uy
Ara 08 2017

'Kapalıçarşı bir üniversiteydi ama artık mezun vermiyor'

Haberlerde sıkça ‘paranın kalbinin attığı’ yer olarak anılan, 1461 yılında temeli atılan Çarşı-yı Kebir, nam-ı diğer Kapalıçarşı.

Turistlerin İstanbul’a adımını atar atmaz sordukları ilk sorudur: Where is the Grand Bazaar? 60’a yakın sokağı ve 3 bin 600’ü aşkın dükkanı ile büyüleyici bir labirent.

Türkiye ve özellikle İstanbul hızlı bir şekilde değişiyor. Gökdelenler dikiliyor. Şehrin ağaçlık alanları yok ediliyor. Kapalıçarşı da, sonunun ne olacağı belli olmayan bu meçhul değişimden etkilenenlerden.

Yaklaşık beş buçuk asıdır ayakta duran çarşıda son yıllarda nasıl bir değişim oldu? Ermeni ustalar ile anılan çarşıda, bugün usta çırak ilişkisi ne halde? Türkiye Arap turistin çekim merkezi haline getirilirken, bu durum çarşıya nasıl yansıyor?
Orhan Veli’nin şiirinde ‘onun da bir hikâyesi yok mu’ diye seslendiği ve  ‘kapalı kutu’ya benzettiği Kapalıçarşı’nın geçmişini ve geçirdiği sosyo-ekonomik değişimi araştırdık.

Usta-çırak ilişkisinden yetişen çarşının eski ustaları Ahval’e bu ‘kapalı kutu’yu açtılar.

Hasan Arzık

Hasan Arzık 15 yaşında adımını atıyor çarşıya. Sene 1963. Arzık, Kapalıçarşı’nın zamanında dünyada eşi benzeri olmayan bir üniversite olduğunu belirterek, çarşıdaki o zamanki ustaları ve çıraklarıyla ilişkisini şu sözlerle anlatıyor:

Usta çırak geleneği bitti. Çırak da kalmadı. Kimse gelmiyor, herkes okuyor. Ustamızın önünde ceketimizi iliklerdik, şimdi ağzında sakızla konuşuyorlar.

Bize müşterilerle nasıl konuşacağımız öğretilirdi. Ankara’da milletvekili ile görüşmeye gidenler itibar görürdü. Kapalıçarşı bir üniversiteydi ama artık mezun vermiyor.”
Artık işlerin çok kötüye gittiğini, hem esnafların kendi aralarındaki ilişkileri bakımından hem de müşterilerle girilen diyalog açısından çarşının halini özetliyor: İşler çok kötü. Dolar yükseldi. Eskiden de yükseldiği zamanlar oluyordu ama bu kadar kötü olmazdı. O zamanlar bir esnaf batma riski ile karşı karşıya olduğunda aramızda para toplardık...

Şimdi bugün adam gitsin de dükkanı alalım derler. Müşteri ile satıcı arasındaki diyalog da çok kötü. Esnaflar ‘abla, yenge, bacı’ diyorlar. Sen zerzevatçı mısın? Kuyumcusun. Biz hanımefendi derdik. Müşteriler de rica ederdi malı görmek için. Şimdi ise ‘çıkar şunu bakayım’ diyor. Bunlar tarihe karıştı. Geleceği aydınlık görmüyorum.

Rafi Ekser

Taş eksperi Rafi Ekser, 52 yaşında. İlk 7 yaşında almış çarşın kokusunu.  Ekser’e göre, bir dönem Ermeni ustalarla meşhur çarşıda bırakın Ermeni’yi, usta bile bulmak zor. Ticaretin, insanların ve bakış açısının değiştiğinden dem vuruyor:

“ Evvelden para kazanılırdı ama paranın hakkı verilir, sanat için yapılırdı. Şimdi ne kadar üç kağıtçı, işini bilmez adam varsa kuyumcuyum diyor. Üniversite ile sanat öğrenemezsin. Süre lazım. 9 yaşında işe başlayan çırak askere gitmeden ustasından ayrılırsa bir şey öğrenemez. Temel eğitim 12 sene oldu, bu iş bitti. Hem okul hem burası olmaz.”

Ekser, müşteriler ve esnafın bugünkü halinden oldukça rahatsız. İlk olarak Kapalıçarşı esnafının bugünkü halini şu sözlerle özetliyor:


"Esnaf artık kendini yetiştirmiyor. Biz, esnaflar herkesle oturacak, her konuda tartışabilecek potansiyele sahiptik. Okumaktan değil, yaşamaktan geliyor bu. Biz o kadar çok farklı insan görüyoruz ki, birçok şeyi zaman içinde öğreniyorduk. Kendimizi geliştiriyorduk.  Burada bir esnaf ya da çırak para çaldığında ömrü billâh alışveriş için bile adımını atamazdı. Şimdi hırsız değilsen kıymetli değilsin."


Ekser ekonominin çok kötüye gittiğini ama geçmişte ‘Körfez Savaşı’nda bile işlerinin yoğun olduğunu hatırlatıyor. Sanılanın aksine ise, Kapalıçarşı esnafının asıl işinin yerli ile olduğunu vurgulayarak, ekonomiden örnek veriyor:

‘‘Buranın esnafının turistle işi olmaz. Araplar bir şey almazlar. Yerin dibine vururlar. Toplasan buraya katkısı yüzde bir bile değildir. Artık eve para götüremiyoruz. Var olanı yemeye devam ediyoruz. Biz günlük yaşıyoruz. Bir hafta sonra ne olacağını bilmiyorum.”

Çarşıdaki değişimin 2002 sonrasında hızlandığını ve Türkiye’de insanlarda artık para olmadığını belirterek; şu sözlerle bitiriyor konuşmasını:

“90’larda değişimin ilk sinyali geldi. 2002’den sonra tamamen bitti. Şimdi insanların cebinde para yok. İnsanlar haftalığından bir çeyrek kenara koyardı, şimdi karınlarını doyuramıyorlar ki. Evlenince bile altın alabilecekler mi acaba? Kredi kartından insanlar batıyor. Mecburlar. İki çocuğum var. 20 sene önce olsa, isteseler de istemeseler de buraya geleceklerdi. Biz çile çekiyoruz. Çocuğum benim düşmanım değil ki bugün mesleğimi ona tavsiye edeyim.”

Levon Mardikyan

52 yaşındaki sadekar Levon Mardikyan, 1981’den beri çarşıda.  Babaların ‘ya okul ya da Kapalıçarşı’ dedikleri son nesilden.

Bugün ustasının dükkânını çalıştırıyor. Kuyumculuk mesleğinin, el emeğinin artık kaybolduğunu ve önemsenmediğini söylüyor:

“Adam köyde arsasını satıyor, geliyor kuyumcu oluyor. Parayla kuyumcu olunur mu? Sabır isteyen bir iş. Bir yüzük 2 günde çıkardı, şimdi bir saat. Artık neredeyse bedavaya istiyorlar. Altını hafif. Eski bir yüzük görsek; tarihini, hatta kimin olduğunu bile bilebilirdik.”


Mardikyan ekonominin giderek kötüleştiğini, sadece çarşının değil, Türkiye’nin değiştiğini ifade ediyor:

“Eski işler, eski paralar yok. Paranın bir bereketi vardı. Şimdi haftada 500 dolar kazansan da hemen bitiyor. İnsanlar da değişti, Türkiye’de. Sadece çarşıyla alakalı değil. Benle, senle, onla alakalı. İnsanlar eskiden dürüsttü, çalmaya utanıyordu. Şimdi çalanlara aferin deniliyor.”

Aram Kalk
Aram Kalk

Aram Kalk 11 yaşından beri kuyumcu mıhlayacısı. Bir zamanların önemli bir usta çırak ilişki yeri olan çarşıya nasıl geldiğini ve bugünkü durumu şöyle ifade ediyor:

“ Çarşı ortamı büyüleyici geliyordu, 11 yaşında burada olmak istedik. Usta çırak ilişki bitti. Ben çıraklıktan gelip dükkân sahibi oldum. Şu an parası olan dükkân açıyor. Bu iş için zaman lazım. 46 yaşındayım hala öğreniyorum. Çocuğuma gel demem. 4 yaşında ama dükkânıma geldiğinde ‘ben okuyacağım’ diyor. O bile görüyor.”

Kalk, milenyumdan sonra değişimin hızlı bir şekilde olduğunu ve teknoloji ile birlikte değişen üretim yapısında insanlarda zevk diye bir şey kalmadığını belirtiyor:

İş fabrikalaştı cazibesi kalmadı. El emeği yok. Eskiden öğrenmek için Ermeni ustaların eline bakardık. Şimdi her şey makine. Milenyum milat oldu. Örneğin, sonsuzluk ve isim kolyesi çıktı. Herkes onu takmaya başladı.  Eskiden insanlar kendine has şeyler takmayı severdi. Biz Araplara hitap etmiyoruz. Onların tarzı farklı. Çarşı bir daha eskisi gibi de olmaz.

Murat Atakligan
Murat Atakligan

Miran Atakligan, 46 yaşında. 34 yıldır çarşıda mıhlayıcılık yapıyor. Atakligan, yılbaşlarında bile artık işlerin eskisi gibi olmadığını ve bu durum nedeninin ise iktidarın bakış açısı olduğunu ifade ediyor:

“Eskiden yılbaşında çok iş olurdu. Şimdi yılbaşı noel ile karıştırılıyor. İktidar ile alakalı. Yeni yılı farklı gösterdiklerinden, insanlar alışveriş yapmaya çekiniyor. Biz de ne yapalım, sevgililer günü ve anneler gününü bekliyoruz.”

Atakligan çarşının ve Türkiye’nin ekonomisinin birbirine bağlı olduğunu, Türkiye’nin artık tüketim ülkesini olduğunu vurgulayarak, konuşmasına şu sözlerle son veriyor:

“Tüketim toplumu olmak hoş değil. Türkiye’de daha fazla tüketim var ama üretim yok. Türkiye eskiden kendine yetiyordu. Şimdi dış ticaret açığına bak. Dolar yükseliyor. 2000 liralık mal, 1 ay sonra 2700 lira oluyor. Çarşıdaki değişimin en net örneği ise; eskiden gelinlikçiler ve parfümcüler kuyumcu olurdu, şimdi ise kuyumcular lokumcu oluyor. Kaç yüzyıllık Kapalıçarşı bir şekilde gider ama ne olur bilemem.”

Ali Güler
Ali Güler

Altın analisti Ali Güler ise çarşının en eskilerinden.  1969’dan beri çarşıda birçok iş yapmış. Eski günleri özlemle anan Güler, “Eskiden her akşam mesaiye kalırdık. O kadar iş vardı ki, yetiştiremiyorduk. Şimdi ne iş var, ne para” diyor.

El emeğinin, eski esnafın ve çarşı ahlakının ise tarih olduğunu söylüyor. Güler’e göre ekonomideki ve çarşıdaki değişim 2005 yılında başlamış:

“2005’te 1 ons altın 500 dolar oldu. Her şey değişti. Herkes battım dedi, kimseye para vermedi. Altın yükselince altınlarını sattılar ve yediler. Turist de gelmiyor. Yerliler Araplardan daha iyi.”

60 yaşındaki Ali Güler geleceğin kötü olduğunu ama her şeye rağmen çarşının kokusunun bile farklı olduğunu ifade ederek, nükteli sözlerle konuşmayı bitiriyor:

“Kuyumculuk üniversitesi var. Orada ne sanat öğretiyorlar ki? El emeği olmadan olur mu? Hiçbir şey iyiye gitmeyecek. 50 yıldır buradayım, 50 yıl daha kalmak isterim. Ama ben bittim okeye dönüyorum.”

Ali Güler
Ali Güler'in (En soldaki) eski bir fotoğrafı...

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar