Kas 03 2017

Dani Rodrik, Kavala'yı yazdı: ‘Cezaevine atılan iyi bir adam’

Geniş halk kitleleri onu pek tanımasa da, insan hakları, sivil toplum gibi konularla haşır neşir olan hemen herkes için bir mihenk taşıdır Osman Kavala.

18 Ekim’de gözaltına alındığının ikinci haftasında tutuklandı.Kavala, son birkaç yıldır azınlık hakları, Kürt meselesi, toplumsal barış, bağımsız medya gibi alanlarda çalışma yapanlara yapıştırılan “Türkiye devleti ve hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçlamasından muaf tutulmadı.

2013’te katıldığı Gezi Parkı protestoları, aradan geçen dört yılda Kavala’nın cezaevine konulması için gerekçeye dönüşüverdi.

Diğer pek çok örnek gibi, Kavala’nın tutuklanması da özellikle Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın muhaliflere yönelik tahammülsüzlüğünün bir göstergesi olarak yorumlanıyor.

The New York Times’a Kavala’yı anlatan bir yazı kaleme alan Harvard’s Kennedy School of Government’ın ekonomi profesörü Dani Rodrik, onu, “Türkiye, Avrupa ve Ortadoğu’nun kimi bölgelerinde, ülkesinin yarılmalarını iyileştirmek için yürüttüğü bitmek bilmeyen çabaları ile tanınan” kişi olarak tanımlıyor.

Kavala gözaltına alındığı gece, 350 bin Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapan Gaziantep’ten dönüyordu. Mültecilerin yerel toplumla entegre olabilmesi için bir kültür merkezi kurmak için oradaydı.

Henüz Kavala’ya resmi bir suçlama yöneltilmediği anda bile Erdoğan, Kavala için “Türkiye’nin Soros”u ifadesini kullandı. Erdoğan destekçileri arasında, Soros’u ülkenin altını oymaya çalışan entrikacılarla ilişkilendirme çabası hayli yaygın.

Erdoğan aynı zamanda, Kavala’yı gözaltına alınan ve 15 Temmuz darbe girişiminin arkasında olmakla suçlanan Fetullah Gülen grubu sempatizanı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan ABD Konsolosluğu çalışanı Mehmet Topuz ile de ilişkilendirdi.

“Erdoğancı medya da Kavala’yı şeytanlaştırma kampanyasına katıldı. Onu Gülenci, Amerikan ajanı olmakla ve Gezi olaylarını organize etmekle itham etti. Suçlamaların hepsi saçma çünkü Kavala’nın tek suçu Türkler, Kürtler ve Ermeniler arasındaki kopmuş bağları yeniden düzeltmek için kültürel ve sivil toplum girişimleri organize etmesidir.”

Rodrik’e göre, Erdoğan’ın suçlamalarının absürdlüğü Gülen hareketini faş eden kitabıyla bilinen gazeteci Ahmet Şık’ın tutuklanmasında görülebilir. Erdoğan, o kitabın yazıldığı 2011’de Gülenci polis ve savcılarla işbirliği içinde seküler subaylara, gazetecilere, akademisyen ve politikacılara karşı sahte delil üretiyordu.

“Emekli general ve kayınpederim Çetin Doğan da kurbanlardan biriydi. Ergenekon ve Balyoz davalarından tutuklanan yüzlerce kişiyle birlikte, Erdoğan’a komplo kurma suçlamasıyla dört yıl cezaevinde kaldı. Ben ve eşim, bu davadaki delillerin Gülenciler tarafından uydurulduğu tespitinde bulundu.”

Şık kitabında, Gülencilerin kendilerini bürokrasiye nasıl yerleştirdiklerini ve muhaliflerine yönelik kirli hilelerini anlatıyor. Bir yıl cezaevinde kaldıktan sonra Şık, Erdoğan’ın yolsuzluğuna, artan otoriterliğine karşı sözünü sakınmadı.

Erdoğan’ın stratejisi, ülkenin yarısının desteğini alabilmek için bölmek. Ülkeyi varsayılan dış düşmanlara karşı tetikte tutup, yerini sağlamlaştırmak için milliyetçi, dinci hisleri ateşliyor.

Rodrik yazısını, “Kavala hedef oldu çünkü Erdoğan rejiminin yok etmeye çalıştığı her şeyi temsil ediyor: canlı ve bağımsız bir sivil toplum, entelektüel farklılığa, Kürtler ve diğer azınlıklar için kültürel özerkliğe ve yurt dışındaki sivil toplum ağları ile işbirliğine," satırları ile sonlandırıyor.

 

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar