Oca 23 2018

Körfez'in sataşılan küçük kardeşi: Katar

Körfez'in zenginliği ile göz kamaştıran bu yönüyle de diğer Arap komşuları tarafından hep yarı gıpta yarı kıskançlık ile izlenen Katar dönem dönem bunun bedelini ödüyor.

Daha az zengin komşuları tarafından ablukaya alınıyor, cezalandırılıyor ve ötekileştiriliyor.

Oysa Katar dünyanın en büyük doğalgaz rezervlerinden birine sahip. Parayla satın aldığı zenginlik ile yoluna devam ediyor.

The New York Times Gazetesi'nde Declan Walsh tarafından kaleme alınan bir makale, Katar'ı, komşularını, Katar'daki kraliyet ailesinin zenginliğini ve ülkenin sosyal dokusunu detaylı bir şekilde inceliyor:

Petrol zenginliği ve ülkeyi bağımsız bir zihniyetle yöneten aile bunu değiştirdi. Şimdi ülke hayatının en büyük mücadelesini yaşıyor. 

Doha, Katar – Katar Emiri’nin parayla satın alamadığı çok az şey oldu.
Ergenlik çağında Arap dünyasının Boris Becker’i olmayı hayal ediyordu. Bu yüzden ailesi Alman yıldızı özel dersler vermesi için Katar’a getirdi.

Hayatı boyunca bir spor fanatiği olan Emir, daha sonra Paris Saint Germain futbol takımını satın aldı ve takım geçen sene Brezilyalı bir forvet için 263 milyon dolar transfer ücreti ödeyerek futbol tarihindeki tüm rekorları alt üst etti. 

200 milyar dolar civarı tahmini bir masraf yaparak 2022 Dünya Kupası’nın da Katar’da yapılacak olmasını sağladı.

 

katar

 

Bu, daha önce kupada hiç yer almamış bir takım için büyük bir devrim. 
Şu anda 37 yaşındaki Şeyh Tamim bin Hamad al-Thani, sadece parayla çözemeyeceği bir sorunla karşı karşıya. 

Katar Haziran ayından beri en büyük komşuları Suudi Arabistan ve BAE tarafından ceza niteliğinde bir boykot altında. Sadece bir gecede Katar’a gitmekte olan karo gemi ve uçaklarının rotasını değiştirildi, diplomatik bağlar koptu ve Katar’ın tek kara sınırı olan 40 km uzunluğundaki Suudi Arabistan sınırı tamamen kapatıldı. 

Hayvanlar bile bundan nasibini aldı. Suudi topraklarında olaysız biçimde otlanan 12.000 Katarlı deve de sınırdışı edildi. Bu olay sınırda izdiham yarattı. 

Ülkenin düşmanları onu terörizmi finanse etmekle, İran ile yakınlaşmakla ve ülkelerinden kaçan muhalifleri barındırmakla suçluyor.

 

katar

 

Ülkenin çok ses çıkaran ve büyük etki sahibi olan uydu şebekesi El-Cezire’den de nefret ediyorlar. Ve, çok az kişi bunu açıkça dile getirse de, Katar’ın genç lideri Tamim’i tahtından indirmeye niyetli görünüyorlar. 

Söz konusu güçlü komşu ülkeler tarafından uygulanan boykot, fotoğrafları reklam panolarını ve gökdelenleri süsleyen Emir Şeyh Tamim bin Hamad al-Thani’nin çevresinde kişiliğine inanan bir nevi tarikat yarattı. Aşağıda, Doha’daki bir şahin pazarındaki resmini görüyoruz.

Emir Tamim tüm suçlamaları reddediyor ve kendine olan düşmanlığı basit bir kıskançlık olarak nitelendiriyor. 

Eylül ayında New York’ta yaptığı bir söyleşide; “Bağımsızlığımıza katlanamıyorlar. Tehdit olarak görüyorlar.” diye konuştu.

Söz konusu boykotun, Suudi Arabistan Taht Veliahtı Muhammed bin Salman’ın Orda Doğu’yu karıştıran temizlik operasyonundaki ilk hamle olduğu ortaya çıktı.

Geri kafalı ülkesini değiştirmek ve bölgedeki can düşmanı İran’ın isteklerine engel olmayı kafasına takmış olan genç fakat çalışkan Suudi Prens yüzlerce muhalifini Riyad’da beş yıldızlı bir otelde hapsetti, İran’a karşı başarısız bir saldırıda Lübnan Başbakanı’nın gözünü korkuttu ve Yemen’deki korkunç savaşın hızını arttırdı. 

 

katar

 

Suudi Prens aynı zamanda Trump hükümetinin Orta Doğu’ya yaklaşımına yön verdi ve çabalarının enerji fiyatlarını yükseltmek, İsrail-Filistin barış görüşmelerini alt üst etmek ve İran ile savaş ihtimalini artırmak gibi çok ciddi sonuçları olabilir. 

Katar’la yaşanan çekişme belki de bunların en az anlaşılan olanı ama kendine has çok çirkin yönleri var. 

Eylül ayında, normalde son derece sıkıcı geçen Kahire’deki Arap Ligi Zirvesi’nde Suudi ve Katarlı diplomatlar birbirleri hakkında “kuduz köpek”, ihanet imaları ve hatta develere kötü davranmak gibi ağır suçlamalarda bulundular.

Katar Dışişleri Bakanı, Sultan bin Saad al-Muraikhi’ye “Ben konuştuğum zaman susacaksın!” diye bağırdı. 

Suudi Sultan “Hayır, susması gereken sensin!” diye bağırarak cevap verdi. 

 

katar

 

Bu son derece kişisel garezde çok ciddi bir kan davası kokusu var. Katarlılar, Suudiler ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin tümü aynı göçmen kabilelerden geliyor, aynı dine sahipler ve aynı yemekleri yiyorlar.

Bu yüzden aralarındaki kavga birbirine dalaşan kuzenlerinkine benziyor fakat bu kuzenler milyarlarca dolar paraya ve Amerika yapımı savaş uçaklarına sahip. 

Geçtiğimiz hafta BAE’nin Katar savaş uçaklarını kendi yolcu uçaklarını İran Körfezi üzerinde taciz etmekle suçlamasıyla kriz ciddi boyutlara yükseldi. Katar iddiaları reddederek BAE savaş uçaklarının kendi havasahasını iki kere ihlal ettiğini iddia etti. 

Diğer körfez ülkelerinin Katar’ı ciddiye alarak küçümsemeye başlaması bile oldukça yeni bir gelişme.

20. Yüzyılın büyük bir bölümünde Katar korsanların kol gezdiği İran Körfezi’nin çokrak bir arazisiydi. İnsanları aşırı fakirdi, yaz aylarında inci bulmak için denize dalarak ve kış aylarında deve yetiştirerek geçiniyorlardı.

Onlarca yıl boyunca komşuları petrol zengini Suudi’lerin gölgesinde kaldılar. Al-Thani ailesinin yönetimi arayı korkunç derecede açan ağız dalaşları ve dönem dönem yaşanan darbeler yüzünden düzgün işleyemedi.

 

katar

 

Sonra, 1971 yılında, Katar doğalgaz buldu.

Dünyadaki en büyük doğalgaz kaynağının keşfi ilk önce acı bir hayal kırıklığı oldu. Eski Enerji Bakanı Abdullah bin Hamad al-Attiyah: “Halkımız bir petrol kaynağı ümit ediyordu” dedi. Ancak 1990’lara gelindiğinde yeni teknolojiler sayesinde doğalgaz sıvı hale getirilerek tanker gemiler tarafından taşınabilir hale geldi.  

Tamim’in babası, o dönemki Emir Şeyh Hamad bin Khalifa al-Thani çok büyük bir kumar oynadı. Kendine tüm karşı gelenlere rağmen, Katar’ın kuzey kıyısındaki Ras Laffan’da kurulan ve sürekli büyüyen bir sıvılaştırma tesisine, enerji devi Excon Mobil’in de yardımıyla 20 milyar dolar yatırdı.

Şirketin yöneticiliğine şu anda Devlet Bakanı olarak görev yapmakta olan Rex W. Tillerson atandı. 

Oynanan kumarın sonuçları inanılmaz oldu. Doğalgaz yükseldi ve 2010 yılı itibarıyla Katar dünya pazarının yüzde 30’unu üretiyordu.

O zamandan beri Katarlılar, şu anda sayıları 300.000’i aşıyor, çok hızlı biçimde zengin oldular. Ülkenin ortalama yıllık kişi başına 125.000 dolarlık geliri dünyada birinci sırada ve ABD veya Suudi Arabistan’ın iki katından fazla.

 

katar

 

Devlet vatandaşlara bedava arazi, iyi para ödeyen işler ve Amerikan üniversitelerinde eğitim sağlıyor. Parlak süper-arabalar ve limuzinler Doha’nın palmiyelerle süslü sahil yollarında dolaşıyor. Fakir bir Katarlı bulmak çok zor. 

Yaşanan bu değişim Thani ailesi için de aynı seviyede dramatik oldu. Bir zamanlar unutulmuş bir yarımadanın tek hakimi olan aile, dünyanın gözünde destek bekleyen bir konuma dönüştü: Vanity Fair ve Vogue gibi dergilere çıkan stil ikonları oldular; Cezanne veya Gaugain eserlerine yüz milyonlarca dolar harcayan sanatseverler oldular ve 2011 yılındaki Arap Baharı’na destekçi yaratmakta büyük rol oynayan El-Cezire’nin kurulmasını sağladılar. 

Haziran ayında, Katar’ın hırsının bir gösterisi olarak, ülke bayrağının renkleri New York’taki Empire State Binası’nı süsledi. Ülke binanın bir bölüm hissesine sahip. 

Ancak Katar’ın hava atma çabası komşuları arasında son derece tartışmalı. Thami ailesi, küresel etki yaratmak amacıyla, çift yönlü ve bazen birbiriyle çelişen politikalar izlediler – barışın, eğitimin, kadın haklarının erdemlerini anlatırken aynı zamanda Suriye’deki İslamcı radikallere para sağlayarak Orta Doğu’daki en büyük ABD askeri üssünün kurulmasına izin verdiler. 

 

katar

 

Suudi Arabistan ve BAE – ve onarın boykotuna atılan Bahreyn ve Mısır- ülkeleri için Katar kazandığı zenginlikten dolayı burnu büyüyüp her işe burnunu sokan bir ülkeden başka bir şey değil ve haddinin bildirilmesi gerekiyor. 

Üç dik kafalı kraliyet üyesi bu tartışmanın merkezinde bulunuyor.

32 yaşındaki Suudi Araistan prensi Muhammet, Kızıldeniz kıyısında robotlar tarafından yönetilecek 500 milyar dolarlık bir şehir kurmak gibi tuhaf önerilerle çıkmaza girmiş toplumunu hareketlendirmek ve yeniden yapılandırmak istediği bir kampanya sunuyor.

Birleşik Arap Emirlikleri veliaht Prensi ve savaş yanlısı olduğu bilinen 56 yaşındaki Şeyh Muhammet bin Zayed al-Nahyan ile de sağlam bir ittifakı var ve ikili İran’a karşı büyük bir kin besliyor. 

Normal şartlarda iki prens de Katar Emir’i Tamim karşısında sıraya dizilir. Son derece diplomasiye yatkın bir çehresi olan ve uzun boylu Tamim, birçok açıdan klasik bir Körfez hükümdarını canlandırıyor: babası gibi İngiltere’deki Sandhurst Kraliyet Askeri Akademisi’nde eğitim görmüş, 3 karısı ve 10 çocuğu var ve geleceği yansıtan, cam kuleler ve otoyollarla dolu Doha’da lüks içinde bir yaşam sürüyor. 

 

katar

 

2013 yılında 33 yaşında iktidara gelmesi, iktidardakilerin ölene kadar tahtlarından inmedikeri Suudi Arabistan ile büyük bir zıtlık oluşturdu. Aynı zamanda nazik tavırları da komşu ülkelerin yapışkan bir sinek gibi gördükleri inatçı tavırlara ters düşüyor. 

Üç lider arasındaki barok tarzındaki kan davası – siber casusluk, propaganda salvoları, saray entrikaları ve büyük oynanan çöl avlarının birleşimi – antik çağlarda oynanan bir Körfez drama tiyatrosuna layık görünüyor. ‘Tovb’ olarak adlandırılan beyaz cüppeler giyen zenginler tarafından oynanan oyunun adı “Tovblar Oyunu” idi. Fakat aynı zamanda körfezin parıldayan şehir-devletleri için de bir hesaplaşma fırsatı sunuyor. 

2011 yılında yaşanan Arap Baharı karışıklığına karışmaktan kurtulan bu ülkeler, kendilerini belirsiz yeni ekonomik ve siyasi politikalara doğru hızla koşarken buldular. Tüm karışıklığın ortasında da, yıllardır boyundan büyük işlere kalkışan küçük katılımcı Katar, ömrünün en büyük mücadelesine girerek yer aldı. 

Doha şehir merkezinde, Emir’in haftada iki kere misafir ağırladığı muhteşem sarayın arkasında, ayıltıcı derecede dürüstlükte çirkin bir hikayeyi anlatan sessiz sakin bir müze bulunuyor. 

 

katar

 

Bin Jelmood House Müzesi, gösterişli sergilerinin ardında Katarı’ın 1952 yılına kadar devam eden kölecilik geçmişini de sergiliyor. Zanzibar’dan getirilen kölelerin, Katar ekonomisinin belkemiği olan incileri  bulmak için yaptıkları dalışlarda yaşadıkları zorlukları anlatan bir video tüm bunları hatırlatıyor.

Bir diğer fiyat listesi dönem ticaretinin kalpsizliğini sergiliyor: 1.200 rupe, o döneme göre 550 dolar, bir şoför fiyatı, 1926 yılında; 1909 yılında da bir aşçının fiyatı 1.500 rupe.

Geçmişin günahlarını sergilemekten çekinmeyen müze, Thani ailesinin ülkeyle ilgili projelerinin bir aynası gibi – açık ve aydınlık, Suudi Arabistan’ın tutuculuğundan uza ve BAE’deki Dubai’nin vurdumduymazlığına kıyasla çok daha ölçülü. 

Suudi kadınlar Haziran ayında araç kullanma hakkı kazanacakken, Katarlı kadınlar onlarca yıldır araç kullanıyor. Katar’da sinemalar, barlar ve hatta kadın at jokeyleri var. Hıristiyanlar rahatça ibadet edebiliyor.

Katarlılar Suudi Arabistan ile aynı bağnaz Wahhabi kolunu takip etse de, modern bilince aykırı düşen meydanlarda kafa kesmeler veya benzeri olaylar yaşanmıyor. 

 

katar

 

Tamim ülkesinin demokratik değerlerinden övgüyle bahsediyor. Son söylemlerine göre, 50 yıl içinde, El Cezire bölgedeki “tüm özgür ifade kavramını” değiştirmiş olarak görünecek. Bir çok yönden değiştirdi bile. 
Ama özgürlük de bir yere kadar.

2012 yılında Katarlı bir şair kraliyet ailesine hakaret etmekten müebbet hapse mahkum oldu. (Tamim 2016 yılında onu affetti) El Cezire’nin Arap dilindeki kanalı diğer Arap liderlere saldırmaktan çekinmiyor fakat Katar kraliyetine son derece itinayla yaklaşıyor.

Hükümeti eleştiren ve az görülen cinsteki Doha News 2016 yılından beri erişime engellenmiş durumda. Hükümet ayrıca 2005 yılında sadakatlerinden şüphe duyduğu 5.000 aşiret üyesinin Katar vatandaşlığını kaldırdı.

Katar’daki üç milyonlu nüfusun yüzde 90’ı yabancı çalışanlardan oluşsa da, komik sayılabilecek haklara sahipler ve Katar’ın 2022 Dünya Kupası için yaptığı hazırlıklar yabancı çalışanlara yapılan kötülüklerle ilgili insan hakları dernekleri raporları tarafından lekelenmiş durumda. Ekim ayında açıklanan yeni bir kanun bu durumu ciddi biçimde değiştirebilir, eğer yürürlüğe girerse. 

Kölelerle ilgili müze bile aslında göründüğü gibi değil. Katarlıları geçmişlerindeki hassas bir konudan korumak için müze 2015 yılında diğer kraliyet projelerinin aksine sessizce açıldı.

Sonuç olarak, çok az Katarlı müzeyi biliyor ve müze genellikle bomboş. 

Yüzyıldan uzun süredir Katar’ın yöneticileri genellikle akrabalarından kaynaklanan özgüvensizlikler yaşadılar. 

Tamim’in büyükbabası kuzeni Emir’i 1972 yılında devirdi fakat kendi de oğlu Hamad tarafından 1995 yılında tahttan indirildi. Devrik Emir durumu İsviçre’de tatildeyken öğrendi, oğlunu “cahil bir adam” olarak kınadı ve inzivaya çekildi.

Doğalgazdan gelen milyarlar 2000 yılı civarı akmaya başladıktan sonra aile içi gerginlikler azaldı ve daha hırslı ve reformist bir kraliyet ailesinin yolu açıldı. 

Tamim’in annesi, 58 yaşındaki Sheikha Mozah bint Nasser Al-Missned parıltılı elbiseleri, yaşlanmayan görünümü, eğitime ve sosyal sorunlara verdiği destekle Arap dünyasının en ünlü isimlerinden biri.

Bilindiği adıyla Sheikha Mozah, Batılı bir ‘first-lady’ gibi davranıyor, Birleşmiş Milletler konferanslarında konuşuyor ve mülteci kamplarını askeri kıyafetlerle, başında sadece hafifçe bağlanmış bir türban ile geziyor. 

Mozah gücünü 30 ülkeden müzisyenleri topladığı bir filarmoni orkestrası kurarak, 8 milyar dolar harcadığı bir araştırma hastanesi inşa ederek ve Georgetown, Northwestern, Carnegie Mellon ve Texas A&M gibi prestijli üniversitelerin bazı bölümlerini Katar’a getirerek elde etti. 

Tamim’in küçük kız kardeşi Mayassa Katar’ın kültür çariçesi – 30 yaşında, tahmin edilen yılda 1 milyar dolarlık sanat harcamasıyla sanat dünyasında bir dev. (New York MOMA müzesi yılda yeni eserlere 30 milyon dolar harcama yapıyor) 2008 yılında emekliliğe ayrılmış mimar.

M. Pei’yi çok beğenilen İslam Sanatı Müzesi’ni Doha’da inşa etmesi için ikna etti ve sonrasında Gaugain, Francis Bacon ve Damien Hurst’un çok meşhur eserlerini satın aldı. İçinde İslam’a aykırı içki ve kumar barındıran Cezanne’a ait “Kart Oyuncuları” tablosunu 250 milyon dolara aldığında, söz konusu tablo dünyanın en pahalısı oldu.

Avrupa’da Katarlıların gösterişli gayrımenküle çok para ödeme ve aristokratik prestij istekleri konusunda bir şöhretleri var. 2008 finansal çöküşünden sonra, Yunan adalarını, Fransız kalelerini ve Londra için anlam ifade eden birçok yeri satın aldılar.

Bunların arasında Harrods mağazası, Heathrow Havaalanından hisseler ve Batı Avrupa’nun en yüksek binası the Shard bulunuyor. Bu satın almalar, İngiliz medyasını “ Katar Londra’da Kraliçe’den daha fazla mala sahip gibi” başlıklara itti.

Bu kadarı doğru, İngiliz makamlarına göre, ancak Kraliçe Elizabeth II bunu pek önemsemiyor. Kendisi Hamad bin Abdullah al-Thani’nin 400 milyon dolar değerindeki Park Lane malikanesinde defalarca yemek yemiş. Emir’in 30’lu yaşlardaki kuzeninin evinde herkes “Downtown Abbey” dizisindeki kostümlerle servet yapmış.  

Ortadoğu’da ise, Katar’ı yönetenler zenginlerini daha büyük komşularıyla bağlarını koparmak için kullanıyor. 

Onlarca yıldır, Katar’dan 186 kat büyük Suudi Arabistan, Katar’a kendine bağımlı bir devlet gibi davrandı. 1940’lı yıllarda Suudiler Katar’ın mütevazı petrol gelirlerinin bir kısmını almaktan çekinmedi; daha sonra da Katar’ın topraklarını kemirerek iş ve dış politikasını dikte ettiler. 

Tamim’in babası Hamad, Suudileri 1996 yılındaki başarısız darbe girişimi yüzünden suçladı – bu da o zamandan beri kaynamakta olan rekabetin en önemli sebeplerinden biri. 

Yola kendi başına devam etmeye karar veren Katar, önce bölgesel barış yapıcı rolünü üstlenerek Doha’yı Sudan, Somal ve Lübnan gibi yerlerden gelen liderlerin beş yıldızlı otellerde anlaşabilecekleri bir İran Körfezi Cenevresi yapmak istedi.

2003 yılından beri hava üssüne izin verdikleri ABD ilişkileri gelişti ve El Cezire ve kanalın tüm Arap ülkelerinin canını sıkan kışkırtıcı tavrı sayesinde popüler oldular. 

Katarlılar ayrıca Filistinli militan örgüt Hamas liderlerini de ağırladı. Buna karşı İsrailli makamlar Doha’yı “teröristler için Club Med” olarak nitelendirdi. 

Ama Katar’ı farklı kılan herşeyden önce 2011 yılında Arap Baharı oldu. Orta Doğu’da köktenci hareketler var olan düzene karşı ayaklandıkça, Suudiler ve Birleşik Arap Emirlikler siyasi İslamın giderek güçlenmesi karşısında, Mısır’daki Müslüman Kardeşler gibi, korkarak kendi ülkelerine yayılmalarından endişe duydular. 

Katar İslamcıları destekledi.

Tamim Ekim ayında 60 dakika programına “Biz halkın yanındaydık.” dedi. “Onlar rejimlerinin yanındaydı, bana göre biz doğru tarafta durduk.”

Emir’in cesur olmak için kaynağı var. Katar sonsuz kaynaklara sahip, sarayından birkaç kilometre uzakta genişlemekte olan bir ABD hava üssü var ve yurtiçinde herhangi bir muhalefeti yok.

“Katar ve Arap Baharı” kitabı yazarı Kristian Coates Ulrichsen’e göre “Sanki her istediklerini yapabilecekleri gibi bir hissiyat vardı, paraları olduğu sürece. Kendilerine olan güvenleri zirvedeydi.”

Fakat Riyad’da ve Abu Dhabi’de hayal kırıklığı oluşmaktaydı. 

Tüm bu durum uygun olarak, Suudi Arabistan veliaht prensi Muhammed bin Salman ve BAE prensi Muhammed bin Zayed arasındaki ittifak bir şahin avıyla pekiştirildi. Şahin avları Körfez devletleri arasında el üstünde tutulan, çok büyük bir ekiple gidilen ve çok para gerektiren bir törendir – tek bir av 250.000 dolara mal olabilir. 

2016 Şubat ayında iki prens Suudi Arabistan’ın doğu çölllerinde safariye çıktılar. Daha sonra Fransa ve Galler’de ava gittiler ve bu geziler sayesinde 32 yaşındaki hiperaktif Suudi Prens ile onunla aynı düşünen yaşça büyük Birleşik Arap Emirlikli prens yakınlaştı. Ülkelerini modernleştirme vizyonuna sahip olduklarına kadar, Shakespeare tarzı bir drama da tutkuyla bağlıydılar. 

Muhammet bin Salman rakibini Haziran ayında tahtından indirdikten sonra, kraliyet fotoğrafçıları onu rakibinin elini, dizini öperken, saygı gösterisi olarak görüntüledi. Birkaç saat sonra rakibi sarayda hapishanedeydi.

Askeri birliktelikleri haddini aşan suçlamalara neden oldu. Yemen’de İran yanlısı Houthi grubuna karşı düzenledikleri son derece yıkıcı fakat etkisiz hava saldırısı sonrasında orduları savaş suçu işlemek ve özellikle kıtlık yaratmak suçlarıyla karşı karşıya. 

Yakın zamana kadar, kraliyet aileleri arasındaki rekabet dünya çapında en pahalı ve en dikkat çeken harcamaları yapmakla ilgiliydi. BAE’de Dubai dünyanın en yüksek binasına sahip, öte yanda Katar 2022 Dünya Kupası’na ev sahibi ve Amerika’dan birçok üniversiteyi ülkeye getirdi.

Kasım ayında bir Suudi Kraliyet üyesi Leonardo da Vinci’nin “Salvator Mundi” isimli eserini 450 milyon dolara satın olarak Katar’ın Cezanne tablosuna verdiği ücreti geçti.

Suudi veliahtların biri tarafından alındığı bildirilen tablo, Abu Dabi’de sergilenecek ancak ilk olarak Louvre müzesinde halkın gözlemine açıldı. 

Medyayı kullanarak birbirlerini alevlendiriyorlar.