uy
Oca 01 2018

Trafik ve soylulaştırma ile balkabağına dönüşüm: Karaköy

 

Sahilde yapımı devam eden Galataport, yanındaki Kabataş’ta Martı projesi, komşusu Eyüp’te Haliçport ve aralarında kalan bir tarih: Karaköy. Semt bu projelerle gelecekte büyük bir trafik sorunuyla karşı karşıya bırakılırken, yerliler de artan kiralar yüzünden semtten ayrılıyor.

Karaköy’ün dönüşümünü ve bugünkü durumunu ise, Ezginin Günlüğü’nün ‘Karaköy’ şarkısındaki şu iki mısra anlatıyor:

 “Hey gidi koca İstanbul, satıyorum yok mu alan / Yaşadığın aşkların da, azı şarkı, çoğu yalan.”

Semt son yıllarda büyük bir dönüşüm içerisinde. Yeni nesil kahveciler, tasarım gece kulüpleri ve butik dükkânlar dört bir yanı sarmış. Kıyı şeridinde inşaatı devam eden Galataport’un bitimiyle de bambaşka bir çehreye bürünmesi bekleniyor.

 

karaköy sokakları

 

Galataport inşaatı sırasında yıkılan ‘Tarihi Karaköy Yolcu Salonu’ ve ‘Paket Postanesi’ uzun süre tartışılmıştı. Proje tam açıklanmasa da, inşaatın devamında ve bitiminde ‘Karaköy’ü’ iki önemli problem bekliyor: Trafik ve soylulaştırma.

Yeni nesil kahvecilerin ve tasarım mekân artmasıyla semti ziyaret edenler her gün artarken, birkaç yıl içerisinde bu sayıya Galataport’u ziyaret etmesi beklenen 30 milyon ziyaretçi de eklenecek.

İki şeritli bir yola ve tramvaya sahip Karaköy’ün bu trafiği nasıl kaldıracağı ise bilinmiyor. Bu trafik sorununu şehir plancısı Orhan Demir ile konuştuk.

 

orhan demir

Orhan Demir

Projeler ve yatırımlarla bir çekim merkezi haline gelen semtte kiralar son yıllarda 5 kat arttı. Karaköy’de yaşayanlar ise İstanbul’un uzak mahallerine gitmek zorunda kaldılar. Semtin esnafı ve yerlileri de bu soylulaştırma projesinin etkilerini Ahval’e anlattılar.

Şehir plancısı Orhan Demir uzun yıllardır ulaşım projeleri üzerine çalışıyor. Mimar Sinan Üniversitesi’nde ulaşım planlamasına ilişkin ders veriyor. 

Demir, gelişmiş ülkelerde kent merkezlerindeki otomobil trafiğinin azaltılmaya çalışıldığını, Türkiye’de ise tam tersi olduğunu Galataport örneği üzerinden belirtiyor:

“Gelişmiş ülkelerde şehir merkezlerine gelen otomobil trafiği azaltılmaya çalışılır. Yüksek park ücretleriyle, otopark kısıtlamalarıyla veya toplu taşımaya ilişkin farklı politikalarla insanları otomobil kullanmaktan caydırabilirsiniz.

Burada tam tersi bir durum var. Projeyi tam olarak bilmiyoruz ama 4 bin araçlık bir otopark olacağı söyleniyor. Bu Karaköy’deki otoparkın neredeyse 10 katı.

Diğer taraftan da Kabataş’taki Martı projesine zamanın belediye başkanı bin araçlık bir otopark yapılacağını söylemişti. Sonuç olarak bu bölgede ve Karaköy’de bugünkünün çok çok üzerinde bir otomobil trafiği bizi bekliyor .”

 

karaköy sokakları 2

 

Galataport’a yıllık 30 milyon ziyaretçi gelmesi bekleniyor. Demir, şu anki yol durumunun ve ulaşım ağının bu ziyaretçi sayısını kaldıramayacağını söylüyor:

“Bu kadar kişi gelecek, ama hangi araçlar ile hangi yollardan gelecek? Sonuç olarak bölgede her yönde sadece ikişer şeridi olan bir karayolu var. Yeraltına da alsan, göğe de çıkarsan, toplam iki şerit. 

Kapasite belli. Bu kapasiteyi nasıl kullanacağın önem kazanıyor. Buraya yapılacak yolculukları bol bol otopark yaparak özel araca yönlendirirsen, günümüzde zaten günün hemen her saati tıkalı olan bu arterin daha da fazla tıkanması kaçınılmaz olur.”

Demir, Galataport’un günün her saati canlı olacak bir proje olarak tasarlandığı için, çözümü olmayan bir trafik alanı yaratacağının altını çiziyor:

“Bölgeye hizmet veren tramvay da otobüslere oranla, daha çevreci, güvenli, güvenilir ve çağdaş bir sistemdir, ancak kapasitesi hemen hemen otobüs sistemleri kadardır. 

Sonuç olarak, bu yapıların yaratacağı yolculuklar nedeniyle trafik burada sıkışacak ve görünün bir çözümü de yok. Otel, freeshop, kurvaziyer limanı yapılarak yılın her günü, günün her saati canlı bir yer olması planlanıyor. 

Başka bir deyişle, her saat trafik olan bir alan yaratılacak. Benzeri alışveriş merkezlerinde yaşanan durumu hepimiz yakından görüyoruz.”

Orhan Demir, trafiği çözmek adına yapılanların, yani kent merkezlerine otopark yaparak otopark sorununun çözülmeye çalışılmasının trafiği daha da arttırdığını ifade ederek, önemli bir uyarıda bulunuyor:

“Tüm bu trafik sıkışıklığı ilerde başka yıkımlara yol açabilir diye korkuyorum. Türkiye’de bir alışkanlık var. Bir yerde trafik sıkışıyorsa; ‘biz bu yolu genişletiriz, daha fazla trafik akıtırız. Alt geçit, üst geçit viyadük yaparız’ diye bakıyorlar. 

Oysa bunlar trafiği arttırır. Eski bir hocamız bu durumu susayınca turşu suyu içmeye benzetmişti, çözüm olmadığı birçok defalar görüldü ancak aynı yanlış her yerde tekrarlanıyor.”

Türkiye’de ulaşımın projelerden sonra hesap edildiğini belirten Demir’e göre, trafik sorunu sürpriz değil ama en son düşünülüyor:

“Arazi kullanımı ile ulaşım birbirinden ayrılmaz iki parça. Arazi kullanımını değişirse, trafik oluşur. Ya da, bir yere ulaşım altyapısı gelirse; arazi kullanımı değişir.

Bunların önceden planlanması gerekiyor. Oysa Türkiye’de arazi kullanımı değiştikten sonra trafik sorunu çıkınca, sanki sürprizmiş gibi, biz bu sorunu nasıl çözeriz diyoruz. İlk düşünmemiz gereken şeyi en son düşünüyoruz.”

Demir, son olarak Galataport projesinin gizli kalmasının tartışılması gerektiğini vurgulayarak sözlerine son veriyor:

“Burada önemli bir konu var. Projenin gizli yapılması tartışılmıyor. Avrupa’da bir apartman dahi yapılsa, konudan etkilenecek olan halka soruluyor. Türkiye’de ise belediye meclisi imar planını hazırlıyor, bir ay itiraz süresi koyarak bodrum katındaki bir duvara asıyor. 

Gören olup, itiraz olursa da; itirazları da planı onaylayan belediye meclisi değerlendiriyor. Yani planı onaylayan da, itirazı değerlendiren de aynı kurum. 

Ne yazık ki kenti ilgilendiren birçok önemli projenin farkına, o kentte yaşayanlar olarak inşa edilip bittikten sonra varıyoruz, projeler kentlilerden saklanıyor ve kamuoyunda yeterince tartışılmıyor.”

 

karaköy balık tutanlar

 

Karaköy’de yaşananları ve projelerin etkisini semtin yerlileri ile konuştuk.

Jilber Eznakian 65 yaşında, 44 yıldır Karaköy’de iş kıyafeti dükkânını işletiyor. Eznakian, semtin sosyal değişimini şöyle anlatıyor:

“Konsept değişti. Gece hayatı Beyoğlu’ndan buraya geldi. Eskiden hiçbir şey yoktu. Dükkânı akşam 7 gibi kapattığınızda kuş uçmazdı. Şimdi hayat 7’den sonra başlıyor. Restoranlar, kafeler, butik dükkânlar ve gece kulüpleri doldu. Eski esnaf kalmadı. Gayrimüslimler vardı ama şimdi bir tek ben kaldım. En eski de benim.”

 

Jilber Ezkanian

Jilber Ezkanian

Galataport’un geleceğinden ümidi olmadığını belirten Jilber Bey’e göre, dükkân sahibi olmayanlar artan kiralara dayanamamış:

“Galataport’a gelecek olan gemiyi düşünemiyorum. Şu an öyle bir gemi yok. Sandal falan geleceğini düşünüyorum. Buraya bin kişilik gemi gelmez. Turist gelmez. 

44 senedir buradayım, son beş senedir buraya gemi yanaşmıyor. Keşke çok gemi gelse, ben de kazansam, devlet de kazansa. Dükkân sahibi olmasam bu kiralar dayanamazdım. İstesem dükkânımı kiralayarak aynı parayı kazanırım ama ticareti seviyorum.”

Can Polat, 60 yaşında, doğma büyüme Karaköy’lü. Otopark görevlisi olarak çalışıyor. Polat’a göre yeni açılan kafeler semtin havasını olumlu etkilemiş:

“Biz hamaldık, burada hamallar ve işçiler vardı. Şimdi kafeler açıldı. Çağ ilerliyor. Eskiden akşam kadın veya erkek kimse geçmezdi. Kafelerin açılması iyi oldu. Gençlik, temizlik ve güzellik. Turistler de rahat etti. Batakhane’de mi oturmak istersin, yoksa deniz karşısında mı çay içmek istersin?”

 

Can Polat

Can Polat

Polat, hayat şartlarının giderek zorlaştığını söyleyerek, bize veda edip arabaların yanına gidiyor:

“Kirada otuyorum. Kiralar çok yükseldi. Hayat şartları çok pahalı. Çoğu eski Karaköylü gitti. Alkolün de etkisi var. Alkol yerliye biraz ters. Eskiden bir kadın elinde içkiyle görülmezdi, şimdi sokaklarda yürüyor. Ama hayat değişiyor, ilerliyoruz ve gelişiyoruz. Bunlar normal şeyler.”

Ata Uygur 85 yaşında. 60 yıldan beri Karaköy’de yaşıyor. Eski mahalle yaşamını özlediğini söyleyen Uygur, semtin yeni haline uyum sağlamakta zorlanıyor:

“Herkes birbirini tanırdı. Çoğu İstanbul bile denmeyecek kadar uzak mahallelere gittiler. Birkaç aile kaldık. Binalar da öyle. Bazısı metruk olarak kaldı, bazısı da satıldı. Buraların yeni hali ve ortamı güzel. Uyum sağlamaya çalışıyoruz. Tabii biz eski kafalar uyum sağlamakta zorlanıyoruz. Düşün, İstanbul’da eskiden konaklar vardı.”

Ata Uygur

Uygur, 2014’te Tophane’de sanat galerisi açılışında alkol alanlar ile mahalleli arasındaki tartışmayı anımsatıyor. Yerlilerin yeni ortama uyum sağlayamadığı için semti terk etmişler:

“Kafelere gelenler ve yerliler arasında uyum sağlanamadı. Tanımadığımız insanlar geliyor mahalleye. Gençler modaya uymaya çalışıyor sonuçta. Bir şey diyemezsin. 

Boğazkesen’de 2 sene önce alkollü bir açılış esnasında olaylar oldu. Mahalleli içki içilmesinden rahatsız oldu, tartışma ve kavga çıktı. Uyumsuzluk oldu.  Bu olaylara uyum sağlayamayanlar; ileride sıkıntı yaşarız diyerek evlerini satarak gittiler.”

Hasan Burak ve Asiye Burak çifti 37 yıldır ‘Aile Bakkaliyesi’ni işletiyorlar. Buraların en eski esnafı biziz diyerek gülümseyen Hasan Burak’a göre, mahallenin tadı kaçmış:

“Çok az kaldık. Çoğu insan evini satarak hiç görmediğim semtlere göç ettiler. Galataport yüzünden kiralar arttı. Yerli parmakla sayılacak kadar. Çok fazla yabancı var. Gayrimüslim dolu iken, şimdi 1 tane ya var ya yok. Mahallenin tadı kaçtı. Bugüne kadar görmediğimiz insanlarla karşılaşıyoruz. Merhaba diyecek insan yok artık.”

 

hasan burak

 

Hasan Burak, yaşanan değişime kısaca değinerek, sitemkâr bir sesle semtin yerlilerinin kovulduğunu söylüyor:

“Komşuda pişen bize düşerdi, şimdi yüzümüze bakan yok. Eskiden içki içen yoktu. Şimdi ellerde içki şişeleri ile insanlar sokaklarda. Bu durumun oluşmasında kafelerin ve büyük projelerin etkisi var. Belki iyi olacak. Turist gelecek diyorlar. Ama bizi kovuyorlar. Evleri de yabancılar alıyor. Kiralar yükseldi. İnsanlar burada oturamaz hale geldi. Hayat çok zor.“

Karaköy’den ayrılırken; bir tarafta Kılıç Ali Paşa camii çevresinde yaşanan değişim, diğer tarafta ise camiyi gören yokuş boyunca oturan insanlar geliyor gözlerimizin önüne. İstanbul’un kadim bir semti daha tarihin tozlu sayfalarında yerini alıyor.