Kanal İstanbul Amerikan gemileri geçebilsin diye yapılacaksa... Referandum şart; faturasını da Trump ödesin…

Herhalde sadece bana özgü değildir diye düşündüğüm bir ruh hali içerisindeyim: Gördüğüm ve daha çok da okuduğum şeyleri daha önceleri görmüş, okumuş olduğum hissine kapılıyorum.

1990’lı yıllar… Refah Partisi ilk kez iktidar adayı görüntüsü veriyor… Vitrin yenilenmesine gidilmiş ve partiye her biri önemli özelliklere sahip genç isimler girmiş … İlk kez Konya’da kazanılan belediye başkanlığı (1989) sessiz sedasız örnek olay haline dönüşmüş, bir sonraki yerel seçimde (1994) başta İstanbul ve Ankara olmak üzere önemli kentlerin belediye başkanlıkları Refahlı adaylar tarafından kazanılmış…

O dönemde gazetelerde yazılanlar, televizyon tartışmalarında gündeme taşınanlar…

Sizler de bugünlerde okuduklarınızda, izlediklerinizde “Ben bunu daha önce okudum, daha önce görmüştüm” hissine kapılmıyor musunuz?

Gazeteler, hatta yazarlar bile aynı; yalnızca haklarında olumsuz yazılar yazılan ve hedef haline getirilen kişiler ile mensup oldukları siyasi çizgi farklı.

Dönme dolap gibi; siz bir yerde duruyorsunuz, o dönüp bir başka yüzüyle ve hiç değişmemiş görüntüsüyle karşınıza geliyor…

Bu hissin bende bıraktığı en kötü düşünce nedir, onu da sizinle paylaşayım: Devran bir gün gelip mutlaka yine değişecektir; bugün hedef haline getirilenler yarın ellerine geçen fırsatta onlar da birilerini hedefe koyacaklar ve bizler yine “Galiba ben bunu daha önce görmüş, okumuştum” hissinden kurtulamayacağız.

Yazık.

Hissi bana veren son örneği Rahşan Ecevit’in vefatı dolayısıyla yazdığım dünkü yazımda kullanmıştım: Bugün AK Parti genel başkanı da olan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ısrarla savunduğu, AK Parti sözcülerinin “Çatlasalar da patlasalar da yapılacak” diye kafalara vurup durduğu ‘Kanal İstanbul’ projesi, 1994 yılında, DSP lideri Bülent Ecevit tarafından kendi partisinin ‘mega projesi’ olarak kamuoyuyla paylaşılmıştı…

Tıpkısının aynısı…

Cumhurbaşkanı Erdoğan dün yine aynı konuyu uzun uzadıya kamuoyunun dikkatine sundu. Hesap yapmışlar, bazılarının ileri sürdüğü ve yazdığı gibi 125 milyar TL’ye mal olmayacakmış; olsa olsa 75 milyar TL gerekecekmiş kanalın hizmete girebilmesi için…

Acaba 75 milyar TL’ye (yaklaşık 12,5 milyar Dolara) mal olacağı hesaplanan projeye mali kaynak nereden bulunacak?

Suyolunun geçeceği alanın kazandıracağı rant belki projeyi gerçekleştirmede işe yarayabilirdi; fakat anlaşıldığına göre, o bölgenin değer kazanacağını anlayan yerli-yabancı spekülatörler etrafta ne kadar arsa varsa hepsini toplamış, satın almışlar. 

Dolayısıyla o bölgedeki arazi rantı elini çabuk tutan sermayedarların olacak.

Kanal İstanbul’dan en çok kim yararlanacak?

Tartışmaları izler ve doğrularla yanlışları birbirinden ayırmaya çalışırken, söylenenlerin çoğunun reklam malzemesi olarak kullanıldığı sonucuna vardım. İstanbul Boğazı’ndan geçen gemilerin sayısı her yıl düşerken, üstelik geçiş de alınan bir prensip kararıyla Dolar değeri düşük tutulduğu için ucuza mal olurken, geçişin pahalı olması beklenen Kanal İstanbul’dan kim geçer ki?

Boğaz’dan geçmesi kısıtlanan gemiler elbette…

Montrö Antlaşması’na göre, Karadeniz’e kıyısı bulunmayan ülkelerin savaş gemilerinin 21 günden fazla Karadeniz’de kalmasına izin verilmiyor…

Amerikan gemilerine sözgelimi…

Zaten muhalefet “Kanal ABD için inşa ediliyor” diye bastırıyor.

Öyle mi?

Aslında öyle ise kanalın inşası için gerekli mali kaynağı bulmak çok kolay…

Devir Donald Trump devri. Trump ise, ticaretten geldiği için, her şeyi para karşılığı yapmaktan yana. ABD’ye Meksika’dan istenmeyen insanların geçmesini engellemek için duvar projesi geliştirdi Trump ve inşa edilecek duvarın maliyetini Meksika’nın ödemesi gerektiğini duyurdu.

Hem de başkanlığı üstlendiği gün yapılan tören konuşmasında:

“Devasa bir duvar inşa edeceğim. Kimse benden iyi duvar inşa edemez. İnanın bana ve çok ucuza da mal edeceğim. Güney sınırımıza inşa edeceğim devasa duvarı Meksika’ya ödeteceğim.”

Ödetti, ödetemedi, o ayrı bir konu; ancak ABD olarak böyle bir yöntemi kabul etmiş oldu Trump.

Sadece duvar ve Meksika değil, asker ve Suudi Arabistan da var buna örnek olarak.

Suudi Arabistan’daki Amerikan üslerinde konuşlanan askerler için evsahibi ülkeye yıl biterken 500 milyon dolar ödettirdi Trump.

Her şeyin bir bedeli var.

Eğer Kanal İstanbul özellikle Amerikan gemileri Montrö’nün kısıtlamalarına uğramaksızın rahatlıkla geçebilsinler diye inşa edilecekse, önce bu gerçeğin kamuoyuyla paylaşılması ve bu amaçla Boğaz’a paralel bir suyolu yapılması için halktan onay alınması doğru olur.

Referandum yapılabilir pekala.

Ayrıca, kendilerine böyle bir kolaylık gösterilecek Amerikalılara Trump usulü “Pamuk eller cebe” demenin de yolu açılabilir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan 12,5 milyar Dolar maliyet çıkarmış ya, belki o zaman başkalarının 20 milyar dolarlık maliyet hesabı daha makul hale de gelebilir.

Yanlış anlaşılmasın diye kendi kanaatimi de kayda geçireyim: Şahsen hangi amaçla olursa olsun Kanal İstanbul projesine karşıyım.

Ecevit istediğinde de karşıydım, şimdi de karşıyım…

 

Bu yazı Fehmi Koru'nun kişisel blogundan alınmıştır