'İstanbul’u AKP’ye kazandırsaydık kayyım atamazlardı'

HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Van, Diyarbakır ve Mardin büyükşehir belediyelerine kayyım atanmasına vurgu yaparak çağrı yaptı.

Başta CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere muhalefete seslenen Buldan, "Türkiye bugün demokrasi sınavından geçiyor. Meclis'teki partilere çağrımdır. Bize yapılan yarın size yapılabilir. Sessizliğinizi bozun" dedi. AKP’nin İstanbul’u kaybettiğini ve kayyımların “İstanbul’un intikamı” olduğunu ifade eden Buldan, “Sessizliğinizi bozun. Söyleyecek sözünüz mutlaka vardır. Gün bugündür” tepkisini gösterdi. 

Buldan’ın tepkisine CHP’nin tavrıysa beklenen şekilde olmadı… Yaklaşık 4,5 saat süren olağan MYK toplantısında CHP’lilerin kayyım atamalarını, “Demokrasiye darbedir. Partimiz bu şekilde görüş dile getirmeli” şeklinde değerlendirdiği ama söz konusu illerde protestolara katılmayıp eleştiri düzeyinde muhalefet sergileyeceği belirtildi.

31 Mart ve 23 Haziran seçimlerinde verdikleri desteklerle İstanbul, Ankara, Antalya, Adana gibi büyük kentlerin CHP’ye geçmesini sağlayan HDP’liler ise bu tavrın yetersiz olduğunu düşünüyor. Ahval’e konuşan HDP’liler “CHP’nin kazandığı illerde AKP’yi destekleseydik, AKP kazanırdı. O zaman kesinlikle kayyım işine başvurmazlardı” diyor. 

İstanbul’da HDP oyunun yüksek olduğu ilçelerden Küçükçekmece’de bir çiğ köfte dükkânı işleten Neriman S. kayyım atamanın anti demokratik bir uygulama olduğunu belirterek söze başlıyor.

İmamoğlu’nun kendileri sayesinde kazandığını ifade eden Neriman Hanım, “Ancak o desteğin yüzde 1’ini görmedik. CHP’liler ‘Bu kabul edilmez’ deyip kenara çekiliyor. Bu şekilde kenara çekilmeleri kabul ettiklerini gösterir” diyor. Atamaların sebebini sorduğumda ise “Bize ‘CHP ile hareket edip bana kaybettirtirsen ben de CHP’yi kenara alırım ve sana kayyım atarım’ diyorlar. Belediyeni bahanelerle alırım diyorlar. Böylece gözdağı veriyorlar” cevabını veriyor.

Sefaköy’de bir börekçide çalışan Yusuf Bey ise kayyım atamasıyla CHP’nin yüzünün ortaya çıktığını söylüyor.

CHP’nin Kürtlere yardımının dokunmayacağını bu yüzden İmamoğlu’na oy vermediğini ifade eden Yusuf Bey, “İSMEK’te güya Kürtçe kursu olacaktı. Güya her şey güzel olacaktı ama bak kayyım oldu. CHP destek vermediği için Kürtler de gidip AK Parti’ye oy veriyor. Eğer Kürtler CHP’ye yanaştıklarında destek görselerdi, o vakit CHP’ye oy verirlerdi” diyerek CHP’den de HDP’den de ümidinin olmadığını söylüyor.  

Bağcılar’da sorularımızı yanıtlayan Suat Çelik ise kayyım uygulamasına şaşırmadıklarını söylüyor. Herkesin Kürtlerden destek beklediğini ama onlara köstek olduklarını vurgulayan Demir, “Ben ne diyeyim ki? Allah belalarını versin. Erdoğan ‘kazansalar bile alacağız’ demişti. Buna rağmen Kürt halkı iradesini ortaya koydu. Oyunu HDP’ye verdi. Kürtlerin bir kısmı halen Erdoğan’a oy veriyor. Vermemeleri lazım... CHP’ye baktığımızda ise onlar da iki kelam edip kenara çekiliyorlar. Allah onların da belasını versin” diyerek beddua ediyor. 

Gaziosmanpaşa’da oturduğunu söyleyen Ali Bey, İmamoğlu’nun ılımlı ve gençlere yönelik siyasetinden memnun olduğunu söylüyor.

 

 

Yaşlı siyasetçilerden bıktığını ifade eden Ali Bey, “Bir yerde genç nüfusu fazlaysa yöneticileri de genç olmalıdır. Ben kişileri ve durumları değerlendiriyorum. Beğenmezsem oy vermiyorum.  İmamoğlu’nun kayyımlarla ilgili sözlerine gelirsek burada farklı noktalar var. Mesela insanlar diyor ki ‘Bu kayyım atamanın nedeni terör ile bağlantıları.’ Belki gerçekten bağlantıları var. Ama eğer terörle bağlantıları varsa nasıl bu kadar büyüdüler? Yani madem bağlantısı var o zaman neden aday olmasına izin verildi? Bence İmamoğlu şuna tepki verdi. ‘Seçilmişleri değiştiremezsiniz’ dedi. Hâlbuki değiştirebilirsin. Yeni sistem artık buna da müsaade ediyor. Başkanın kayyım atama yetkisi var. Ama ben İmamoğlu’nun yerine kayyım atamasının yapılmayacağını düşünüyoruz. Çünkü İstanbul çok büyük ve halk tepki verir” diyerek düşüncelerini açıklıyor. 

Yenibosna’daki bir restoranda çiğköfte satan AKP seçmeni Alişan ise kayyımı doğal karşılıyor.

 

 

Malatyalı olduğunu ve yüksek lisansını yeni bitirdiğini söyleyen Alişan,“ Orada halkın şikâyetleri üzerine kayyım atandığını görüyoruz. Kimse kafasına göre kayyım atmadı. Kayyımlar her zaman var. Yolsuzluk tartışmaların olduğu yerlere kayyım atanıyor. İyi kayyım var, kötü kayyım var. Artık hangisine denk gelirsen. Bu şans işidir. Vali bile şu an belediye başkanının görevini yapabiliyor” diyerek kararı desteklediğini ifade ediyor. 

Şirinevler’de Demm Cafe adlı mekânda çalışan İbrahim ise her yerde Kürtlerin çalıştığını ama diğer kesimlerin yediğini söylüyor. Kürtlerin üretmek zorunda bırakıldığını ve diğer kesimlerin keyfince tükettiğini, kayyım meselesinde de durumun farklı olmadığına dikkat çekiyor:

“CHP Kürtlere sahip çıkmadı. Çıksaydı, bu olay yaşanmazdı. Kürtler AKP’ye oy verseydi durum bundan farklı olmazdı. Çünkü bir önceki seçimde büyükşehirler AKP’de idi. Buna rağmen kayyım atandı. Bu ülkede AKP’ye de oy versek CHP’ye de oy versek Kürde yer yok. CHP tank palet için eylem yapıyor ama kayyım için eleştiriyle yetiniyor. Kimse Kürtlere destek vermiyor”.

Kürtlerin yapması gerekenleri de yorumlayan İbrahim, “Kürtlerin ve HDP’nin direnmesi lazım. Onlara destek versek de olmuyor. Mersin ve İstanbul’a kayyım atanamaz. Atanırsa herkes direnir ve Gezi direnişi tekrar olur. İstanbul Belediyesi’ne kayyım atanırsa buradaki Kürtler CHP’lilerle ayağa kalkarlar. Ancak HDP belediyelerine kayyım atandı ve tüm CHP’liler rahatça yerinde oturuyor” diyerek Kürtlerin adalet temelli yaklaşımının karşılıksız bırakılmasına isyan ediyor. 

Hasan Alkan da HDP’nin isteği üzerine CHP’ye oy vermiş bir isim. Kayyım mesajının sadece Kürtlere yönelik olmadığını ifade ediyor. Tek adam rejiminin yürürlükte olduğunu ve Kürtlere liderlik yapanların sürekli hedef alındığını söylüyor.

 

 

Alkan, “Şeyh Said’den beri bu kayyım işleri yürürlükte. Kayyım sadece Kürtlere değil, 80 milyon insana saygısızlıktır. Seçim öncesi Kürtlere ‘biz varız, arkanızdayız’ diyorlardı. Ama bugün yoklar. CHP zihniyeti yıllardır böyle. Bu hükümetin bu noktaya gelmesinde onların da payı var. CHP muhalefeti yavru muhalefet bile değil. Bence İstanbul vb. yerlere de kayyım atanır. Ömer Hayyam, ‘Cellâdına âşık olmuşsa bir millet/ister ezan ister çan dinlet. İtiraz etmiyorsa sürü gibi illet, müstahaktır ona her türlü zillet’ demiş. Ben kayyım bekliyorum. Kayyım atanırsa CHP hiçbir şey yapamaz” diyerek sözlerini sürdürüyor. 

Seçimde CHP’ye oy verdiğini ifade eden Iğdırlı İlhan ise Esenyurt’ta oturuyor.

 

 

CHP’nin Kürtlere sahip çıkmadığını ifade eden İlhan Bey, “CHP’ye verdiğimiz destekten dolayı şimdi kayyım atandı. Neden? Çünkü İstanbul, Ankara, Adana, Mersin gibi büyük şehirler Erdoğan’ın para ve lojistik kaynağı idi. Biz CHP’ye kazandırınca o kaynak kesildi. İstanbul onun kalesiydi ve kalesi düştü. Elbet buna sebep olarak Kürtleri görüyorlar. O yüzden bu kayyım atandı” diye belirtiyor. 

Rejimin artık Kürtleri kandıramayacağını kaydeden İlhan Bey, “AKP ve CHP eski Kürtleri yan lafla kandıracağı Kürtleri arıyor. Ama Kürt halkı uyandı. Biz CHP’ye destek verdik ama onlar bize sırtını çevirdi. Hem demokrasiye sahip çıkmıyorlar hem de Kürtlere yapılmış haksızlığa karşı suskunlar. Ama İmamoğlu sert bir tepki gösterdi. Keşke CHP de İmamoğlu gibi sesini yükseltse idi. Sokaklarda Kürt halkının yanında olsaydı. Bugün HDP’ye yapılan şeyler CHP’ye yapılacakların göstergesidir. Bu konuda tüm partiler refleks göstermeli ve hepsi mecliste bu uygulamalara karşı çıkmalıdır. CHP, Saadet, AKP içindeki vicdan sahipleri de bunu kınamalıdır” diyerek sözlerini bitiyor.

Ahmet Şekerci ile Üsküdar’da konuşuyoruz:

“Seçimle gelen seçimle gider. Yapılan demokrasiye darbedir” diye başladığı sözlerine şöyle devam ediyor: “Haksızlık bu. Vatandaşın seçtiği belediyelerimize kayyum atanmasını karşıyım. Diyarbakırlı arkadaşlarımla da konuştum, onlar da çok şaşkın. Halkın seçtiği iradeye saygısızlıktır bu.”

Aynı ilçeden Muzaffer Seçik ise şu soruyu sorarak söze giriyor: “Madem suçları vardı, PKK ile bağlantıları vardı niye seçime girmelerine izin verdiler?” İzin verdikten sonra yapılan bu işlemin ancak totaliter rejimlerde görüleceğini söyleyen Seçik şöyle konuşuyor: 

“Demokrasiyi katlettiler şu anda. Bir de Atatürk posterini indirip Erdoğan'ın fotoğrafının asılması tam trajediydi. Ben zaten Türkiye'de adalet olduğuna ben inanmıyorum. Türküm, Kürt değilim ama yapılan bu şeyden dolayı son derece üzgünüm, çünkü yarın ne olacağı belirsiz. Bakın insanların yüzü gülüyor mu, geçim derdi, mutsuzluk, adaletin olmayışı her şey kötü yani…”

Kadıköy’de konuştuğumuz Ferit Demirci ise kayyım kararını “Cumhuriyete ve demokrasiye ihanet” olarak yorumluyor:

“Nasıl 15 Temmuz bir darbe ise bu da öyle. Bence oranın halkının artık sandığa gitmemesi lazım, çünkü gerek yok. Halkın iradesine saygı duyulmuyor. Bir dahaki seçimde boykot amaçlı sandığa gidilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Öyle ya da böyle halkın iradesiyle seçilen temsilciler görevden alınıyor, o zaman seçime ne gerek var ki.”

Türkiye’nin yanlış yönetildiğini, kayyım kararlarının da bunun göstergesi olduğunu söyleyen Bedia Karakaş ise, “Haksızlık bu. Adaletsizlik. Kime sorarsa sorun herkes bunu söyler ama yapacak bir şeyimiz yok” diye konuşuyor:

“Öncelikle demokrasi açısından bir facia bu. Hem sandığı gösteriyorsun, gerçek demokrasinin sandık olduğunu söylüyorsun, hem de buna uygun davranmıyorsun. Ki seçimlerde bu belediye başkanları ezici bir çoğunlukla oy aldılar. Öyle kıl payı kazanılan belediyeler değil yani. Daha önce de kayyum atanmıştı, buna rağmen halk tepkisini bir daha ortaya koydu ve sandıkta en iyi cevabı verdi. Yine de buna rağmen milletin iradesini gasp ettiler. Bu da aslında bir darbedir. İnsan üzülüyor açıkçası. Böyle bir durumda haktan, hukuktan, adaletten söz etmek mümkün değil. Bunu sadece HDP'lilerin söylemesi gerekmiyor. Diğer partilerin de söylemesi gerekiyor. Benim seçime inancım kalmadı, şu anda seçime gidilse benim oy verdiğim parti kazansa dahi kendi istedikleri gibi kayyım atayabilecekler.”

Sultanbeyli’de yaşayan Abdullah Devran ise “Darbe bu” diyor ve 12 Eylül’le karşılaştırıyor:

“12 Eylül'de bile insanlar yargılandılar ve yargıya göre bir sonuca varıldı. Bunlarda o da yok. Bu insanlar suçluysa yargıya bildirirsin, yargı kararını verir, tutuklanırsa tutuklanır, görevden alınacaksa görevden alınır. Ama bakıyoruz AKP iktidarıyla her altı ayda bir darbe oluyor. Yüzde 49 oy alan Davutoğlu görevden alınıyor, kendi belediye başkanları istifa ettiriliyor, CHP’li belediye başkanları görevden alınıyor. Mardin, Diyarbakır ve Van’da yapılan bu darbe halkasına eklenen yeni bir vakadır.”

Kayyım atamalarının Türkiye’de demokrasinin geldiği aşamayı gösterdiğini söyleyen Ümraniye sakini Kadir Keser ise “Yukarıdan bir el halkın iktidarına tahammül edemedi” diye konuşuyor:

“Niçin seçime katıldılar bu insanlar ya da yukarıdakiler eğer suçlularsa niye katılmalarına müsaade ettiler? Bu haksız bir şey, iğrenç bir şey, antidemokratiklik, zalimlik. Buna sessiz kalanlar da, yapanlar kadar zalimdir. Demokratiklik insanın kendi fikrini rahatça söyleyebilmesidir, ben kendi fikrimi söyleyemedikten sonra demokrasi bunun neresinde? Devletin başındakiler devletin baba ve annesidir. Bir baba ve anne, evladı hata yaptığında onu döver mi, yoksa güzellikle anlatır mı? Bunlar habire dövüyorlar.”

Bir başka Ümraniyeli, Tayfun Kitapçı ise “teröre yardım” iddialarını inandırıcı bulmadığını dile getiriyor. Kendisinin HDP seçmeni olmadığını, aksine AKP’ye oy verdiğini söyleyen Kitapçı;

“Doğru bulmuyorum kayyım atamalarını. Çünkü onlara seçilme hakkı tanındı. Hangi parti olursa olsun, AKP, CHP ve HDP seçildilerse halkın temsilcileridir. Teröriste yardım etti diyorlar, valla ben doğru söylediklerini de sanmıyorum. Böyle giderse yarın bir gün Ankara, İstanbul’a da kayyım atamaya kalkarlar.”

Aynı ilçeden Cevriye Aydınlı ise, iktidar partisinin İstanbul’un batısında belediyeleri kaybettiği için doğuda rant peşinde olduğuna inandığın söylüyor:

“Burada belediyeleri kaybettikleri için orada ne elde edersek kardır diye düşünüyorlar. Bilmiyorlar mıydı, bu adamların sicilini? Sabıkaları varsa niye aday yaptılar, niye mazbata verdiler? Ama ülkede her şey yanlış gittiği için kayyım atanmasına şaşırmıyorum. Fakat kayyımı destekleyen de mantıklı düşünen bir insan değildir bence. Çünkü yapılan seçilmiş insanları görevden alıp, kendi menfaatine göre yandaşını göreve getirmekten başka bir şey değildir.”

Son olarak Cemal Polat ile konuşuyoruz. O da bize “Bu soruyu aslında oyları çalınmış, şu anda Diyarbakır’da belediyenin önünde bekleyen annelere sormalısınız” cevabıyla geri dönerek sözlerini şöyle sürdürüyor: 

“2019’da hala ‘devlet ne için var, kim için var’ sorularının cevabı verilmemişse, ‘devlet kendini mi koruyacak, vatandaşı mı’ soruları yanıtsız kalmışsa bunlar olur. Ya da devam edeyim; devlet kendi gerçeklerinden mi hareket edecek yoksa dünyanın gittiği yere göre mi hareket edecek? Bence devlet aklının bunları oturup düşünmesi lazım, çünkü kocaman bir yanlışa doğru yol almaya devam ediyoruz. İnsanları üzerek, insanları çözerek, insanları döverek, insanları ayrıştırarak, devlet olamayız, millet olamayız, bütün olamayız, vatandaş olamayız. Vatan, vatandaş için varsa vatandır. Şu ‘beka sorunu, herkes bize düşman, tehlikedeyiz’ sanrılarından kurtulmalıyız artık. Bu safsataları bir kenara bırakmalıyız. Bu ülkeyi bize reva görenlerin çocuklarına sormak lazım, beş tane ülke adı verseler tercihleri İsviçre, İngiltere, Almanya, Norveç mi olur yoksa İran, Sudan, Pakistan mı olur?”


© Ahval Türkçe

Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.