde 99’a çıkıyor. Bu ilginç bir sonuç çünkü yukarıdaki yanıtlarda yanıt verenler ceza uyulmaması halinde ceza gerektirecek kurallara genellikle uyacaklarını söylemişken burada toplumun kurallara uymadığını söylüyorlar. Demek ki yanıt verenlerin çoğu kendileri dışında kurallara uyulmadığı kanısındalar.

(6)  Kuralları koyanların kendi koydukları kurallara uymadıklarını düşünenlerin oranı (bazen uyduklarını bazen uymadıklarını düşünenlerle birlikte ele alınırsa) çok yüksek görünüyor.   

Sonuç

Her ne kadar 10 bin 407 kişilik bir anket katılım sayısı olarak tatmin edici düzeyde olsa da anketin Twitter aracılığıyla yapılmış olması, çoğunun beni izleyen kişiler olması yanıtlayanların belirli bir eğitim düzeyine sahip bulunduğunu gösteriyor. O nedenle buradan yapılacak çıkarımların yalnızca belirli bir kesimin eğilimini gösterdiğini söylememiz gerekir.

Bu çerçevede bu ankete katılım çerçevesinde çıkardığım genel sonuçları paylaşayım: (1) Türk toplumu cezaların belirsiz olduğu ya da uygulanmadığı alanlarda kurallara uymamaya eğilimli görünüyor. (2) İşin içine belirli ceza ve yaptırım korkusu girince kurallara uyum artıyor. (3) Herhangi bir cezaya tabi olmayan bir kural dışılık (bilet sırasının bozulması gibi) olduğunda kural dışına çıkanları uyarma eğilimi ağır basıyor. (4) Buna karşılık kural dışına çıkanları şikâyet etme eğilimi yüksek değil. (5) Toplumda kurallara uymama eğiliminin yüksek olduğu düşüncesi yaygın. (6) Kural koyanların kurallara uymadıkları görüşü çok yüksek.

Özellikle toplumda kurallara uyulmadığı düşüncesinin yaygınlığı ve kural koyanların kurallara uymadıkları inancının varlığı Türk toplumunun kural dışına çıkma dürtüsüne kapılmasının temel nedeni gibi görünüyor. 


Bu yazı Mahfi Eğilmez'in kişisel blogundan alınmıştır.