Ağu 19 2019

Güncel Şark Islahat Planı’na rağmen, o şehirler ezel ebed Kürtlerindir

1999’da HADEP ile başlayan Kürt belediyecilik geleneği, yıllar içinde çeşitli badireler atlattı. Onlarca belediye başkanı, kendi topraklarında yerel yönetimi üstlenmenin bedelini ödedi, ödüyor. 19 Ağustos 2019’da Kürtlerin en büyük üç belediyesine yapılan sivil darbe, yeni bir badire.

Hatırlanacağı üzere; bütün baskılara ve anti demokratik uygulamalara rağmen Kürt siyaseti AKP’nin iktidara geldiği 2002’den bugüne etki alanını genişleterek Meclis’te ve yerel yönetimlerde büyük başarılar elde etti. Halkın meşru kazanımı arttıkça Erdoğan yönetimindeki AKP’nin saldırganlığı daha da arttı. En son İstanbul seçimlerinin sonuçlarına tartışmasız bir şekilde damga vuran HDP seçmeni; şimdi muhtemeldir ki kendi coğrafyasında yeni bir bedel ödetme politikasıyla karşı karşıya.

Kayyım rejimine mecbur edilen Kürtler, bölgede güncellenmiş bir Şark Islahat Planı’nı her 10 yılda bir yeniden yaşıyor. Cumhuriyetin ilanından sonra Kürtlerin yok sayılması ile birlikte yürütülen inkar siyaseti çerçevesinde hazırlanan “Şark Islahat Planı” 24 Eylül 1925 tarihinde Bakanlar Kurulu’nda onaylanıp uygulamaya konuldu. Plana bağlı olarak, “Mecburi İskân Kanunu” 1934’te yürürlüğe girri ve sürgünler yoluyla nüfusun yer değiştirmesi hedeflendi. Şark Islahat Planı’nın 11. maddesine göre, Şark’ta 2. derece memurluklara bile Kürt memur atanmayacaktı. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra Kürt emekçilerin belediyelerden ve kamu kurumlarından KHK’ler ve iş sözleşmelerinin iptalleri yoluyla işlerinden atılması ve yerlerine batı illerinden memurların getirilmesi bu uygulamaların Islahat planından esinlendiğini açık göstergesiydi.

Plan, bölgedeki vilayet ve kaza merkezlerinde, hükümet ve belediye daireleri ve diğer kurumlarda, okullarda ve yaşamın her alanında Türkçe dışında bir dil kullanmayı yasaklamıştı. Bu plan çerçevesindeki Umumi Müfettişlikler ise kayyım modelinin esin kaynağı oldu. Diyarbakır, Van, Hakkâri, Mardin gibi illere birinci dereceden sorumlu olarak atanan Abidin Özmen’in yaptıkları ile bugünkü kayyımların yaptıkları arasında çok da büyük bir fark yok. Bu müfettişlikler, 1927-1952 yılları arasında kuruldukları bölgede sivil, asker ve yargı üzerinde kesin otoriteye sahip olan bölgesel valilikler olarak Cumhurbaşkanlığına bağlıydı. Onların da bugünkü kayyımlar gibi hesap verme zorunluluğu yoktu.

11 Eylül 2016 tarihinde başlayan kayyım atamaları, üç büyükşehir belediyesi olmak üzere, 10 il, 63 ilçe ve 22 belde ile DBP’li toplam 95 belediyede gerçekleşmişti. Bu süreçte pek çok belediye başkanı tutuklandı, uzun süreli hapis cezalarına çarptırıldı.

Vesayet ile mücadele ettiğini iddia eden AKP hükümetleri, Kayyım Rejimi ile yerel yönetimler üzerinde tam bir bürokratik vesayet alanı kurarak eleştirdiği tek parti dönemindeki iktidarlar ile aynı konuma düşmüş durumda.

Kayyımların geliş biçimleri ve kanuni altyapının düzenlenmesi Türkiye’de yeni dönem hakkında somut bir göstergedir. AKP Hükümeti tarafından 2016 yılında hazırlanan “Belediyelere kayyım atanmasını öngören yasa teklifi” TBMM’de görüşülmüş ancak HDP Grubu’nun etkin muhalefetiyle torba yasadan çıkarılmıştı. Ama 15 Temmuz ‘darbe girişimi’ fırsat bilinmiş anayasa ve yasalar çiğnenerek 4 Eylül 2016’da 674 sayılı torba KHK ile 5393 sayılı Belediye Kanunun 45. Maddesine ekleme yapmış ve kayyum atamaları gerçekleşmeye başlamıştı.

Atanan kayyımların belediye binalarına köpekler, tomalar, panzerler, özel timler eşliğinde nasıl girdiğine ve meclis üyeleri ile çalışanların belediye binalarından zor kullanılarak nasıl uzaklaştırıldığına hepimiz şahit olduk.

Seçimlerle alamadığını zorun gücüyle almaya çalışan AKP iktidarının belediyelere kayyım atamasının asıl amacı ise ekolojik, kadın özgürlükçü ve demokratik belediyecilik modelini ortadan kaldırmaktı. Bu nedenle aslında, bu fiili olmaktan ideolojik bir saldırıydı.

Kayyım rejimi boyunca, halk bütün karar süreçlerinden dışlanmış ve bütçe yapma hakkı elinden alınmıştır. Kent konseyleri, mahalle meclisleri tamamen siyasal alanın dışına itildi, kent ile ilgili tüm kararlar kayyım etrafında oluşan dar bir grup tarafından alındı. Böylece tek adam rejiminin yerelleştirilmesi süreci başlatıldı.

Üç yıl önceki kayyımlar göreve başlar başlamaz, kendilerini rezil rüsva eden yolsuzluklarının yanı sıra; halkın dayanışma pratiklerine darbe vurmak için özel bir politika yürüttü. Gıda bankaları, psikolojik danışma merkezleri kreşler ve çocuk oyun salonları, yaşlı bakım merkezleri, meslek edindirme amaçlı kurulan tekstil atölyeleri kapatıldı; spor müdürlüğü bünyesinde açılan tüm kurslar, engelli ve gençlere yönelik yapılan sosyal projeler iptal edildi.

Kayyımların yaptığı ilk işlerden biriyse, Kürtçeyi hedef tahtasına oturtmak oldu. Kürtçe eğitim veren kreşler ve okullar masal kitapları, çocuk oyunları, resimli sözlüklerin olduğu çalışmalar, kurslar ve kütüphaneler gibi kültürel projeler iptal edildi ve kapatıldı. Belediyelere ait kütüphanelerdeki binlerce kitap yakılarak imha edildi. Kayyımların bu pratiği hem hafıza-kırım hem de asimilasyon pratiğiydi.

Kürtçenin yanı sıra, hedef tahtasına oturtulan bir başka uygulama ise kadın sistemi oldu. 1999 yılından bugüne gerçekleştirilen kadın çalışmaları ve kurdukları kurumlar tasfiye edildi. 43 kadın merkezimizin bulunduğu il ve ilçelerde kadına yönelik her türlü şiddetle mücadele çalışmaları illegalize edilerek durduruldu. Kadın kurumları ya kapatılmış ya AKP Kadın Kollarına ya da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kızı Sümeyya Erdoğan’ın yöneticisi olduğu KADEM’e tahsis edildi.

Kayyımlar uyguladıkları mali politikalarla belediyeleri borç batağına sürükledi. Diyarbakır kayyımı sadece makam odasının mobilyası alımı için 750 bin TL’yi bir defada harcadı. 350 bin TL’ye çelik kapı ve kurşungeçirmez cam, korumalar için 250 bin TL’ye kiralık pikap harcaması gerçekleştirdi.

Kayyımlar belediyeleri hem borç batağına sapladı hem de ihalelerin ödemelerini kaybedeceklerini bildikleri için 31 Mart seçimleri sonrasına bıraktı. Örneğin sadece 2017 yılında Kayapınar Belediyesi gelirinin yüzde 71’i kadar, Mardin Büyükşehir Belediyesi yüzde 25’i kadar ve Van Büyükşehir Belediyesi ise yüzde 18’i kadar borçlandı.

Kayyımların yolsuzluğa varan usulsüzlükleri Sayıştay tarafından da hazırlanan raporlarla kanıtlanmıştır. Sayıştay Başkanlığı 2017 yılı denetim programı sonucunda, kayyım atanan sadece Ağrı belediyesinde 50 milyon liralık kayıtlara geçmeyen usulsüzlük saptamıştı.

31 Mart’ta Kürtler küçük kayıplarla, belediyelerini geri aldı. Ancak Türkiye’nin batısına bedel ödetmeyi göze alamayan AKP ve lideri, seçimler öncesinde açık açık dile getirdiği tehdidi, mevzu Kürtler olduğunda hayata geçirmekte bir beis görmedi. Halkın ezici çoğunluğunun oylarını alan Van, Diyarbakır ve Mardin’e yeniden kayyım atadı.

Ama belediye önünde oturan o teyzenin söylediği gibi, Kürtlerin oyları kayyımlara en fazla zıkkım olabilir. Çünkü dünya alem biliyor ki; o sokaklar, o kuçeler, bajar, ax û av, klam û stran, Dicle ve Fırat, Van, Mardin, Diyarbakır ezel ebed Kürtlerindir.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.